confessions

phoenixgrm

1. nesil yazar - Hülagu

  1. entryler 225
  2. takipçi 9
  3. puan 8069

futbol sevmeyen erkek

phoenixgrm
Merhabalar, curling izlemeyi tercih ederim. o kadar boş bir spor futbol gözümde. ve senaryo üstünde ilerlediğini düşünüyorum büyük liglerin. Amerikan güreşi gibi yani...
Boşuna şu söz yoktur: "birisi ile hiçbir şey konuşamazsan, futbol ve siyaset konuşursun."

junko furuta 44 days

phoenixgrm

altaysozluk.com/foto
Bugün biraz karanlık bir konu sunmak istiyorum, uzun bir yazısız aradan sonra.
44 Days adlı bu şarkı, 5 Ocak 1989'da, 16 yaşında ölmeden önce 44 gün boyunca, 4 farklı suçlu tarafından insanlık dışı işkencelere uğrayan Junko Furuta için Mr. Kitty tarafından kaydedilmiştir.

NOT: BURADAN İTİBAREN, JUNKO'NUN MARUZ KALDIĞI OLAYLAR LİSTELENMİŞTİR, LÜTFEN KENDİ RIZANIZLA OKUYUNUZ!

Okulunda bulunan Hiroshi Miyano, bir zorba olarak biliniyordu ve Junko Furuta bir ilişki aramadığı için ondan gelen teklifi reddetti. 25 Kasım 1988'de, 4 genç "erkek" tarafından kaçırıldı, bunlardan biri Hiroshi Miyano'ydu. Kaçırıldıktan belli bir süre sonra tutsak tutulduğu kişiler tarafından ailesini aramasını ve onlara bir arkadaşında kaldığını, tehlikede olmadığını belirtmesi söylendi. Aşırı derece korkmuş olan Junko, söyleneni yaptı. Junko, 44 gün boyunca şu tür iğrençliklere maruz kaldı:

- Her zaman aşağılanıyor ve çıplak bırakılıyordu.
- Her gün vajinal ve anal yoldan tecavüze uğruyordu. 100'den fazla "insan" tarafından 500 seferin üstünde tecavüze uğradığı tahmin ediliyor. Yakuza ile bağlantıları olan Hiroshi, Yakuza'dan tanıdıklarını davet ediyor ve Junko'ya beraber tecavüz ediyorlardı. Bir seferinde, günde 12 farklı "erkek" tarafından tecavüze uğradığı biliniyor.
- Golf sopaları ile vurulmuş, yüzünün beton tabana vurulmasına maruz kalmıştı.
- Ona tecavüz eden 100'den fazla "birey"in, aynı zamanda Junko'nun üzerine işemekten zevk aldıkları ve onları azdırsın diye Junko'yu onların önünde mastürbasyon yapmaya zorladıkları itiraf edilmişti.
- Anüsüne ve vajinasına şişe, demir külçe, makas, kızıl iğne, kıskaç gibi aletlerin sokulduğu biliniyordu.
- Sadece kısıtlı su ve yemek veriliyordu.
- Kendi idrarını içmeye ve canlı hamam böceklerini yemeye zorlanıyordu.
- Anüsüne havai fişek konulup patlatılıyordu, çok ciddi yanmalara sebep olan bu durum aynı zamanda Junko'nun denge kaybına sebep olmuştu.
- Elleri ve ayakları yukarıya bağlı bir şekilde, sırt üstü yatarken karnına dumbell bırakılmıştı. Bu, onun boşaltım yolunu kontrolünün kaybına sebep oldu.
- Tavandan asılı bir şekilde kum torbası olarak kullanıldı.
- Birkaç saat boyunca bir dondurucuda bekletildi.
- Sıcak iğne ve çakmak ile beraber göz kapakları yakılmıştı.
- Dikiş iğneleriyle göğüs uçları kopartılmıştı.
- Sigara ve çakmaklar ile vajinası ve klitorisi yakılmıştı.
- Sıcak ve açık bir ampul vajinasına sokulmuş ve içeride patlayana kadar onunla oynanmıştı.

