confessions

phoenixgrm

Uldız - Toktamış yazar

  1. toplam giri 164
  2. takipçi 10
  3. puan 4303

sergen german

phoenixgrm
Herkese Selam, Bu Videoda Uzun Zamandır Neden Düzenli Video Atamadığımı ve Nasıl İki Milyon İzlenen Video Yaptığımı Anlattım. Aynı Zamanda Planladığım Bazı Projeleri De Anlattım.

2 Haziran Doğum Günüm ;)

zararına sohbetler

phoenixgrm
(bkz:Sizden gelenler) başlığında açıklama yaptım aslında ama... Sevgili dostlar, Altay sözlük özel bölümü yapmayı düşünüyoruz. ve bunun için (bkz:zararına sohbetler) başlığında, kanalımız ile ilgili yorumlarınızı bekliyoruz. Kanala biraz göz attıktan sonra, lütfen videoların altlarına ve başlığımıza kıymetli vaktinizden ayırdığınızca yorumlarınızı bekliyoruz. Amacımız hem sizler kanalımız ile tanışın hem de altay sözlüğü youtube üzerinden de tanıtalım. Sevgiler :)

sizden gelenler

phoenixgrm
Sevgili dostlar, Altay sözlük özel bölümü yapmayı düşünüyoruz. ve bunun için (bkz:zararına sohbetler) başlığında, kanalımız ile ilgili yorumlarınızı bekliyoruz. Kanala biraz göz attıktan sonra, lütfen videoların altlarına ve başlığımıza kıymetli vaktinizden ayırdığınızca yorumlarınızı bekliyoruz. Amacımız hem sizler kanalımız ile tanışın hem de altay sözlüğü youtube üzerinden de tanıtalım. Sevgiler :)

2

carlos santana

phoenixgrm
1989 yılında, İstanbul'a ilk kez gelen Carlos Santana, alanda karşılanıp konaklayacağı otele getiriliyor. İlk gün serbest, akşama basın toplantısı yapılacak. Dinlenmek yerine, "Çıkalım İstanbul'u dolaşalım," diyor. Yanına bir rehber veriliyor, kendisine bir de araç tahsis ediliyor. Kapalıçarşı, Sultanahmet, Ayasofya derken Santana güzel bir çay bahçesi görüyor. Hem üstadı dinlendirelim hem de bir Türk kahvesi içsin diye bahçede bir masaya oturuyorlar.

O ana kadar koca Santana'yı bir Allah'ın kulu tanımıyor. Resimdi, imzaydı diye taciz eden de yok… Kendi de zaten bu durumdan şikâyetçi değil, çünkü adamın öyle kompleksleri yok... Rehberle beraber kahveleri höpürdeterek sohbet ediyorlar. Birden çay bahçesinin önünden geçmekte olan boyacı Roman çocuklar bağırmaya başlıyorlar: "Heyy !.. Hello Santana! Welcome İstanbul! I love you Santana!.."

Çay bahçesinin garsonları çocukları tersliyor. "Kesin ulan, bağırmayın, içeri falan da girmeyin, dağılın buradan, müşteriyi rahatsız etmeyin !" Santana rehberine diyor ki : "O çocukları buraya çağır, ben içeri gelmelerini istiyorum." Rehber çocuk hemen garsonlara durumu izah ediyor: "Aman abilerim, adam dünya starı, herkese rezil oluruz, boyacıları yanına istiyor, bırakın gelsinler..."

Çaresiz izin veriyorlar. Boyacı Roman çocuklar sandıklarıyla beraber dalıyorlar çay bahçesine... Rehber söylediklerine tercüman oluyor, başlıyorlar koca Santana'yla sohbete... Diyorlar ki, "Sen dünyanın en büyük gitar ustalarındansın. Senin çizmelerini boyayalım, kıyağımız olsun, beş kuruş istemeyiz.."

