confessions

nene korkut

ataman - hukuk danışmanı

  1. toplam giri 467
  2. takipçi 20
  3. puan 19972

altay sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

nene korkut
Bugün güzel bir haber aldım; üniversiteden sevdiğim, ailesini tanıdığım, birlikte yurt dışına gittiğim bir arkadaşım İskoçya'ya gidiyor! Çok sevindim; birden istemsizce küçük oh çektim, gülmeye başladım. Nene Korkut, tüm yakın arkadaşlarıma veda için bir organizasyon düzenleyeceğim ama seninle özel olarak da konuşmak istiyorum bir gün oturalım dedi. Mutluluğuma gurur da eklendi, Ocak'a bilet bak sen de yanıma gel dedi; üçüncüleri vefa oldu.

Bundan bir buçuk hafta önce, adliyede koştururken ev arkadaşı olmayı planladığımız bir başka arkadaşımla karşılaştım. Biraz sorunları vardı şu sıralar, ama o an sürekli gülüyordu ne oldu dedim. Kusura bakma nene korkut, sana verdiğim sözü tutamayacağım sanırım Bon'dan ve (ismini anımsayamıyorum ama Stuttgard olabilir) x üniversitesinden kabul aldım, bir iki gün sonra vize görüşmem var dedi. Ayaküstü harç parasını nasıl denkleştirebileceğini, faizleri konuştuk.

Başka bir arkadaşım Köln Üniversitesi ile anlaşmalı bir programa başladı; seneye o da yolcu.

Bir başkası halihazırda Almanya'da

Biri benim hayalimi yaşıyor, İsviçre'de

Biri Viyana'dan döndü ama ne kadar kalır bilmiyorum.

gidiyorlar sözlük, hepsi gidiyorlar...
Kendimi dar donya ye to saat chand est'teki ferhad gibi hissediyorum.
hiçbir şey doğru değil güzel değil
güzel olsun isterdim

eski sevgilinin mutlu olmasını istemek

nene korkut
Kötü olmayan insanların yaptığı yüce gönüllülük içeren eylemlerden biridir.
Her ne kadar yapanın iyi insan olduğuna faraziye teşkil edecek bir eylem olmasa da yüce gönüllülük gerektirdigi muhakkaktır. Öyle benim diyenin yapabilecegi bir şey değildir genelde.
Bir hiç kimseye hiç bir şey katmayan giriyi bir yaşanmışlık katmadan bitirmek istemedim.
Nişanlı tanıdığım bir çift düğün arefesinde kavga ediyor. Ama nasıl bir kavga, yüzükler atılma noktasına geliyor. Konuşuyorlar, bitirmeye karar veriyorlar; ev kurulmuş kim neyin taksidini ödeyecek onu falan konuşuyorlar (profesyonelliklerine tekrar selam ederim).
En sonunda kız yeni kurulan evden, eski nişanlısını uğurlarken senin için en hayırlısı olsun; iyilerle karşılaş umarım diyor. Çocuk da arkasını dönüp gidiyor.
Çocuk ertesi gün etrafi yıkmaya başladı ben ayrılmam da ayrılmam diye.
Hayat garip....

23 haziran 2019 istanbul seçimleri

nene korkut
İlk defa bir seçim için sabah erkenden kalktım, abdest aldım oy kullanıp geldim. Pusulayı atarken bildiğim, zaferle ilişkili olan tüm sureleri okudum. Bu seçim çok şeyi değiştirecek, umarım bu değişimler olumlu yönde olur. Umarım Türkiye olarak 21.yüzyılda karşı karşıya kaldığımız bu hukuk garabetini töremize, örfümüze, hukukumuza ve devlet geleneğimize uygun şekilde aşarız.

staj eğitim merkezi

nene korkut
İstanbul Barosu'nun Galata'da başta stajyer avukatlar olmak üzere tüm avukatlara eğitim vermek üzere kullandığı binadır.

Konumu çok güzeldir; arada kalmasına rağmen baronun da hareketlendirmesinin etkisiyle etrafta oturulabilecek bir sürü mekan vardır.

Başta SEM Dersleri sebebiyle stajyer avukatlarca gereksiz ve hatta gelmesi zul olarak görülen bir yer olsa da zamanla hem merkeze hem de derslere alışılır; bu sefer de iç bitmesin istenir. Ama her şeyin olduğu gibi bunun da bir sonu vardır tabi....

küçüksu kasrı

nene korkut
Göksu Kasrı diye de bilinen, Anadolu Yakası'nda yer alan Osmanlı Kasrıdır*. Anadolu Hisarı'na çok yakındır

Yabancı temsilcilerinin, devlet görevlililerinin ve hanedanlarının ilk ağırlandığı yerlerden biridir. Kasrı gezerken her odada ilk kimlerin ağırlandığını dinleyebilirsiniz.