Junko, onu kaçıranları bir Mahjong oyununda yendiği için demir halter ile dövülüp, kolları, yüzü ve bacakları yakıldıktan sonra (daha önceden de dövüldüğü, susuz ve yiyeceksiz bırakıldığı için) 5 Ocak 1989'da şoka girmiş ve hayatını kaybetmiştir.

daha ne olsun

phoenixgrm
Bu bölümde Ekin ile, tarzı ile hareketleri uyuşmayan tipleri, eski emolara ne oldu diye bir sorguladık? Yediğimiz virüsleri ve windows vs mac konusunu konuştuk. Eski YouTube tendleri tekrar meşhur oldu. Spotify'da işler iyi gidiyor, yeni Riot Games oyunları, oyunların leş sistemlerini konuştuk. MMORPG oynamak sabır ister. Misket Dinleyen Marjinal Kız ve Gelecek Vaatlerimiz!

daha ne olsun

phoenixgrm
Bu bölümde Ekin ile, ağırlıkta yeni ve başarılı bir dizi olan The Boys'u ve eleştirdiği süper kahraman işlerini, hayvan hakları ve veganlık ile beraber, beslenme alışkanlıklarını konuştuk. Bunların yanı sıra, su orucu/su diyeti olarak bilinen "Water Fasting" konusunu ve kilo verme çabalarımızdan da bahsettik. Sentetik et geleceğin çözümü mü? Bilim kurgu filmlerinde gibi hap ile beslenmek.

daha ne olsun

phoenixgrm
Yeni bölüm YAYINDA!!! Bu bölümde Ekin ile, ilk buluşmada neler yapılır, hayvan hakları, veganlık ve zorla dinlemiş olduğumuz müzik ve şarkıları konuştuk. The Witcher, Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi kitap uyarlamalarının başarıları, değişkenlerini konuştuk. Bir yandan da Podcast kültürü nedir onu anlatmaya çalıştık. Ayrıca kötü espri yapmak bir başarıdır diyebiliriz bence!
Spotify sevenler için :)

daha ne olsun

phoenixgrm
Johnny Sins büyük ihtimalle bir condom markasının reklamı için geliyor, videoda söylemeyi unutmuşuz. İlk pilot bölümümüzde, biraz yol maceraları, şarkı yazmak, Kadıköy tayfası ve istilacı mutant lokmacılardan bahsettik. Düşük Bütçeli Podcast sizlerle.

"Podcast Daha Ne Olsun?" Ekin Kaya ile olan yeni muhabbet ve sohbet içeriğimiz. Yorumlarda hangi konulardan, gündemlerden konuşalım istiyorsunuz belirtmeyi unutmayın. Haftada en az 1 video olmak üzere, bu içeriğin devamının gelmesine özen göstereceğiz. Arada gerçekleşen kopuk çifte diyalogları görmezden geldiğiniz için, teşekkürler. Ekipmanları iyileştikçe, daha temiz ve kaliteli sunumlar ile karşınıza çıkacağız.


Spotify'da:
Spotify'da Dinle

Patreon ve ByNoGame üzerinden destekleyenler, her videoda isimleri ile beraber anılacaktır!!!
Patreon Destek

aile baskısı

phoenixgrm
Az önce yemek yediğim yerde bir anne, oğlu ile buluştu. Konuşmalardan anladığım kadarıyla çocuk liseye gidiyor. Oğlan masaya oturur oturmaz, anne hemen "Biyolojiden kaç aldın?" dedi. Oğlu da "Anne bi' dur bismillah yeni geldim, bi nefes alayım. İyiyim sen nasılsın?!" diye kinaye yaptı hatta... Tabi anne hiç oralı değil. Sonra proje dönem ödev notunu, sözlüleri sormaya başladı. Oğlan bu sırada garsona sipariş veriyor, anneyi hiç takmıyor. Ama bunalmış hareketlerden belli... "Bi kere de önce günümün nasıl geçtiğini sor, sadece bir kez bi derdin var mı? İyi misin oğlum diye sor!" şeklinde haykırdı çocuk. Üzüldüm... Bilmiyorum ben böyle şeyler görmedim ailemden. Akıl ve beden sağlığımı, mutluluğumu, notlarımdan daha çok düşünürlerdi. O yüzden bu tür ailelerin davranışlarını yadırgıyorum. Ebeveynler de bir acayip artık. Kırmış herkes kafayı...

google türkiye'den çekiliyor

phoenixgrm
Güncelleme:
Rekabet Kurumu'ndan Google açıklaması yapıldı... Açıklamada "Google'ın diğer ülkelerde yaptığı gibi kurulumuz kararında yer alan yükümlülükleri eksiksiz bir şekilde getirmesi gerekmektedir. Google'a günlük idari para cezası uygulanmaya başlanmıştır" denildi.

