confessions

turkuaz beg

kutluk - Toktamış yazar

  1. toplam giri 1986
  2. takipçi 11
  3. puan 34350

anau türk medeniyeti

turkuaz beg
Anau ve Konur Tepe

İtalyan bilim adamı Raphael Pumpelly bugünkü Türkmenistan sınırları içindeki Aşkabat'ın güney-doğusunda yer alan Anau bölgesinde 60 yıllık bir çalışma yapmıştır. Pumpelly'nin Anau'daki çalışması onun bütün hayatını kapsamaktadır. Yaptığı bu çalışmayı ”Explorations in Türkistan” adlı eserinde 1904 yılında yayınlamıştır. ”Türkistan'ın Aşkabat civarındaki Anau bölgesinde ve Anau kazılarında Pumpelly'e eşlik eden E.Huntington'un da Taklamakan çölünün doğu ve güney kısımlarında yaptıkları araştırmalar bu sahaların prehistorik devirlerde kuvvetli ve ilerlemiş bir medeniyet alanı olduklarını ispat etmiştir….
R.Pumpelly yönetimindeki bilimsel kurul Anau'da biri kuzeyde diğeri güneyde olmak üzere iki kurganda (toprak mezar) kazı yapmıştır. Bunlardan daha eski olan kuzey kurganı kazısı Orta Asya'nın prehistorik devirlerini aydınlatması itibariyle çok önemli sonuçlar vermiştir. Bu kurganda birbiri üzerine kurulu iki kültür devresine ait iki tabaka bulunmuştur. Pumpelly bunları birinci kültür (Anau I) ve ikinci kültür (Anau II) tabakaları diye ayırmaktadır. Bunlardan alt katta bulunan kültür tabakası, elde edilen eserlere göre eneolitik devir medeniyetine ve milattan önce en aşağı 6000 sene evveline ait bulunmaktadır. Bu tabakada kerpiçten yapılmış evler, el ile işlenmiş boyalı seramikler ile beraber, örme sanatının varlığını gösteren birçok eserler bulunmuştur. Bu tabakadaki kazı aynı zamanda bu devirlerde Türkistan'da arpa, buğday gibi hububat ziraatının yüksek seviyede gelişmiş olduğunu göstermiştir. Duerstin keşfine göre, at, öküz, koyun, gibi hayvanların ehlileştirilmesi de bu kültür devresinde olmuştur. Bu ilk devirde, çok nadir olmak üzere bakıra da tesadüf olunmuş ise de kurşun ve kalay eseri görülememiştir. Kuzey kurganında Anau I. Kültürü üzerinde Anau II. Kültürünü oluşturan halkın, Anau I. Kültürü yaşatanlara bağlı oldukları anlaşılmaktadır. Anau II'de bakır eserler ve eşyalar daha çoktur. Fakat bu kültür devresinde kalay mevcuttur. El ile işlenmiş seramik sanatı daha iyi geliştiği gibi nakışlar, Lapis Lacuri de bu tabakada çok bol şekilde bulunmuştur.
Anau I. devrinde mevcut olan hayvanlara bu devirde çoban köpeği de eklenmiştir. Anau II. Kültür devresi kuraklık zamanında bitmiştir. Anau'nun en eski kültürünü yaşatan Anau I daha eski olan bir medeniyetin uzun devirlere ait oluşum eseridir. Anau I ve Anau II'den her ikisinin de şehir hayatını, buğday ve arpa ziraatını bilen daha eski bir medeniyetin mirası oldukları şüphesizdir. Orta Asya'nın bu ilk medeniyetinin temelini atan insanlar buzullar devrinde bu bölgede kapalı bir halde kalarak medeni ilerlemelerde bulunmuşlardır.
İran yaylasının ve Kafkasya bölgesinin buzlarla örtülü olması, Aral-Hazar denizinin kutup buzullarının güney cephesini çevirdikleri bu devirde Türkistan'daki halk, harici bir engellemeye maruz kalmaksızın kendi kendilerine oluşum devirlerini geçirmişlerdir. Bu oluşum devrinin birçok kademeleri olduğu şüphesizdir. Bu kademelerden biri insanın taş balta, taş ok ucu kullandığı zamana kadar olan devir, diğeride ev inşasından en eski Anau medeniyetine kadar olan devirdir….

Buzul devrinin sonlarında Orta Asya'da sıcak bir iklimin başlaması, Türkistan halkının medeniyet yolundaki seyrini kamçılamıştır. Aral-Hazar iç denizleri etrafı adeta bir İç Asya Akdeniz'i kıyıları halini almış, bu şartların gereği olarak bu bölgeler o zamanki dünyanın en ileri şartlarını toplayan bir alem olmuş, iklimin ılımanlığı, gıdanın bolluğu buralardaki insanların çok fazla üreyip çoğalmalarını ve hızla ilerlemelerini sağlamıştır. Fakat daha sonraları şiddetlenmiş olan kuruma olayı bu mutlu hayatı güçleştirmeye başlamıştır. Tabiatın yavaş yavaş kısırlaşması, insanlara gıdalarını kendi zekalarının yardımıyla suni olarak yetiştirmeye zorlamıştır. Orta Asya halkını erkenden ziraata ve hayvanları ehlileştirmeye yönelten etken işte bu durum olmuştur. Aynı etken daha sonraları, bir takım tecrübeleri izleyip suni sulama yollarını da bulduracaktı.
Orta Asya'nın kurumasının ilerlemesi, geçen zamanla birçok yerlerin çoraklaşması, üzerinde yaşanılabilen birçok ovaları çölleştirmiş, bu da bu ilk medeniyetin daha geniş bir sahaya yayılmasına sebep olmuştur. Yani önceden uygun alanlarda yoğun bir halde yaşayan bu ilk kültür temsilcileri, yavaşça olan kuruma neticesinde iskan kabiliyetini kaybeden bu alanları terk ederek yaşamaya daha elverişli alanlara dağılmışlardır….