Kasrın en sevdiğim odası; Mustafa Kemal Atatürk'ün çalışma odası olarak kullandığı odaydı. Onun çalışma masasını Osmanlı Kasrı'nda görmek, özellikle babalar gününde, beni düşündürdü. Çok güzel bir odaydı, keşke şimdi kullandığımız/ inşa ettiğimiz devlet binaları da bu estetikten biraz nasiplenseydi...

Gazi Paşa'nın odasından geçilen konuk odası olarak da kullanılan odadaki gardırobu çok beğendim. Çok güzel bir dolaptı, çok nadide bir parçaydı; işlemeleri çok özeldi. Bu odada Yakup Han ve Japon İmparatoru misafir edilmişti.

Kasrın içindeki halı, perdeler ve koltuk dokaumaları ipekten olup; perde ve halılar Hereke Halı ve İpekli Dokuma Fabrikası'nda üretilmiştir.

Velhasılı kelam, güzel yer vaktiniz olunca gezmenizi tavsiye ederim.

Bununla beraber nedenini anlayamadığım şekilde Has Bahçesi küçük olan bir kasırdır.
*Kasır; Saraydan küçük, köşkten büyük yapılardır.

osmanlı torunları

nene korkut
"Yabanlar kıskanır diye
Destan da mı yazmayalım" der Arif Nihat Asya pek sevdiğim bir şiirinde.

BU konuya da biraz öyle yaklaşmak gerek. Osmanlı kimdir, kime denir; Osmanlı İmparatorluğu, Osmanlı Hanedanlığı nasıl devam etmiştir. Türk Milleti dünyanın en eski milletlerinden biridir; en önemli özelliklerinden biri hızlı teşkilatlanması ve siyasi birlik kurmasıdır. Çeşitli coğrafyalarda, çeşitli etnik gruplarla devlet kurmuş ve asli unsur olmuştur. Ancak nereden bakılırsa bakılsın, Türklerin kurdukları devletlerin zirve noktası Osmanlı İmparatorluğudur.* Hanedandan olayım ya da olmayayım soyum Türk olsun ya da olmasın; Türkiye'de Türk Milletiyle ortak bir geçmişi paylaşan ve ortak bir gelecek idealinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşı olarak şahsım Osmanlı'nın torunuyum.

Devlet geleneği devamlılık, halef-selef ilişkisi üzerinden yürür. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı'nın halefidir, Mustafa Kemal Paşa Bir Osmanlı Subayıdır, Ziya Gökalp bir Osmanlı münevveridir. Yani bir gecede cahil kalındığı gibi bir gecede ulus fikri, ulus devlet fikri, mili mücadele fikri inşa edilmedi. Bu mefhumlar bizzat Osmanlı'da inşa edilmeye başlandı. Olmak istemeyen yine olmasın tabi

Bununla beraber Osmanlı Hanedanlığı da son derece mümtaz şahsiyetler yetiştirmiş bir hanedandır; ne kadar son günlerede talihsiz açıklamalar yapan birileri çıksa da; Dürrüşehvar Sultan gibi bir Rani, milli mücadeleye katılmak isteyen Şehzade Ömer Faruk Efendi, Neslişah Osmanoğlu ya da namı diğer Neslişah Sultan gibi bir hanımefendi çıkaran hanedan bu kişi yüzünden gözden çıkarılmamalıdır.

* Gerek devlet yapılanması gerek kültür ve medeniyette yaptığı atılımlar 600 yıla yakın süre üç kıtada hüküm sürmesi, dünya savaşından sonra bile yeni devlet kurabilecek bir yapı hazırlaması

islamı ve müslümanları kötülemeye çalışanlar

nene korkut
İslam nedir,

İslamiyet'e en çok zarar veren Müslümanlar bu öz eleştiriyi bir Müslüman olarak yapmak gerek. Ben bugün birisini ahlakımla cezbedemiyorsam; nene korkut dürüsttür, namusludur, adaletlidir dedirtmiyorsam bu herkesten önce benim sorunumdur. Bu her şeyden önce benim İslam ahlakıyla ahlaklanamamın, nasipsizliğimin neticesidir. Bugün Arapça bir lafız duyunca insanların gözleri korkudan fal taşı gibi açılıyorsa, sakallı bir erkek görünce başını yere eğiyorsa ya da tedirgin oluyorsa, tesettüründe siyah kullanan hanımları görünce rengi benzi atıyorsa bu bizim "emin" sıfatını haiz olmamızın neticesidir.