Haberin tamamı: Rekabet kurulu açıklaması

Bu gidişler google da olmayacak ülkede.

google türkiye'den çekiliyor

phoenixgrm
Evet böyle bir mevzu ortaya çıkmış. Başlık tabi ki biraz dikkat amaçlı. Sebebi ise rekabet kurumunun, android cihazlar içerisinde google ürünlerinin yüklü gelmesinden kaynaklanıyormuş. Yani yandex, bing ürünlerini hiç duymaya fırsat vermemesi. Bana kalırsa boş bir karar, çünkü google ürünlerinden daha işlevsel ürünler yok. Hani bilişimde ilerlemiş bir avrupa ülkesi olsak amenna diyeceğim ama, bizim kendi arama motorumuz, video izleme paltformumuz yok. varsa bir kaç tane dandik mail servisimiz vardır.

Yanlış anlamayın ama, google ürünlerinin alternatifi yok ki şu anda. Dünyada da yok. Navigasyonda bir tek yandex iş yapıyor. Arama motorlarında açık ara en iyisi google, video izleme platformunda en iyisi ve eskiden dailymotion alternatifi bir nebze varken, şu anda youtube haricinde başka bir site düşünülmüyor bile. Android'in en büyük destekçisi google play iken, kendi ürünlerini yerleşik koyması gayet normal geliyor bana. Daha iyisi yok çünkü.

en Aşağıda eklediğim videoda, detaylı bir konuşma geçiyor. Benim de haberdar olduğum kaynaktır. hemen bu yazının altında ise google'ın açıklaması mevcut.
-
Türkiye'deki Android iş ortaklarımız ve kullanıcılarımız için bir güncelleme


2007 yılında Android'i birçok şirketin mobil cihazlarına güç vermek üzere, açık kaynaklı bir işletim sistemi olarak geliştirmeye başladık. O günden bu yana, Android'e milyarlarca dolar yatırım yaptığımız gibi, dünyanın her yanındaki insanlar için cihazlar ve deneyimler üretebilmeleri için üreticilere ve geliştiricilere ücretsiz olarak sunduk.



Android'e olan yatırımımız bizim için çok anlamlı, çünkü telefon üreticilerine, bazıları bizim için gelir üreten ve üreticilere müşterilerine yararlı servisler sunmalarını sağlayan popüler Google uygulamalarını önceden yükleme seçeneğini veriyoruz. Telefon üreticileri bizim servislerimizin hiçbirini cihazlarına yüklemek zorunda olmadıkları gibi, aynı zamanda bizimkilerin yanında rakip uygulamaları da yüklemekte özgürdür. Bu da bizim ancak uygulamalarımızın yüklü olması ve kullanıcıların alternatifler yerine bizim uygulamaları tercih etmeleri durumunda gelir elde ettiğimiz anlamına geliyor.


Bugün, Türkiye'de milyonlarca kullanıcı her gün arkadaşlarıyla bağlantı kurmak ve işlerini yapmak için Android telefonlarını kullanıyor. Bu da, Android telefonları satan Türk ve uluslararası üreticiler ve Türkiye'deki mobil operatörler ile mobil cihazlar için uygulamalar, oyunlar ve servisler hazırlayan geliştiriciler için ekonomik fırsatlar yaratmaktadır.


Rekabet Kurumu ile üç yıldan fazla süre çalıştıktan sonra Ağustos ayında yine Rekabet Kurumu'nca alınan bir karar üzerine, Android iş ortaklarımızla yaptığımız anlaşmalarda bazı değişikliklere gittik. Bu değişiklikler arasında, iş ortaklarımıza cihazları üzerinde Google'ın gelir üreten uygulamalarının önceden yüklenmesi konusunda sunduğumuz esnekliği çok daha yüksek bir seviyeye taşımak da yer alıyordu. Ancak, Kasım ayında Rekabet Kurumu bu değişikliklerin yeterince uygun olmadığı ve Türkiye'de bu anlaşmalarla faaliyet gösteremeyeceğimiz yönünde kanaat bildirdi.