Pumpelly bir taraftan Türkistan'da yaptığı araştırmalara, diğer taraftan da Anau kazılarının verilerine dayanarak şu iki hususu tespit etmektedir:
1.Orta Asya'da buğday ziraatına milattan 8000 sene önce (yani kuzey kurganının kuruluşundan önce) başlanmış olmasına ve hayvanların, ehlileştirilmesinin 6800-8000 tarihleri arasında yapılmış bulunmasına göre Orta Asya'da ziraat ve çiftçilik hayatı erkenden başlamış, ilk asıl hayat olmuştur.
2.Çok erkenden toprağa bağlanmış olan insanlar, kuraklığın artması sonucunda, hayvanların ehlileştirilmesinden önce, biri vahalara sığınan çiftçi halk, diğeri ötede beride dolaşmaya başlayan avcı halk olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Fakat asırların geçmesiyle beraber gitgide artan kuraklık sonucunda iklimin sürekli olarak kötüleşmesi, çiftçi halkı da yeni baştan çölleşmeye başlayan vahalarını terk ederek başka yerlere göçmeye zorlamış olduğu gibi göçebeleri de artık çölleşen steplerden yarı kurak alanlara çekilmeye ve buralarda yayılmaya sürüklemiştir. Bununla birlikte bu göçebe halkın da milattan önceki dördüncü binde vaha halkından hayvanat ve bitki yetiştirmek usulünü almış oldukları tahmin edilmektedir. Göçler devrinde göçebelerin göçleri başlıca Avrasya stepleri üzerinden ve Karadeniz'in kuzeyinden olmuştur.
Vaha halkının göçleri ise güney-doğuda Hong-Hoc, güneyde İndus, batıda ise Fırat Dicle Nil ve Kızılırmak boylarına doğru olmuştur. Anau'nun temsil ettiği neolitik kültürün bu kadar eski olması ve bu kültürün daha eski bir kültürün devamı bulunması, Orta Asya neolitik kültürünün çok eski bir zamanda ve her halde milattan önce 20.000'den çok önce başlamış olmasını gerektirmektedir.
Anau kazısını yapmış olan Pumpelly, burada bulduğu ilk devir medeniyetinin kıdemini tasvir ederken şu satırları yazıyor:
”Başlangıcı arzın derinliklerine gömülmüş olan ve tepesinde iskeletler bulunan Türkistan'ın Anau medeniyetine, bu uzun geçmiş kültürüne baktığımız zaman Mezopotamya ve Mısır'ın uzak bir devire ait malum kültürlerinden daha eski bir çağda 2000 yıl devam etmiş olan bir medeniyetin hayaliyle karşılaşmış oluyoruz: Daha başlangıçta evli barklı bir köy hayatı görünüyor. Kadınlar iplik büküyor, dokuma yapıyor, ekip biçiyor, zahireyi değirmen taşında öğütmeyi, fırınlarda ekmek pişirmeyi biliyorlardı. Çömlekçilik sanatkarları kaplara şekiller veriyor, uzak zamanlardan miras kalan boyalarla üzerlerine şekiller çiziyorlardı. Tarlalarda erkekler toprağı sürüyor, vahşi hayvan sürülerini ateşte sertleştirilmiş oklarla avlıyor, dağlarda koyunları kovalıyorlardı. Bu manzara insanlığın barbarlıktan medeniyete geçiş halidir. Ehli hayvanlarımızın ve eski dünyada devrim yapmak üzere atın insan kontrolü altına alınmasının başlangıcını burada görüyorum”

R.Pumpelly'nin 1904 yılında kitaplaştırdığı çalışması 60 yıllık bir çalışmanın ürünüdür. Anau'da yapılan kazı çalışmaları R.Pumpelly ile bitmiş değildir. 1900'lü yıllardan bugüne kadar kazı faaliyetlerine ara verilmemiştir. Şu anda Anau Amerika'nın Pensilvanya Üniversitesi nezaretinde kazılmaya devam etmektedir. Pensilvanya Üniversitesi'ne bağlı Penn Museum Anau kazısına çok önem vermektedir.

Bizim kültürümüzün yabancılar tarafından araştırılıyor olması elbette ki bizi üzmektedir. Bu kazılar sonucunda elde edilen bilgilerin Türklerle samimi bir şekilde paylaşılmayacağı yönünde çok yoğun endişelerimiz vardır.