Santana çok mutlu oluyor, hem de çok şaşırıyor… Çocuklara gazoz, kola ısmarlıyor. Sonra da soruyor tabii : "Geldiğimden beri beni İstanbul'da kimse tanımadı. Peki bu çocuklar beni nasıl tanıdı?.." Çocuklar anlatıyorlar: "Biz boya yaparken bazı müşteriler gazete okur. Fırça sallarken arada gazetelere de bakıyoruz tabii. Resmini orada gördük. 'Dünya Yıldızı Santana İstanbul'a Geliyor' yazıyordu, oradan tanıdık seni."

Çizmelere boya cila yapılıyor. Santana para vermek istiyor ama çocuklar almıyor. "Peki," diyor Santana, "yarın akşam konserim var, beni dinlemek ister misiniz?" Çocuklar deli oluyor. "Hem de çok isteriz Santana. Sen delikanlı adamsın!.."

Rehberden ikişer kişilik davetiyelerden alıyor, çocuklara veriyor. Kardeşiniz varsa yanınızda getirebilirsiniz, diyor. Çocuklar çok mutlu, tabanları kıçlarına vurarak çıkıyorlar, çay bahçesinden caddeye doğru seğirtip kayboluyorlar...

Ertesi akşam Açıkhava'da müthiş bir izdiham var. Roman çocuklar ellerinde davetiyelerle konsere geliyorlar. Ana kapıdan giremiyorlar, çünkü Santana misafirlerine VIP davetiye vermiş, çocuklar nereden bilsin, VIP kapısına gelince kıyamet kopuyor... "Kimden çaldınız lan bu davetiyeleri ?" Çocuklar, "Biz kimseden çalmadık abey, biz Santana'nın misafirleriyiz, o verdi bunları bize…'' deyince, ''Hadi ulan!'' diyerek ve sille tokat tartaklayarak çocukların ellerinden davetiyeleri alıp kapıdan kovuyorlar.

Ama Santana'nın VIP misafirleri pes etmiyor... Sanatçıların arka giriş kapısını buluyorlar. Orada da aynı muamele tabii: "Hadi yürüyün lan!.." Çocuklar asla pes etmiyor. "Santanaaa ! Santanaaa !.. Help.. Help !.." diye hep bir ağızdan basıyorlar feryadı. Bir şekilde rehbere haber gidiyor, o da gidip durumu Santana'ya anlatıyor. Sonra da rehber gidiyor, çocukları alıp kulise, Santana'nın yanına getiriyor. Salya sümük, gözyaşları içinde başlarına geleni anlatıyorlar. Santana çok üzülüyor ve sinirleniyor: "Misafirlerimi alın ve yerlerine oturtun."

Boyacı Roman çocuklar rehberle beraber sahne kenarından seyircinin arasına iniyorlar. Büyük sorun oluyor... Çocukları yerlerine çoktaan birileri oturmuş bile. Vali yardımcısının kızı, damadı… Belediye'den falancanın bacanağı, filancanın eltisi, görümcesi.. "Biz protokolüz kardeşim, kalkmıyoruz !" diyorlar.

Görevliler de durumun farkında ama korkudan bir şey yapamıyorlar... Dakikalar geçiyor ama sorun çözülemiyor. Sonunda merdiven basamaklarına birer minder koyulup Santana'nın VIP misafirlerini oraya oturtarak olayı bağlıyorlar.

Rehber tekrar Santana'nın yanına gidiyor ve olanları anlatıyor. Sanatçı diyor ki, "Git onlara söyle, benim misafirlerime kimse saygısızlık yapamaz... Eğer sahneye çıktığımda çocukları en ön sırada, koltuklarda görmezsem tek bir nota çalmam. Sahneye çıkarım, olayı anlatır, veda eder giderim. Tazminat falan da umurumda değil, bedeli ne olursa olsun öderim."

Konserin başlaması lazım ama bir türlü başlamıyor. Alkışlar, ıslıklar başlıyor. Ve işler karışıyor. VIP bölümünde bir kargaşa var... Bu defa görevliler durumun vahametinin farkında. Çocukların koltuklarına çöken baldız, bacanak, elti, görümce ve de enişte... Tek tek koltuklardan kaldırılıyorlar. En ön orta protokol koltuklarına Santana'nın VIP misafirleri olan Roman çocuklar oturuyorlar...