Google olarak bu konunun olabildiğince hızlı şekilde çözümü için Rekabet Kurumu ile birlikte çalışmayı sürdürüyoruz. Bu çerçevede, Türkiye'de hızlı şekilde kanunlarla uyumlu biçimde çalışmak bizim için büyük önem taşıdığından, iş ortaklarımızla temasa geçerek kendilerini Türkiye'de yeni çıkacak Android cihaz modellerini onaylamayı durdurmak zorunda olduğumuz doğrultusunda bilgilendirdik.



Bu, Türkiye'de yeni cihaz modellerinin Google servisleri ile pazara sunulamayacağı anlamına geliyor. Halihazırda mevcut modellerin satışı ve çalışması ise normal şekilde devam edecek. Mevcut cihazlar ve uygulamalar da normal biçimde çalışmaya ve güncellemeler almaya devam edecek. Google'ın diğer ürünleri ve servisleri ise durumdan etkilenmeyecek.

Bu durumun Türkiye'deki kullanıcılar, üreticiler, uygulama geliştiriciler ve operatörler için getirdiği zorlukları anlıyor, bu sebeple Rekabet Kurumu ile birlikte çalışarak konuyu en kısa sürede çözüme kavuşturabilmeyi umuyoruz.

ev basıp adam dövmek

phoenixgrm
Bakırköy, Yeşilköy'de alt katta bulunan komşusuna "Gürültü yapmayın uyuyamıyorum" diye mesaj atan adama komşuları saldırdı. Saldırı sonrası yaralanan adam hastaneye kaldırılırken, gözaltına alınan komşu ve iki oğlu serbest bırakıldı.

Bu nasıl bir şerefsizliktir arkadaş? Bu neyin öz güveni, cahilliği?
Haberin tamamı

65 yaş üstü kişilerin ücretsiz toplu taşıma hakkı

phoenixgrm
"yaşlandığında seninde ihtiyacın olabilir. neye karşı çıktığına neyi eleştirdiğine dikkat et." gibi ithamlar istemiyorum, makul olalım.

Anasını sattığımın avcılar'ında oturuyorum, buradan metrobüse binmek uhud savaşı yapmak gibi. Abi 16 saat çalıştığım bir dönem vardı benim. eve duş, yemek ve üst baş değişimi için gidiyordum sadece. 4 saat falan bir uyku uyuyordum. Giderken hadi zittir et de arkadaş iş çıkışında yer isteyen tacizi can sıkıyor. Yaşlı diye ben kimseye saygı duymam, duyamam kanımda yok. Bu ihtiyar heyeti konuşmalardan şahidim, sırf mabat gezdirmeye çıkıyorlar. Aralarında hastaneye giden vardır illa, ama gerçekten çoğunluk değil.

Kısıtlansın hacı, öyle kafasına göre binip gezmesin. bazen telefonun şarjı bitiyor, dış sesler azalsın, kimse muhatap olmaya çalışmasın diye çıkartmıyorum kulaklıkları. Ya ben liseye giderken taşınabilir taburem vardı çantada, açıyordun oturak oluyordu sana. Onu isteyen denk geldi bana. Yaslandığım yeri, tuttuğum direği isteyen oldu ya.

yaşlılardan kimsenin tiksindiği yok. versin parasını gitsin nereye giderse gitsin. burada belediyeye yükleneceğinize hükumete laf edin. niye bizim yaşlılarımız ve emeklilerimiz isveçliler gibi değil diye. emeklilerin isveç emeklisi gibi olamamasının sucu belediye değil, hükumettir.

ayırca yaşlılar bedava otobüse binmesin diyende yok. sadece bazı saatlerde uygulama kalksın deniliyor. yaşlılarda iki saat sonra çıkıversin etteye, çeneye, güne, şuna buna bu kadarda bir fedakarlık yapıversinler. belli ki bir istismar var. haa işi varsa malum saatlerde bir zahmet bir iki lirada veriversin. iyice beleşçi yaptınız ihtiyarları.

internet alışverişi

phoenixgrm
Online alışverişe ben güvenimi 2017 yılında, anneme media markt üzerinden telefon alırken kaybettim. Ailecek kredi kartı kullanmadığımız ve yanında ıvır zıvır + sd kart hediye kampanyası olunca, gidip almaktan daha makul gelmişti. Arkadaşımın kartına parayı yatırıp, onun kartı ile online ödeme ile aldım. fakat sorun burada değil, sorun media markt sisteminin 3d security kullanmaması idi. kendi kartın ile atm'den 500 lira üstünde para çeksen sms kodu isteyen, doğum tarihi falan soran bir durum varken ortada, hiç ne bir onay kodu, ne bir bankadan, firmadan arayıp onay isteme olmamıştı. ürün sorunsuz geldi fakat ben güvenimi yitirdim kendilerine karşı. Demek ki, birinin kredi kartı çalsam ve media markt üzerinden alışveriş yapsam ruhu artık ekstre gelince duyacak...