Pumpelly'nin tespitleri Türklerin göçebe değil yerleşik olduklarını göstermektedir. Türk halkının önce bir medeniyet oluşturduğu daha sonra iklimin zorlaması neticesi göçlerle yeryüzüne dağıldığı açıktır. Türkler Orta Asya'da yerleşik hayata geçmişler, tarım yapmışlar, hayvanı ehlileştirmişler ve dünya medeniyetinin temelini atmışlardır.
( Ord.Prof.Dr.Şemseddin Günaltay, Türk Tarihinin İlk Devirlerinden Yakın Şark Elam ve Mezopotamya, Türk Tarih Kurumu Basımevi-1987, sf. 86-97)

Dipçe : Raphael Pumpelly, Sir Aurel Stein, Hubert Schimt gibi bilim insanlarının çalışmaları sonucu belirlenen bu uygarlığın başlangıç tarihi, Mısır ve Sümer uygarlıklarından çok eski bir zamana dayanıyor. Amerikalı Jeolog ve Arkeolog Prof. Dr. Raphael Pumpelly (1837-1923) 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Orta Asya'da arkeolojik çalışmalar yaptı. Aşkabat yakınındaki tarihî Ano-Anav kentinde 1904 yılında yaptığı kazıların sonuçlarını, “Explorations in Turkestan” adlı eserinde anlattı.
Bu eserinde Pumpelly, M.Ö. 8000 yıl, bir başka deyişle günümüzden 10 bin yıl öncesine ulaşan bir uygarlığın varlığından söz ediyor; bulduğu belgeleri değerlendirerek, bu uygarlığın özelliklerini anlatıyor. İki bin yıl süren bu uygarlığın insanları, buğday ekiyorlar, korunaklı evlerde yaşıyorlar,

Pumpelly'nin tespitleri Türklerin göçebe değil yerleşik olduklarını göstermektedir. Türk halkının önce bir medeniyet oluşturduğu daha sonra iklimin zorlaması neticesi göçlerle yeryüzüne dağıldığı açıktır. Türkler Orta Asya'da yerleşik hayata geçmişler, tarım yapmışlar, hayvanı ehlileştirmişler ve dünya medeniyetinin temelini atmışlardır.

taban bozuk olursa tavan da bozuk olur

turkuaz beg
Vakti zamanında padişahın biri, ülkenin ileri gelen kahinlerini çağırmış. Demiş ki, “ben rüyamı kaybettim. Onu bulun. Yoksa hepinizin kellesini alırım.”

Kahinler korkmuş, bunun imkansız olduğunu anlatmaya çalışmışlar ama padişah ikna olmamış.

Şehirde bir derviş varmış. Çevresi onun 'evliya' olduğuna inanırmış. Kahinler kapısını çalmış. “Hazret, padişahımızın bir buyruğu var. Rüya görüyormuş ama rüyasını kaybetmiş. Eğer onu bulmazsak hepimizin kellesi gidecek. Bize yardım et de rüyayı bulalım” demişler.

Derviş demiş ki, “ben bu işlerle uğraşmıyorum. Derdinize çare bulamam.” Kahinler ağlamış, yalvarmış. Bunun üzerine şeyh kabul etmiş. Ormanda bir mağaraya çekilmiş. Dua etmiş, tefekkür etmiş, Allah'tan yardım istemiş.

İki gün sonra mağaraya bir yılan gelmiş. Dervişe demiş ki, “Allah dualarına icabet etti, beni sana gönderdi. Padişaha git de ki, rüyasında kurt gördü. Kurt dünya malına tamah etmektir, bozulmaya delalet eder. Ülkenizdeki halk bozulmuş. Padişah vergileri iki katına çıkarsın. Sana da 40 altın verecek. Onun yarısı senin, yarısı benim. Tamam mı?” derviş tamam demiş söz vermiş.

Derviş hemen yola koyulmuş padişahın huzuruna çıkmış: “Padişahım rüyanızda kurt gördünüz. Kurt aç gözlülüktür. Halkınız bozulmuş, vergileri iki katına çıkartın ki, halk aç gözlülüğün bedelini ödesin” demiş.

Padişah, “doğru ben rüyamda kurt görmüştüm, demek anlamı buymuş. Vergileri iki katına çıkartın, bu dervişe de 40 altın verin” demiş.

Derviş altınları almış evine gitmiş. Düşünmüş, bu yılan altını ne yapacak? Gerek yok yarısını vermeye. Yılanın yanına gitmemiş.

Bir süre sonra padişah yine rüyasını kaybetmiş, dervişi çağırtmış. Derviş gelen kahinlere, “yahu o bir kere olur, artık yapamam” demiş. “Gelmezsen padişah buyruğuna karşı gelmiş olursun. Cezasını çekersin” demişler. Mecbur kabul etmiş.

Derviş utana sıkıla mağaraya gitmiş. Beş gün yalvarmış, yakarmış. Aynı yılan yine gelmiş: “Derdini anladık. Padişaha de ki, rüyasında tilki gördü. Bu halkın kurnazlığa ve üç kağıtçılığa meylettiğini gösterir. Vergileri en üst seviyeye çıkarsın ki bedelini ödesinler. Sana da iki kese altın verecek biri senin, biri benim. Söz mü?” derviş yeminler edip söz vermiş.

Padişaha aynı şekilde anlatmış. Padişah, “evet doğru ben tilki görmüştüm. Demek anlamı buymuş. Vergileri en üst düzeye çıkartın, dervişe de iki kese altın verin” demiş.

Derviş altınlarla birlikte yılanın yanına giderken, “yav yılan bu, altını yiyemez ki, en iyisi vermeyeyim” demiş ve evine gitmiş.

Bir vakit sonra padişah yine ferman buyurmuş. Derviş bu kez korkudan itiraz etmemiş. Utana, sıkıla yılanın mağarasına gitmiş. Mahcup bir edayla yalvarmış, yakarmış. On gün sonra aynı yılan çıkagelmiş.