Arkaya "tamam" diye haber gidiyor, ışıklar açılıyor, sahne aydınlanıyor ve Carlos Santana sahneye çıkıyor… Yer yerinden oynuyor. İlk iş olarak ön tarafa bakıyor, misafirleri yerinde mi diye... Çocukları görüyor, bakıyor ki herkes mutlu… Başparmağını yukarı doğru çevirip VIP misafirlerine bir OK çekiyor. Sonrasında o sihirli parmaklar gitarının tellerine gömülüyor. Açıkhava'da sanki gitarından binlerce beyaz güvercin çıkıyor. Uçuyor, uçuyor, Santana'nın misafirlerinin üstünde sortiler yapıyor..

Onun içindir ki Santana gibi sanatçılara virtüöz, muhteşem, büyük star demeden önce ''Adam'' diyorlar.
Gerçekten çok büyüksün... Viva Santana!..”



Öğretmen,
Doktor,
Mühendis,
Avukat,
İş adamı
Ve
Şöhretli olunabilinir.
Ama adam olmak her insanın olacağı bir zanaat değildir.
Yürek ister,
Mertlik ister,
Mütevazilik ister,
Bilgi ister.
Görgü ister
Ve birde,
Gönül ister!..

ramazan davulu

phoenixgrm
Ramazan'ın geldiğini, sabaha karşı yazı yazarken duyduğum davul sesi ile anladım lan (dini olaylar ile alakam...) HayırlıRamazanlar. Fakat bu ibne davulcu, her ramazanda bizim sokaktan başlıyor lan. Hani bir kreşendo efekti ile, yükselerek gelmesi lazım sesin. Bu bizim sokakta başlıyor gümbür gümbür... Çıkıp gitar ile eşlik edeceğim yine bu sene :)

türkiye'de müzik sektörü

phoenixgrm
Faruk çağla abimden alıntıdır, daha güzel anlatılamazdı.
-
DEĞERLİ SANATÇI DOSTUM ERDOĞAN KARAYEL, BİZ NEREDE YANLIŞ YAPTIK? DİYE SORMUŞ. CEVABIM:

Biz nerede yanlış yaptık?
Cevabı;1-Biz sanatçıydık, ticaretten anlamıyorduk. İyi aşçı olmak ile iyi lokanta işletmek arasında fark vardı, biz hem iyi aşçı hem de iyi lokantacı olmayı birarada yapamadık. LOGOYU büyütenlere saygı duyduk hayran olduk, dönen dolapları farkedemedik. LOGOYU ÜRETENLER olarak LOGOYU satanlar arasındaki ilişkiyi ve çelişkiyi farkedemedik, tarladaki az kazanan üretici gibi aracı kabzımala daha çok kazandırdık. 2- İŞçiden yanaydık, emekten haktan yanaydık, ama kendimizin emekçi olduğumuzu anlayamadık kendi hakkımızı savunamadık. Mesela; çizer hakları veya grafiker hakları konulu eserler üretmedik, bu yolda emeğimizi, haklarımızı savunamadık... 3-O günlerdeki grafiker meslek kuruluşları ve karikatürcü meslek örgütleri bu gibi konularla hiç ilgilenmedi, meslektaşlarını bilinçlendirmedi, bu gibi sorunları çözmeye uğraşmadı... BUgün de hâlâ aynı eksiklikler devam etmekte. TGDD kısıtlı imkanlarıyla 3 kişinin omuzlarında bu eksiklikleri gidermeye çalışıyor. 4-Grafikerlik ve çizerlik mesleği 1994-95 yıllarında İstanbul ve Ankara'nın tutucu, gerici ve Arap hayranı siyasetinin egemenliğine girdi, biz bunu fark edemedik. Çizerlik ve grafikerlik bundan sonra erozyona uğradı. Biz ya çokuluslu çok büyük reklamcıların yanında ya da Arap hayranı işletmelerde taviz vererek çalışmak zorunda bırakıldık, bu arada BİLEK önemini kaybetti, MAC önemlli oldu. Yani teknoloji devrimine denk geldik, ART direktörlük bitti, MAC DİREKTÖRLÜK başladı. MAC OPERATÖRLERİ grafiker, müşteri ART DİREKTÖR oldu. 5-Basın,medya, SERMAYE EL DEĞİŞTİRDİ,uzmanı olduğumuz, alışık olduğumuz reklamcılık anlayışı bitirildi, biz ötekileştik ve özellikle AÇ ve İŞSİZ bırakıldık. Bu arada toplumda sosyolojik olarak, ticarette ekonomik olarak, siyasette ideolojik olarak bu değişimler olurken tüm bu olup bitenlerden rahatsız olup da eskisi kadar BOL kazanamayanlar, vaktiyle sırtımızdan hem LOGOYU hem CÜZDANI BÜYÜTTÜKLERİ İÇİN bundan etkilenmediler ya da en azından bizim kadar etkilenmediler. 6-Bu arada ben 1990-1995 arasında Beşiktaş Abbasağa semtinde yepyeni bir ev alabilmiştim. 1990 yılında ve 93 yılında sıfır araba alabilmiştim. Hatta o günlerde çok sevdiğim bir meslektaşıma bir vosvos kaplumbağa da alabilmiştim. O günlerde ben de LOGOYU BÜYÜTENLER kadar olmasa da çok kazanıyordum. Çünkü hâlâ bana ihtiyaç vardı. MAC henüz tasarımcı olmayanların elinde yaygınlaşmamıştı, biz henüz bilinçli olarak ötekileştirilmemiştik ve onlar henüz kendi yandaşlarına iş vermeyi ve bizi aç bırakmayı akıl etmiyorlardı. Herşey 95'den sonra bozuldu... Aileler dağıldı, boşanmalar arttı, işsizlikler arttı. Özellikle grafikerler sosyal ve ekonomik olarak yıkıma uğradı. Mesela bu arada bir ilaç fabrikasına vaktiyle grafiker olarak girmiş arkadaşlarımız KURUMSAL olarak BÜYÜK ve İSTİKRARLI bir firmada etliye-sütlüye karışmadan çalışarak, büyük iddialarda bulunmadan, toplumu değiştirmek peşinde koşmadan 25 yıl çalışarak aldıkları net maaş üzerinden sigortalı oldukları için huzurlu bir emekliliğe kavuştular. Demek ki grafikerlik, reklam ajansları dışındaki büyük firmalarda icra edilirse tutarlı ve istikrarlı bir güvence haline gelebiliyor. Ama biz, maceraperest olduğumuz ve yerimizde duramadığımız için, biraz da haksızlıklara tahammül edemediğimiz ve biraz da oportünist (kısa vadeli çıkarı uzun vadeli çıkara tercih etmek) olduğumuz için 3 kuruş fazla veren ajansa transfer olarak hem emeklilik hakkımızı, hem kıdem tazminatımızı hem de emeklilikte yüksek maaş imkanlarımızı yaktık. 7-BU arada düzen sürekli çalışanlar aleyhine gelişti, kimsesiz olanlar ezildi. Bir cemaate, bir siyasete veya bir aşirete ait olanlar EZİLMEDİ, aksine KORUNDU, KOLLANDI. Yandaşlar, layık olmadıkları halde BESLENDİ...Bu yüzden EMANET bize verilmedi... 8-Bütün bunlara grafik eğitimi veren üniversiteler ve oradaki iş garantisiyle işi gücü rahat ve keyfi yerinde olan hocalar seyirciydi, meslek hakları konusunu hiç düşünmediler, meslek hakları dersini bile müfredata koymak akıllarına gelmedi, halen de gelmiyor.bugün de halen öyledir...Eskiden alaylılar mekteplilere saygı duyardı şimdi dalga geçiyorlar. Bunun sebebi mektepli yetiştiren bir çok yerin yetersizliğidir.

Daha yazayım mi? Biz nerede yanlış yaptık? Biz DÜZEN'e uyamadık.Düzen ve düzen'ler hep değişti,eskiden komprador batı düzeni vardı, biz uyum sağlayamadık. Ona uyum sağlayanlar Motosiklet ve antika araba koleksiyonu yaptılar... Sonra Arap Baharının düzenleri geldi biz ona da uyum sağlayamadık. Ona uyum sağlayanlar evlerinin su musluklarını altından yaptırdılar...Hanımlarının üzerine başka hanım aldılar, iki evli, üç evli olmak şeref payesi oldu, her hanımına villa aldılar, 4x4 aldılar... Bunlar da hanım koleksiyonu yaptılar...