maküdet taciz vakası

phoenixgrm
Bir şekilde daha çok kişiye duyurmamız lazım farkındasınız değil mi?
-
Arkadaşlar bir konudan bahsedeceğim uzun zamandır bu psikolojinin yarattığı his ile yaşayamıyorum. Mehmet Akif Üniversitesinde ki öğretim üyelerinden 2 kişi ben de dahil çoğu kadın öğrenciye taciz ve tecavüz girişiminde bulunmuştur.
Tweet serisinin tamamına buradan ulaşabilirsiniz: maküdet taciz vakası

recep ivedik 6

phoenixgrm
KAYNAK

Şimdi sizlere, Türkiye'nin son yıllarda en çok izlenen ve doğal olarak en çok gelir elde eden sinema filminin perde arkasındaki hak hırsızlığını, çevreye olan duyarsızlığını ve emeğe saygısızlığını uzun uzun anlatacağım. Bahsedeceğim kişiler, Şahan & Togan Gökbakar kardeşler ve filmi Recep İvedik 6 ile alakalı…

Geçtiğimiz yıl tanıştık Togan ve Şahan kardeşlerle. Yeni sinema filmleri için yer arayışındaymışlar. Kendileri ilk tanışmamızda nasıl sempatikler, nasıl mütevaziler. Harikayız. Kısa sürede arkadaş olduk, özellikle yönetmen Togan ile.
“Bir film çekeceğiz. Recep İvedik bu kez Konya yerine Kenya'ya gidiyor. Afrika'ya benzeyen alan lazım” diye düşmüşler yola ve Karacabey'e gelmişler. Karacabey Longozunu yıllarca zaten 'Yerli Afrika' diye anıyorduk biz. “Bundan daha güzel bir yer bulamazdınız” dedim. Longoz için de önemli bir iş olur düşüncesindeyim hep.

Yaşadığım şehre, bir şekilde değer katacak bu iş için çok mutluydum. Hemen onlarla kısa bir longoz turu yaptık o gün. Baharda gelmişlerdi. Ama film eylülde çekilecekti. Longozu gezerken, hep gerekli olan yerleri, alanları, güneşin doğuşundan batışına vereceği ışığa kadar ayrıntısı ile kendilerine gösterdim. E kolay mı? 10 yıldır, o ormanın her karışında yalın ayak gezmişliğim var. Hem de fotoğrafçı gözüyle. Bu yıllanmış tecrübelerim, onların kafasında çekim planlarının çok çabuk oturmasını sağladı.

İlk seferden beni prodüksiyonun başındakilerle tanıştırdı Gökbakar kardeşler. “Bak bu abilerini memnun etmen çok önemli. Onlara sen yardımcı ol, ormanı ve çevreyi bilen olarak”. “Tabii ki” dedim. Onlar da aynı Gökbakar kardeşler gibi çok samimi ve mütevaziydiler. Kısa sürede sıkı arkadaş oluverdik. Gece yarısı bile bir şey sormak için arayabiliyorlardı.

Bir yandan prodüksiyon, bir yandan yönetmen Togan ile görüştük epeyce. Sürekli Whatsapp'tan yazışmalar, planlamalar. Birkaç kez daha kendisi ile longozda gezip planlamalar yaptık. “İşte filmde kötü kabileler için daha yaşlı ağaçlar diyor” hemen onlara uygun yeri gösteriyorum. “İşte savan ortasında tek ağaç lazım” diyor, “Burası” diyorum. Aylarca koşturdum onlar için. İnanın çok emek sarf ettim, kendi işimmiş gibi hem de.