Sakin sakin yine anlatmış: “Padişaha de ki, rüyasında kuzu gördü. Bu halkın düzeldiğine delalet eder. Kuzu gibi olan halkın vergilerini en alt düzeye indirsin. Hazinesi altınla dolmuş. Sana iki katır yükü altın verecek. Biri senin, biri benim. Söz mü?” derviş yeminler etmiş ve söz vermiş. Padişahın huzuruna çıkmış.

Padişah dervişe, “gerçekten kuzu görmüştüm, demek anlamı buymuş. Halkımın vergilerini en alt düzeye indirin. Dervişe de iki katır yükü altın verin” demiş.

Derviş, evine gitmeden doğru yılanın mağarasına gitmiş.

“Yılan efendi, sana mahcubum. Daha önce verdiğim sözleri tutmadım. Şimdi bu altınların hepsi senin olsun. Ama bana niye hiç kızmadın onu anlamadım” demiş.

Yılan, “derviş efendi, ben bir yılanım. Ne yapacağım altını? Seni denedim. Şunu anladım, bir ülkede toplumun ahlakı bozulmuşsa, dervişi de bozuk oluyor. Toplum düzgün olunca, dervişi de düzeliyor.”
Toplum ahlakı çökmüşse, yukardakilerden pek ahlak beklememek lazım.

altay sözlük reklamları

turkuaz beg
Altay sözlük, kurulduğunda kâr amacı gütmeyen bir sözlük olarak kuruldu. Bu durum muhtemelen uzun süre daha böyle devam edecektir.
Ancak arkadaşlarla yaptığımız görüşmeler sonucunda reklam alanımıza mehmetcik vakfı'nın reklamlarını ücretsiz olarak yayınlamanın uygun olacağını düşündük.

Altay sözlük, Bu tür sosyal projelerle ülkemize hizmet veren kurumları gücü nispetinde desteklemeye devam edecektir.

ensar vakfının çocuklarımıza değerler eğitimi vermesi

turkuaz beg
Bir şeyi verebilmeniz için ondan sizde bol miktarda bulunması gerekir.
Ensar vakfı gibi değerler eğitimi fukarası bir vakfın çocuklara verebilecek bir değeri olmadığına eminim.
Bu arada ensar vakfı özel bir vakıf olmasına rağmen sadece istanbul büyükşehir belediyesinden 28 milyon 700 bin tl yardım almış.
Yani Değerler eğitimini devlet veremiyor, ensar vakfına diyor ki ben çocuklara değerler eğitimini vermeyi beceremiyorum al sen becer!
Onlarda işe çocukları becermekle başlıyorlar!

bursa'daki magandaların serbest bırakılması

turkuaz beg
Resmen adaletsizliğin tecelli etmesi durumudur.
Bu kararı veren savcı, hakim akşam eve gittikleri zaman çoluk çocuklarının yüzüne nasıl bakıyorlar?
Eğer Bu magandalar, savcının kızını darp etseydi yine serbest bırakılır mıydı? Hiç sanmam!
İnşallah bir gün o savcının kızını da darp ederler ve o da darp edenleri serbest bırakmak zorunda kalır.
Adaletin olmadığı yerde düzen de olmaz.
Devlet adaleti sağlayamıyorsa, halk da adaleti yer altında aramaya başlayacaktır.

oğuz kaan destanı

turkuaz beg
Oğuzname'nin orijinalinin başlangıç kısmı şöyle:
“Günlerden bir gün, Ay Kağan'ın gözü parladı, doğum sancıları başladı ve bir erkek çocuk doğurdu. Bu çocuğun yüzü gök gibi parlaktı. Ağzı ateş kızılı, gözleri ela, saçları ve kaşları kara idi. Perilerden daha güzeldi.
Bu çocuk anasının göğsünden bir defa süt içti, bir daha içmedi. Çiğ et, aş ve şarap istedi. Dile gelmeye başladı. Kırk gün sonra büyüdü, yürüdü, oynadı. Ayağı öküz ayağı gibi (kuvvetli), beli kurt beli gibi (ince), omuzları samur omuzu gibi, göğsü ayı vücudu gibi (kuvvetli) ve bütün vücudu tüylü idi. Yılkı güder, ata biner, av avlardı.
Günlerden, gecelerden sonra yiğit (delikanlı) oldu. O çağda, o yerde bir ulu orman vardı. Bu ormanda dereler, gözeler çoktu. Buraya gelen avlar, uçan kuşlar da çoktu. Ormanın içinde bir de büyük bir canavar vardı: Yılkıları, insanları yiyen, çok büyük yaman bir canavar! (Metinde gergedan olarak geçiyor). Bu canavar, halkı ağır bir eziyetle ezmiş, sindirmişti. Oğuz Kağan çok cesur yiğitti. Bu canavarı avlamak istedi ve günlerden bir gün ava çıktı. Kargı, yay, ok, kılıç, kalkanla atlandı (ve canavarı bulmak için ormana gitti). (Önce) bir geyik yakaladı. Onu söğüt çubukları ile bir ağaca bağlayarak bırakıp gitti. Sabahleyin tan ağarırken yine geldi. Gördü ki canavar geyiği kapmış. (Oğuz Kağan bu defa) bir ayı yakaladı. Onu, altın kemeri ile ağaca bağladı ve gitti. Ertesi sabah, tan ağaran çağda yine geldi. Gördü ki canavar ayıyı da almış, götürmüş. (Bu defa) o ağacın dibinde kendisi durdu. Canavar gelip, başı ile Oğuz'un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile canavarın başına vurarak onu öldürdü. Kılıçla başını keserek, alıp gitti.
Tekrar (aynı yere) geldiği zaman gördü ki bir sungur (aladoğan) canavarın içerisini (iç organlarını) yemektedir. Yay ile, ok ile sunguru öldürdü, başını kesti. Ondan sonra dedi ki: Canavar geyiği yedi, ayıyı yedi, kargım onu öldürdü. Çünkü kargım demirdendi. Canavarı sungur yedi, yay ve okum onu öldürdü. Çünkü okum bakırdandı.
Gene günlerden bir gün, Oğuz Kağan bir yerde Tanrı'ya yalvarmakta idi. Karanlık bastı ve gökten bir gök (mavi) ışık düştü. Güneşten, aydan daha parlak bir ışıktı. Oğuz Kağan (bu ışığa doğru) yürüdü. Gördü ki, ışığın ortasında bir kız oturuyor. Çok güzel bir kız. Başında ateşli ve parlak bir beni yardı. Altın kazık (demir kazık yıldızı) gibiydi. Öyle güzel bir kızdı ki, gülse mavi gök gülüyor, ağlasa mavi gök de ağlıyordu.
Oğuz Kağan onu görünce usu (aklı) gitti. Onu sevdi ve aldı. Onunla yattı ve dileği oldu. Kız hamile kaldı. Günlerden gecelerden sonra (kızın gözleri) parladı. Üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gün, ikincisine Ay, üçüncüsüne de Yıldız adını koydular.