90'lı yıllarda reklamcılığı benim yanımda öğrenen çok hanımlı, çok evli arkadaşlarımız 2002-2003 de yandaş olup belediyelere çöreklenip, kamu kurumlarına yanaşıp benim 10 liraya yapacağım işin daha berbatını kamuya 30 liraya yaptılar, 50 liraya fatura edip aradaki farkı kendisine iş verenlere dağıttılar. BUnlar sözüm ona helal kazandılar... Yapa boza reklamcılığı öğrendiler, böylelikle güya hem helal kazandılar, hem de emaneti ehil ellere vermiş oldular. Ehil olana kadar yapa boza israf ettiler, hem öğrendiler hem de öğrenirken ve israf ederken müthiş paralar kazandılar... Onlar düzen'in adamıydılar...

Önemli olan insanlığa ne bırakacağımızdır. Eşek ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır. Belki züğürt tesellisidir ama sen ve ben (ve bizim gibi değerli sanatçı dostlar) arkamızdan yüzlerce ölümsüz eser bırakıyoruz, sevgili Erdoğancım..

ağaç dikmek

phoenixgrm
Tek başıma neyi değiştirebilirim diyen varsa, Brezilya'da evli bir çiftin kendi çabalarıyla diktiği ağaçları hatırlasın. Sebastian Salgado ve eşi. Ağaçlandırdıkları arazi Salgado'nun babasının çoraklaşmış olan çiftlik arazisi..Babasından kalan çoraklaşmış araziyi tekrar ağaçlandırdıktan sonra araziyi ulusal park olarak bağışlamış Sebastiao Salgado. " Toprağın Tuzu" isimli belgeselde ise bu çiftin hikayesi anlatılıyor.


altaysozluk.com/foto

arda turan

phoenixgrm
Futbolu oldum olası sevememişimdir, hep bir amerikan güreşi gibi bir senaryo yarmış gibi geliyor. özellikle türk futbolu. Açıkçası futbol muhabbeti yapan adam da gözümde boştur...
(aşağısı alıntıdır)

İspanya'nın Atletico Madrid takımında,
Bir Türk topçu oynar.
Ülkenin siyasetçileri bu topçunun Barcelona'da
Oynamasını isterler.
Türk Hava Yolları Barcelona'ya zaten sponsordur.
10 milyon Euro vermiştir.
Araya bazı kişileri sokarlar.
Bu topçuyu Barcelona'ya alın, diye.
Barcelona'nın bu topçuyu Atletico Madrit'ten,
Almak için 15 milyon Euro'ya ihtiyacı vardır.
Barcelona, Fair play çerçevesinde bu parayı ödeyemez.
Türk Hava Yolları bir kılıf bulur,
Bir şeye daha sponsor olur ve
Barcelona'ya 15 milyon Euro öder ve transfer gerçekleşir.
Barcelona bedavadan topçu almış olur.
Oynarsa oynar, oyanamazsa oynamaz.
Nasılsa maliyet SIFIR
Ama Türk topçu Barcelona'nın kıymetini bilmez,
Fırsat buldukça İstanbul'a kaçar.
Dünyası İstanbul'daki hatunlardır.
200'ye yakın antrenmana çıkmaz.
Barcelona bunu kapının önüne koyar.
12,5 milyon Euro'yu getiren bu topçuyu alır der.
İşin mizahı.
Bacelona bu topçuya kasasından 1.-Euro ödememiştir.
Topçu için 12,5 milyon Euro ister.
Müşteri çıkmaz.
Topçunun Avrupa piyasasında vukuatları ayyuka çıkmıştır.
Galatasaray ilgilenir ama 12,5 milyon ödeme şansı yoktur.
İşe yine siyasiler girer.
Yukarıdan emir gelir,
Başakşehir bu topçuyu alsın.
Başakşehir'in imkanları kısıtlı.
Bütçeden verecekleri para 3,5 milyon Euro'dur.
Açık olan 9 milyon Euro'yu birisi vermelidir.
Bir kuruma yukarıdan emir gelir.
Kurum 9 milyon Euro'yu öder.
Kim?
Bir ipucu vereyim.
Bu kurumun ucuz ürünlerini almak için,
Garibanlar sabah 6'da kuyruğa giriyor.
Ürünleri halk için.
Ama bu kurum 9 milyon Euro ödüyor.
Halbuki bu parayı fiyatına yansıtsa.
Ne güzel olur.
9 milyon Euro'yu ödeyen kurum.
İSTANBUL HALK EKMEK.
Şimdi gelelim yazının sonuna.
Bu ülkenin 24 milyon Euro'su,
Birilerin keyfi için Barcelona'ya ödenmiştir.
Ne için ?
Topçu Barcelona'da oynadı da,
Ne oldu?
Bir hesap yapın.
24 milyon Euro'ya kaç okul yapılır.o
(Hermit Pelin)