Her şey güzel ancak longoz yemyeşil olduğundan, savan görüntüsü oturmuyordu kafalarında. “Afrika bu kadar yeşil olmamalı, kurak uzun bozkırlar lazım bize” dediler. Dedim “Burası eylülde istediğiniz gibi olacak. Kuraklık başlayınca otlar sararıyor. Burası aynı Afrika savanlarını andırıyor o zaman”. “Görmem lazım” dedi ve fotoğraf istedi. 10 yıldır çekiyorum ben o ormanı, aktif bir şekilde hem de. Arşivimdeki milyon fotoğraf içerisinde, longozda eylül aylarında çektiğim kareleri tek tek bulup yolladım. En az bir haftamı aldı. İşten çıkıp eve geliyorum, tüm gece bilgisayarda foto arıyorum.

Başta, “Filmin bir kısmını Afrika'da çekeriz, bir kısmını burada” demişti Togan Gökbakar. Ben ise tamamı burada çekilsin derdindeyim hep. Öyle ya, filmi izleyen tamamı longozda çekilmiş diyebilsin. Büyüsü yarım kalmasın diye. E memlekete maddi de geliri var. Bir şekilde esnaflara kadar yansıdı hep bu durum.
Filmin tamamı burada çekilsin diye ikna etmek için sık sık foto ve video buldukça atmaya devam ettim Togan'a. Ve uğraşlarım sonucu Togan Gökbakar, “Tamamını burada çekeceğiz” dedi. Sevindim.
Ardından prodüksiyon işleri başladı. Sette çalışacak yerel halk, konaklama vb. faaliyetler için. Hepsiyle neredeyse tek tek ilgilendim. Onlarla günlerce, sürekli ev ev gezdim. Ekip için adam buldum bölgeden.

İnsanlar filmcileri ne otellerinde ne evlerinde ağırlamak istemiyordu. Set ekibi ise durumdan habersiz, “Parasıyla değil mi?” modunda takıldılar başta. Evet değildi. Çiftçi memleketi Karacabey'de sezon yoğunluğu var o dönem. “Devamlı müşterilerimizi geri çevirmek istemiyoruz. Siz bir seferlik buradasınız, onlar yıllardır müşterimiz” diyor oteller. İnanın 4 otelle, kişisel hatırımı koyarak işi bağladım. Ne dil döktüm onlara bilemezsiniz. Sanki o oteller olmasa film iptal olacakmış gibi bir moddaydım hep. Ve ilçe otellerini ayarladım bir şekilde bunlara. Oda kapasitelerinden ücretine kadar, pazarlıklı hallerini listeleyip prodüksiyona bizzat verdim.

“Şahan hotel değil ev istiyor” dediler. “Yazlık tatil bölgesinde villa kiralayacağız” dediler. Bir sürü yer beğendiler, çoğuyla ben de görüştüm tek tek. Buralı olduğumdan herkesi tanıyorum. Nazım da geçiyor. En son karar kıldıkları ev arkadaşlarımın eviydi. Babasını ikna etmek için yarım saat dil döktüm. Ve sonunda bağladım. Kendime ev tutsam o kadar olmazdı muhtemelen.

Tüm bunlar devam ederken, Togan abiye ormana iş makinesi sokmamalarını ve insan gücüyle çalışmalarını özellikle rica ettim. Ormana hassas davranmalarını her fırsatta dile getiriyordum.

Çekimler yaklaşırken bir de bana lütuf edilen oyunculuk var. E onca yardım ettik. Bir rol alırız.
Togan abi ile daha önce görüştüğümüz için bana sürekli geldiğinde “Rolüne hazırlanıyor musun? Bu geldiğimde sana audition çekeceğiz. Sen bizim yerel rehberimizsin, seni filme öyle yazacağız” falan diyor. Derdimiz para değil ya. Seviniyoruz biz de bu laflara. Memlekete faydamız olurken, “Bir rolle de kalıcı bir hatırımız sinemada olur” deyip, memnuniyet duyduk bu durumdan.

Bu arada dizi ve filmlerde zaman zaman yardımcı oyunculuk yapıyorum. Yıllardır süre gelen tiyatro geçmişim de mevcuttur.
Velhasıl bu film muhabbetine çekimler başlayana kadar telefon elimden hiç düşmedi. Togan abi prodüksiyon ile ilgilenmemi istedi ya. Prodüksiyon ne dese, gece gündüz demeden koşturduk hep.