Yine bir gün Oğuz Kağan ava gitti. Önünde, bir göl ortasında bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda bir kız vardı. Yalnız oturuyordu. Çok görümlü (güzel) kızdı. Gözü gökten daha gök (mavi) idi. Saçları dere gibi dalgalı, dişleri inci gibiydi. O kadar güzeldi ki, yeryüzü insanları onu görse "Ay ay, ah ah, ölüyoruz!" diye sütten kımız olurlardı. Oğuz Kağan onu gördükte usu (aklı) gitti, yüreğine od düştü. Onu sevdi, aldı. Onunla yattı, dileği oldu. Kız dölboğa (hamile) kaldı. Günler ve gecelerden sonra (bu hatunun da) gözleri parladı ve üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gök, ikincisine Dağ, üçüncüsüne Deniz adını koydular.
Ondan sonra Oğuz Kağan büyük bir toy verdi. Halka yarlıg gönderdi. Çağırılan halk, birbirine danıştı ve geldi. Oğuz Kağan kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. Türlü yemekler, türlü şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler. Toydan sonra Oğuz Kağan beğlere ve halka yarlıg verdi.
Dedi ki:
Ben sizlere oldum kağan,
Alalım yay ile kalkan,
Nişan olsun bize buyan,
Bozkurt olsun bize uran,
Demir kargı olsun orman,
Av yerinde yürüsün kulan,
Daha deniz, daha müren,
Güneş tuğ olsun, gök kurıkan.

Yine ondan sonra, Oğuz Kağan dört yöne yarlıg yolladı. Bildiriler bildirdi ve elçilerine verip gönderdi.
Bu bildiriler şöyle yazılmıştı:
"Ben Uygurlar'ın kağanıyım, yerin dört bucağının kağanı olsam gerektir. Sizlerden baş eğmenizi istiyorum. Kim benim ağzıma bakarsa (ağzımdan çıkan emirlere uyarsa), hediyelerini kabul eder, onu dost bilirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim, onu düşman tutar, çeri çıkarıp baskın yapar ve astırırım, yok ederim!”

bunları biliyor musunuz

turkuaz beg
Dünya nüfusunun yaklaşık % 5'ini oluşturan araplar, dünyada üretilen silahların % 50'sini satın alıyorlar ve bu silahlarla birbirlerini öldürüyorlar.

Dünyadaki göçmenlerin % 60'ı araplar.
Hepsinin ortak düşmanı israil.
Gelin görün ki kendi milletinden olan insanların üzerine acımadan bomba yağdıran bu millet; ortak düşmanları olan israil'e karşı sadece beddua etmekle yetiniyor.

altay türkçesi

turkuaz beg
1948'e kadar "oyrotça" adıyla anılan Türk lehçesine bugün Altay Türkçesi veya, daha
kısa bir isimlendirmeyle, Altayca denilmektedir. Altay Türkçesini konuşan Altay Türkleri,
bugün Rusya Federasyonu içinde bulunan Dağlık Altay bölgesinde yaşamaktadırlar. Edebî
Altay Türkçesi, Altaycanın çeşitli ağızlarından Altay kiji ağzına dayanır.

yeşil

turkuaz beg
Mahmut Yıldırım ya da bilinen ismiyle Yeşil veya Ahmet Demir, (d. 1951, Solhan, Bingöl), Zaza asıllı Türk kontrgerilla.

Dört yıl sonra farklı bir göreve soyunup, farklı bir isimle anılmaya başladı. Operasyonlarda PKK'lı gibi giyinen Mahmut Yıldırım, güvenlik görevlilerince ayırt edilebilmek için 'yeşil fular' takıyordu. Abdullah Öcalan'ı öldürmek için gönderildikten 3 ay sonra öldürülmemesi için emir verilmiştir ve Yıldırım'ın buna isyanı üzerine vatan haini ilan edilmiştir, Daha sonra ülkeyi terkederek 1996'da Şam'da bulunduktan sonra tekrar kendisinden haber alınamamıştır.