greta

phoenixgrm
Pandoranın mı kutusu? greta'nın mı? Güzel bir gerilim filmi olmuş, uzun zamandır bu kadar kaliteli bir şey görmüyorduk. detaylı incelemesini açıp, bir yandan dinlemek isterseniz, dö hayde.

haktan akdoğan

phoenixgrm
Türk uzay bilimci, sirius ufo kurucusu bilgili abimiz. kendisinin uzay ve dünya dışı varlıklarla ilgili bayağı bilgisi olduğunu düşünüyorum.
Ve bugün yayınladığı bir videoda gayet güzel konuşmuş.

kara delik fotoğrafının çekilmesi

phoenixgrm
İlk defa bir karadeliğin görüntülendiği ve fotoğrafının paylaşıldığı bu tarihi günde, önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklanacak çok önemli bir gizli bilgiyi paylaşmak istiyorum. Konu: TARSUS'TAKİ ESRARENGİZ KAZI. Hazırsanız başlıyorum: Bugün işle ilgili araştırma için gittiğim üniversitede, Arkeoloji Bölümünden profesörler ve Fizik Bölümünden profesörler bir arada karadelik ile ilgili canlı yayını izliyorlardı. Karadeliğin fotoğrafı paylaşılınca birbirlerine bakarak gülümsediler ve gördünüz mü, tahmin ettiğimiz gibi tarzında laflar ettiler. Bu konuşma ilgimi çekti ve ısrarla sormaya çalıştım. Tam detayını vermediler ama aralarından bazıları bu kazıda bulunmuş. Biliyorsunuz 2017 yılında Tarsus'ta bir kazı başlamış ve kamuoyunu uzun süre meşgul etmişti. Milletvekillerinin bile alınmadığı kazı alanını, özel harekat polisi askerler vs koruyordu. Kazıya dair birtakım haberler ortalıkta dolanıyordu. Orijinal incilin bulunduğunu söyleyenler, büyük bir hazinenin olduğunu söyleyenler, hatta uzaylılarla ilgili olduğunu söyleyenler bile vardı. Kazı aylarca sürmüştü ve kimse kamuoyunu aydınlatmamıştı. İşte bugün açıklanan karadelik fotoğrafı ile tüm parçalar birleşti. Öğrenebildiğim kadarıyla, bu kazıda 3 bin yıllık bir sandık bulundu. Taştan yapılma ve oldukça ağır.... Kimse yaklaşamasın diye etrafına o günün koşullarına göre çeşitli tuzaklar, yani güvenlik önlemleri konulmuş sandığın sıradan bir sandık olmadığı ise, içinden parlayan ışık farkedilince anlaşılmış. Olay o yüzden çok gizli... Ve burası çok önemli: sandığın içi açıldığında, bugün gösterilen karadelik fotoğrafına çok benzeyen, bir taşın üzerine oyulmuş işaret ve altında gizli bir mesaj bulunmuş. Taş, etrafına kırmızı bir ışık yayıyormuş. Taşın altındaki mesaj ise şuymuş:
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu!
5
0 /