Ben tabi prodüksiyona ormanı öğrettim. Mekanları ezberlettim. Artık işler rayını oturuyor.
Sonra ne mi oldu? Ben bir şekilde saf dışı kalmaya başladım. Duyuyorum ki Togan Karacabey'e geliyor, gidiyor, aramıyor, sormuyor. E geldiğinde rolümü söyleyecekti, audition çekecekti. Aramıyor bile…

Çekimlere kaldı bir hafta. Togan abiye sitem ettim. “Abi artık aramaz oldunuz. 1 hafta kaldı. rolle ilgili de bir şey demedin” diye. “Aa olur mu Alper'cim. İşler yoğun. Sen İstanbul'a gel. Bir audition çekelim. Öyle karar verelim” dedi. “E abi, hani sen geldiğinde burada yapacaktık o işi?” dedim. “Alper'cim, biz profesyonel bir firmayız. Herkes geliyor, sen de geleceksin” dedi resmen bana. Gelmem lazımmış, işler böyle yürüyormuş. 1 hafta kalmışken gidemedim haliyle. O iş de böylece yattı. Ama sonrası daha fena…
Sonra…
Çekimler başladı. Artık ne yönetmen ne prodüksiyon. Alper'i ne arayan var ne soran. 1 ay geçti. Ve benimle kimse bir daha muhatap olmadı. Bir telefonla tüm otelleri boşalttırabilir, sette çalışan yerel halkı oradan çekebilirdim. Çünkü hepsi arkadaşımdı. Ama memleketimin menfaati var diye sustum ve gidip görüşmeyi yeğledim. Togan'la görüşmeye kalktım. Görüşmedi benimle. Çağrı mıydı neydi, öyle birine havale etti. Togan'a, bana verdiği sözleri hatırlatmam dokunmuş. Bir daha muhatap olmayacakmış benimle.

Çağrı, Gökbakar kardeşlerin yapım işlerine bakıyor. Ama son söz yine Şahan-Togan'da. “Abi” dedim, “Bana verilmiş sözler vardı. Siz beni maddi manevi kullandınız. Onca emeğimin karşılığı bir hiç mi? Sayemde Afrika'ya gitmediniz. Size buranın her halini göstermek için günlerce arşiv taradım. 10 yıllık tecrübemi kullandım. Bu sayede aradığınız tüm mekanları çok çabuk size onaylattım. Yetmedi prodüksiyonun her işini prodüksiyondan daha çok ben gördüm.”

Bana dedi ki: “Sen olmasan Ahmet gelirdi, Mehmet gelirdi ve bize burayı gezdirirdi. Prodüksiyona da ben mi dedim yardım et diye? Onu onlarla konuş. Etmeseydin. Para mı istiyorsun? Bizde hakkın kalmaz, para istiyorsan söyle” dedi. Öyle koymuştu ki bu konuşma bana. Aklımda onca verebileceğim cevaba rağmen konuşamadım ve ayrıldım setten.

Sonrasında Togan'a WhatsApp'tan sitem dolu bir mesaj attım. Muhatap olmuyor tabi yine. Yapımcı Çağrı aradı. “Sen niye ona mesaj atıyorsun yüzsüzlük ediyorsun?” vs. diyerek, bana resmen kızdı. Dedim orada dur. “Ben senle değil, bu zamana kadar hep onunla muhatap oldum. Bunu ona yazabilirim, bu rahatsızlık vermek değil. Bana sözleri o verdi, sen değil.” Tabii sonuç sıfır. Maddi manevi karşılığımı alamadım hiç.

Film bitti gittiler. Köylü isyanda. Son gün paralarını alamamaktan korkup, orman yolunda beklediler adeta. Çünkü adamların ödemelerini hep geçiştirmişler son zamanlarda. Oteller hep isyandaydı ödeme yapmıyorlar diye. “Alper sen getirdin bunları başımıza konuş” diye. “Ah dedim Alper, ne işler açtın başına.” “Ben mağdur edilmekle kalmayıp, bir de insanların da mağdur olmasına mı neden oluyorum?” diye çok korktum. Bir kısmını set bitiminde, kalanını 1-2 ay sonra galiba ödediler ama esnaf yine de memnun değildi. Çok uğraştırmışlar.

Ve set bitti. Setin olduğu son akşam, ormanda final partisi adı altında kutlama yaptı İvedik tayfası. “Öküz öldü ortaklık bozuldu” derler ya. Bütün çöplerini ormanda öyle yığıp bırakmışlardı. Belediye ekipleri topladı arkalarını. “Ne de olsa birileri alır” diye düşündüler herhalde. Merak etmeyin, birkaç saat içerisinde belediye hemen topladı. Böylece film sürecinde gösterdikleri özeni, set bittiği gün bırakıp kaçtılar adeta.