Susurluk kazasından sonra ortaya dökülen ilişkiler, pek çok cinayetin tetikçisi olduğunu ortaya koydu ancak bulunamadı. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, aldığı bilgileri aktarırken Yeşil'in öldürüldüğünü söyledi. Ancak kısa bir süre sonra Yeşil, İHD Başkanı Akın Birdal'ı vuranların arkasındaki isim olarak ortaya çıktı. Daha sonraki bilgiler Yıldırım'ın hâlâ hayatta olduğunu ortaya koydu. Susurluk Raporu'nda da Yıldırım'a 12 sayfalık özel bir yer ayrıldı.

Ahmet Demir, Mehmet Kırmızı sahte kimliklerini kullanan, Güneydoğu'da "Sakallı" adıyla bilinen Solhanlı Mahmut Yıldırım'ın geçmişi bir ölçüde deşifre edilebildi.Bir dönem MİT'te, bir dönem JİTEM'de görev aldığı anlaşıldı. JİTEM subayı Ahmet Cem Ersever' in öldürülmesinden, Güneydoğu'daki pek çok fail-i meçhul cinayete kadar sayısız olayda tetikçilik yaptığı belirlendi. Hatta Abdullah Öcalan'ın Suriye'de öldürülmesi için görevlendirilen ekipte de yer aldı. Afyon Cezaevi'nde Sabancı suikastı sanıklarından DHKP-C'li Mustafa Duyar'ı Türkiye'nin Şam Büyükelçiliği'nden alıp getiren ekipte onun da adı sayıldı. Ancak istihbarat birimlerinin kamuoyuyla pek de paylaşmadığı kanıya göre, aslında Yeşil tek bir kişinin değil, birden fazla görevlinin kullandığı ortak kod adı.

Mahmut Yıldırım ise Yeşil kod adıyla dolaşan bir tetikçi. Ankara'da bir pavyonda eğlenirken olay çıkarttığı için gözaltına alınan, götürüldüğü Emniyet Müdürlüğü binasında Orhan Taşanlar ve ekibi tarafından kaburgaları kırılana kadar dövülen Yeşil'i polisin elinden alan ve MİT'te tedavi ettiren kişinin Mehmet Eymür olduğu öne sürüldü. Üzerinde taşıdığı telefonla aradığı yerler arasında resmî kurumların yanı sıra Abdullah Çatlı, Sami Hoştan, Sedat Peker gibi isimler de bulunuyor. Mesut Yılmaz'a Budapeşte'te yumruk atanlar da Yıldırım'ın telefonundan arananlar arasında yer alıyor.

Yeşil adının korkuyla anılması Susurluk çetesi tarafından tahsilat amacıyla kullanıldı. Susurluk çetesinin tehditle para topladığı kişileri arayan hep Yeşil idi. Ömer Lütfü Topal'ın öldürülmeden önce para yatırdığı Ziraat Bankası Ankara Heykel Şubesi'ndeki hesabın sahibinin de Ahmet Demir kimliğini kullanan Yeşil olduğu ortaya çıktı. Musa Anter, Cem Ersever, Tarık Ümit ve Behcet Cantürk olmak üzere birçok faili meçhul cinayette "zanlı" olarak isminden söz edilmektedir. Mahmut Yıldırım'ın izi uzun süredir bulunamadı. Yaşayıp yaşamadığı konusunda da net bir bilgi yok.

Yaşadığına dair iddialar
Sabah gazetesinin internet sitesinde yer alan bir habere göre, ismi verilmeyen ve Yeşil'in oğlu Murat Yıldırım ile arkadaş olduğunu iddia eden biri,Murat Yıldırım ile birini almaya gittiklerini,adamı arabaya aldıktan sonra da kendisinin arabaya aldıkları kişinin Yeşil olduğunu fark ettiğini söyledi.Korkut Eken, Yeşil'in yaşadığını iddia edip,Yeşil'e "Çıkıp doğruları söyle!" diyerek seslenmiştir. OdaTV'de yer alan bir habere göre ise Yeşil,Suriye'nin İdlib eski Vakıflar Müdürü Rıdvan Hammudi ile beraber görüldüğü iddia edilmiştir. AK Parti Gaziantep milletvekili Şamil Tayyar, emekli bir albayın kendisine Yeşil'in yaşadığını,Sakarya'da yemek yediğini söylediğini iddia etmiştir.

Beyaz TV'de yayınlanan Dinamit programının sunucusu Latif Şimşek,bir canlı yayında Yeşil'in yaşadığını ve akrabası aracılığıyla kendisine mesaj gönderdiğini iddia etmiş ve şunları söylemiştir: "Mahmut Yıldırım Türkiye'nin en güvenilir moderatörü olarak gördüğü için mesajı bana göndermek istemiş. Bir estetik operasyon geçirdiğini, yaşadığını bildirmek istemiş."Dağın Ardındaki Gerçekler kitabının yazarı ve 1997-99 yılları arasında JİTEM bünyesinde Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde görev yapmış Bedran Akdağ'a göre ise Yeşil yaşıyor ve Diyarbakır'da görüldü. Oradan da Çukurova bölgesine götürüldü ve orada tutuldu. Konuyla ilgili yapılmış haberler 5-6 sene öncesine ait olduğu için hala Çukurova'da olup olmadığı hakkında bilgi yok.