Fotoğraf o günden. Tarihi ve mekânda kullandıkları ürünler ortada. Yani ispatsız değil hiçbiri. Prodüksiyon ve Togan Gökbakar ile tüm yazışmalarımın ekran görüntüsü de mevcut. Birisi çıkar, bu durumu başka türlü kapatmaya kalkarsa diye saklıyorum şimdi.

O filmin Afrika'ya gidilmeden burada çekilmesine vesile olmakla kalmayıp, yerel ihtiyaçlarından tutun daha aklıma gelmeyen pek çok işlerini halletmeme rağmen karşılığı koca bir hiç oldu benim için. Üstüne üstlük hakkımı aradığım için düşman oldular resmen. Halbuki sadece alan göstermekle kalmayıp, pek çok konuda zaman kaybetmeden aylarca ön hazırlıkta yardımcı olmuştum her birine. Ama bu onlar için bir hiçti. Hatta duydum ki filmde teşekkürler kısmına adımı dahi yazmayacaklarmış. O kadar sinir olmuşlar bana çünkü. Neden mi? Hakkımı aradım, verdikleri sözleri hatırlattım diye…

Şimdi, 8 Kasım'da bu filme giderken bunları bilin istedim. Dışarıdan çok hoş, duyarlı gözükebilirler ama içeride durum böyle. Emeğe saygı sıfır ama kampanyalı bilet muhabbetine en önde isyan ederler. Trilyonları kazanırlar ama üç kuruş için insanları bu hallere sokarlar. Bu ne yaman çelişki?

Dedim maddi bir karşılığını alırsam en azından kullanılmamış hissederim kendimi. Ama ona da sırt çevirdi Yapımcıları. Togan ve Şahan istememişler bana para verilmesini de.

Bu zamana kadar sustum. Memleketim için bir şekilde faydası olur bu iş diye. Ama sanırım artık susamayacağım. Çünkü her afişini ve reklamını gördüğümde kendimi enayi gibi hissetmek ağrıma gitmeye başladı.

Sizler de film vizyona girince bunları da düşünün olur mu?

memur ol yavrum

phoenixgrm
Bu ülke kadar saçma salak bir yer yok galiba.
Ülkenin gümrük kapısındaki memurlar bile beyinsiz olabilir mi?
Bundan 2,5 yıl önce Amazon'dan SMS kulaklık sipariş verdim ve beklemeye başladım, 1,5 hafta sonra ise mail geldi gümrük el koymuş neyse dilekçe falan yazdım getirtmek için bir arkadaşıma haber verdim yardım etmesi için falan ardından kargo eve not bırakmış meşhur "Geldik yoktunuz" diye o günde salondan camı izliyordum kapıyı çalan bile olmadı.
Neyse gittim kargoyu alıp eve geldim, açtım kutuyu kutu Amazon'un kutusu bile değil üzerinde Kiril harfleri yazıyor, açtım kulaklık var ama kulaklığın yedek süngerleri, jak kablosu, stickerları, sünger çıkarma aparatı falan yok, üzerine not düşmüşler "Tehdit oluşturan materyaller kutu içeriğinden çıkartıldı" diye.
Neyse gümrüğü aradım bir kadın açtı sorunu anlattım, kadın "İlgilenen memurumuz kutu içeriğindeki o materyallerin belirtilmediği için çıkarttı, eğer istiyorsanız bir miktar ücret ödeyeceksiniz" dedi, delirdim kadına kutunun içindeki kılavuzda bile materyallerin belirtildiğini söyledim "Tehdit oluşturduğu için el koyuldu" diyor daha. Bu olaydan sonra ülkedeki "Memur ol yavrum" diyen andavalların neye sebep olduklarını öğrendim, jak kablosu, yedek sünger, sünger çıkarma aparatı nasıl bir tehdit oluşturabilir, bu devlette çalışan çoğunluğu aptal insanlar genç insanların fırsatlarını çalıyorlar içime en çok o koyuyor. İngilizce bilmeyen bir insanın gümrükte ne işi olabilir, veya sorunu çözemeyen bir memur benim hangi işime yardımcı olabilir, özel şirketler olmasa devlet kendi yollarını köprülerini yapsa 5 dakika içinde çöker böyle aptallar olduğu sürece.
2
0 /