Popüler Kültürdeki yeri ve imajı
Sağır Oda dizisinde Cenap Dursun adlı bir istihbaratçı ve tetikçilik yapan bir karakter olarak sembolize edilmiştir. Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde ise Kara adlı karakterle sembolize edilmiştir. Dizinin 232.bölümünde Kara karakteri Ebola virüsüne yakalanmış ve Siyah Sancak Timi tarafından kendi emriyle öldürülmüştür. Kamuoyu araştırmalarına göre bir kısım çevre, Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin 232.bölümünde yer alan bu sahneden ötürü Mahmut Yıldırım'ın Türkiye'nin yurtdışında özel operasyon yapan ekiplerinin birinin başındayken gerçekten 2014'te Ebola'ya yakalanıp dizide belirtildiği şekilde öldüğüne inanmaktadır.

mahmut yıldırım

turkuaz beg
(bkz:yeşil)

"Ben Öcalan'ın yanına kadar gittim, orada onu öldürmek için tam 3 ay bekledim. 3 ay hainlerle yaşadım, yılan yedim böcek yedim. Artık sabrım kalmadı ve Jitem'den bana bu emri veren albayla irtibata geçtim "Neyi bekliyorum efendim, bu emir ne zaman gelecek?" dedim. Albay bana "Emir büyük yerden, öldürmeden geri geleceksin." dedi. Duyduğum laflar karşısında fenalık geçirdim. Ben para için değil binlerce askeri öldüren soysuzların hesabını kesmek için bu görevi üstlendiğimi bildirdim Jitem'ci albay'a. Bana ömrün hapiste çürür dedi, sonra ona dedim ki "Birazdan apoyu öldüreceğim, sonra seni ve sana o emri veren makamdakileri." Bunlar devletin bütün birimlerine sızmış. Apoyu öldüremedim, o gece dağ kadrosunda bir tane hain olduğunu öğrendim telsiz'den. Herkesi sorgulamaya başladılar, yakalanmam an meselesiydi. Apo'yu alıp götürdüler kamptan. Gece olunca zar zor ayrıldım kamptan. Ve giderken şunu yazdım "Yeşil bir kere geldi, bir daha geldiğinde hiçbiriniz yaşamayacaksınız!" Türkiye'ye gelemedim, hain ettiler beni. En çok zoruma bu gitti, milletimin beni hain bilmesi.."

Kod Adı "YEŞİL" Gerçek adı Mahmut Yıldırım. Tam bir terörist avcısı


altaysozluk.com/foto

türklerin bozkurtu sembol hayvan olarak seçmelerinin sebebi

turkuaz beg
Türkler Neden Bozkurt'u Sembol Hayvan Olarak Seçmiştir ?

1- Bozkurtlar , Türk'ler gibi ataerkil bir yapıdadır . (Yani ataya bağlıdır)
2- Bozkurtlar , Türk'ler gibi teşkilat halinde bir yaşam sürerler.
3- Bozkurt sürüsünün , Türk ailesindeki gibi bir lideri vardır ve sürü o liderin emrinden çıkmaz.
4- Savaş şekilleri olarak benzerlik gösterirler .
( Bozkurt sürüsü sağdan ve soldan giden öncüler , akabinde de göbekten gelen ana kuvvetle saldırırlar , Türk'lerdeki Hilal taktiği burdan gelir)
5- Bozkurtlar eşlerini kıskanırlar
6- Karda yürüyen 40 bireylik bir sürüyü takip eden biri sadece 5-6 ayak izi görebilir. Çünkü sürü önde giden lider Bozkurt'un ayak izlerine basarak ilerler. 6-7 kurt bulacağınızı düşünürken koca bir sürüyle karşılaşabilirsiniz.
7- Bozkurtlar , Türk'lerin oldugu gibi özgürlüklerine düşkünlerdir . Dünyada evcilleştirilememiş tek hayvan olma ünvanı Orta asya bozkurtlarındadır. Hayvan yakalandığında tüm hayvanların aksine gırtlak kısmında bulunan öd denen keseyi parçalar ve intihar eder.
8- Tüm hayvanlarda bir yavrunun annesi yada babası ölürse yavru da ölür. Fakat bozkurtlarda sürü hiyerarşisi buna müsade etmez , yavrunun hem annesi hem de babası ölse dahi yavru hayatta kalır. Diğer sürü üyeleri yavruyu evlat edinir ve kendi yavruları gibi büyütürler.
9- Bir bozkurt sürüsü Sadece yiyeceği kadarını avlar , ve yine harika bir özelliktir. Kuzulu koyuna saldırmazlar ( Yavrusu olan bir hayvana saldırmazlar)
10- Bozkurtlar , yaşadıkları coğrafyada kara kurtlarla birlikte yaşarlar. Bozkurt sürüsünden ayrılan bir erkek bozkurt karşılaştığı bir kara kurt sürüsüne girer. Ve girdiği sürünün liderliğini alır. Fakat kara kurt sürüsünden ayrılan bir kurt bozkurt sürüsüne alınmaz. Bozkurt dişisi asla bir kara kurtla çiftleşmez. buna akaben , bozkurt sürüsünden ayrılmış bir bozkurtta tekrar o sürüye alınmaz.
11- Erkeklerinin dişi kurtlara veya diğer dişi köpeklere kendilerine saldırsalar dahi zarar vermemesi. Bizim sembolümüz, Gök yeleli bozkurttur; yani “GÖKBÖRÜ” . Bu kurt türü sadece Orta Asya dolaylarında yaşamaktadır. Türk milleti Bozkurt'u bu taşıdığı özelliklerden dolayı kendine sembol edinmiştir. Türk milleti asırlarca bozkurt'laşan şahsiyetler yetiştirmiştir. Bozkurt bu nedenle tarihimiz içinde bayrak olarak da kullanılmıştır Bozkurt Destanına göre Lin halkı tarafından tüm Türkler katledilir ve geriye bir tek 10 yaşında bir Türk, kolları ve bacakları kesilerek bataklığa atılmış şekilde bırakılır. Bunun amacı son kalan Türk'ü acılar içerisinde ölüme terk etmektir. Ancak son kalan çocuk, bir anne Bozkurt tarafından Altay dağlarına götürülür ve burada kendi sütüyle emzirilir. Ayrıca Bozkurt Türk'ü besler ve çocuk tekrar eski sağlığına kavuşur. Büyüdükten sonra bir Bozkurt ile evlenen bu Türk'ün 10 adet çocuğu olur ve Türkler yeniden çoğalarak Lin halkına, ülkesine saldırarak atalarının intikamını alırlar. Türkler dünyaya yayılarak Destanı devam ettirir. Bu sebepten Bozkurt Destanı, Türklerin kurt sembolünü kendilerine benimsemesi sebebiyle de yüzyıllardır Türk'ler Bozkurt ile sembolleşmiştir.

Türkler özgürlüğüne düşkün esirliği kabul etmeyen bir millettir. Türkler, savaşçı, gözü pek ve atılgan bir millet olarak tanınır. Bozkurt da özgürlüğüne düşkündür. Yer yüzünde evcilleştirilememiş tek hayvan orta asya bozkurdu olmuştur. Bozkurt, esareti kabul etmez. Bozkurdun boynuna tasma takamaz, bir yere kapatamazsınız. Aksi takdirde bozkurt, intihar eder.
Bozkurt'un bir diğer özelliği de yiyeceği kadar avlanır. Yavrusu olan bir hayvana asla saldırmaz; leş eti yemez. Bozkurtlar eşini kıskanır, bozkurtun dişisi bir kara kurtla çiftleşmez. Bozkurt yaşamında tek eş seçer ve ölmeden bir başka eş aramaz. Bozkurtlar liderinin emrinden çıkmaz. Daima lider etrafında olur ve korumaya alırlar. Bozkurt teşkilat içinde ve hiyerarşik bir düzen içinde yaşamayı seçmiştir. Anne babası ölen yavru kurda sürüdeki diğer bozkurtlar sahiplenir. Bu yüzden Türk'ün karakteriyle uyum içinde olan gök yeleli bozkurt'u kendilerine sembol seçmişlerdir.


altaysozluk.com/foto

mehmet emin resulzade

turkuaz beg
"tarihteki ilk türk cumhuriyeti olan azerbaycan cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı mehmet emin resulzâde 1884'te bakü'de dünyaya geldi. çalışma hayatına 19 yaşında iken gazete yazarlığı ile başladı. tiflis'te yayınlanan şark-i rus, azerbaycan'da hüseyinzâde ali bey turan'ın hayat ve füyuzat ile ahmet ağaoğlu'nun irşat ve terakki gazetelerinde yazdı. bakü'de haftalık tekâmül, sonra yoldaş dergilerini yayınladı.

1905'te siyâsete atıldı. çarlık yönetimine karşı gizli bir dernek kurdu. takibata uğrayınca türkiye'ye kaçtı. 1913'te çarlık yönetimi af çıkarınca bakü'ye döndü.

1917'de bağımsız azerbaycan fikrini savunan müsâvât partisi'nin başkanı oldu. türkistan'daki diğer türk cumhuriyetleri'nin de rusya'dan ayrılması ve türk devletleri federasyonu kurulması fikrini savunuyordu.

28 mayıs 1917'de azerbaycan cumhuriyeti kuruldu ve ilk cumhurbaşkanı oldu. cumhuriyet iki yıl yaşadı. kızıl ordu azerbaycan'ı işgal edince resulzâde önce almanya'yla gitti. ikinci dünya savaşı sonunda almanya teslim olunca türkiye'ye geldi, ankara'ya yerleşti.

6 mart 1955'te vefat etti


altaysozluk.com/foto

öz türk olmayanların türk vatanında bir hakkı vardır o da hizmetçi olmak köle olmaktır

turkuaz beg
Öz türkler köle gibi çalışıp devletimize vergi veriyoruz. Türk olmayan ve iyi ki türk değilim, arap olmayı türk olmaya yeğlerim diyenler de türklerin vergileri ile yapılan fabrikaları araplara peşkeş çekiyor.
Bırakın türk olmayanların köle olmasını, onların seviyesinde bile olamıyoruz.
Öz yurdumuzda garibiz, öz yurdumuzda parya...

hdp

turkuaz beg
Doğulu, güneydoğulu memurlar batıya gelip mutlu oluyorlar. Fakat batıdan güneydoğuya giden memurlar zerre kadar mutlu olmuyorlar. Tam tersine kimse güneydoğu illerine gitmek istemiyor. Orayı sürgün yeri olarak görüyorlar.

Demek ki faşist olan biz değiliz. Asıl faşistliği yapanlar, kendisine hizmet etmek için gelen insanlara bile hayatı zehir eden kürtlerdir.
0 /