Bu öz eleştiriden sonra şunu söyleyeyim; istediğiniz kadar İslamiyeti eleştirebilirsiniz. Bir müslüman olarak bu konuda tabiri caizse sülalem rahat; benim inandığım Allah bu ayetlerin bir benzerini getiremeyeceğiniz konusunda, bu kitabın bizzat kendi korumasında olduğunu bana garanti ediyor. Bildiğim kadarıyla, ilmim ölçüsünde tartışmak da isterim; faiz olur, çok eşlilik olur, çocuk hakları olur, cihad kavramı olur.... Bilmediğimi öğrenir, bildiğimin zekatını veririm.

Ancak Müslümanları kötülemek ayrı bir mevzu. Müslümanları, İslamcıları, Siyasal İslamcıları, Müminleri sevmeyebilirsiniz, özel alanınıza dahil etmek istemeyebilirsiniz ancak bu insanları hakir göremezsiniz fiilleri üzerinden değerlendirme yapamazsınız. Bu konuyu daha önce Hz. Muhammed'in ayı ortadan ikiye bölmesi başlığında da tartıştım. Tekrarlamada fayda görmüyorum. Başörtüsü sizin için saçma olabilir; ama bu düşünceniz size saçından tahrik olacağını düşünen sapıklar diye niteleme yapma hakkı vermez. İnanmamak ve inanma hürriyetine riayet etmenin ayrımı burada başlıyor işte.

Bir de sözlükte yakın zamandır fark ettiğim bir şey üzerine not düşmek istiyorum; adeta tarih tekerrür eder gibi birileri önce İslamiyet hakkında menfi giriler yazmaya başladı. Daha sonra bu menfi düşüncelerin ibresi daha da Müslümanlara kaymaya başladı ve sözlükte buna karşı bir direnç gelişmeye başladı. Bunların her birinin çözümlemesini de yapmak isterdim ama daha da uzatmak istemiyorum. Bence meşru bir direnç geliştiren arkadaşlara söylemek istediğim tek şey: Engelle Butonu bunun için var, kullanmaktan çekinmeyin.

uzaylıların kel olması sorunsalı

nene korkut
kellik bazı kültürlerde üstünlük, ermişlik göstergesidir. bir eğitim sürecinin sonunda saçını traş eden bilge figürü hiç de alışılmadık bir figür değildir. bu anlamda ermiş olan uzaylıların da kel olması da bu üstünlüğün tezahürlerinden biri olabilir.
bunun yanı sıra hatırladığım kadarıyla uzun tırnaklı uzaylı da yok. saç ve tırnak uzamasının çevresel faktörlere sıkı sıkıya bağlı olduğu düşünülürse belki de uzaydaki inorganik ortamın buna uygun olmadığı kabulü de etken olmuş olabilir

yaz mevsiminin kötü yanları

nene korkut
Düğün .
Sevgili hazirun,
Evlilik, nikahla kurulur. Nikah bir sözleşmedir, evet dediğiniz an nikah sözleşmesi kurulur.
Yani gelin ve damat iki şahit önünde evlenmek istediklerini beyan edip defteri imzaladıkları takdirde evlilik gerçeklesir.

Bu kadarı yeterli, hakikaten; halay çekince daha mutlu bir evliliğiniz olmayacak. Onlar da boşanıyor, diğerleri de. Boşu boşuna yakınlarınıza, kendinize eziyet etmeyin.

Ha ama altınlar kimde kalacak mevzusu var; burada da doğrudan İBan'a gönderelim işte. Niye buna hala geçmedik bilmiyorum. Mahkeme bankadan celp etsin, denkleştirmede açıklamalar hanesine göre yapılsın.

İşbu giri bir nikahtan yazılmıştır. Keşke herkes nikah yapsa....

dark

nene korkut
2017'de yayınlanmaya başlayan Netflix dizisidir. Dizi Lineer zaman, zamanda yolculuk gibi zor ve ilgi çekici temaları işlemektedir.

Dizinin Almanca olması başta dezavantaj gibi duruyor; diziyi izlerken öff niye bu kadar soğuklar/sinirliler diye düşündüyordum sonra bunun dizinin değil Almanca anlamamanın ve yabancı fonetiğin bir sonucu olduğunu fark ettim.

İki bölüm izledim ama şimdilik beğendim. Umarım sonu Lost gibi olmaz

vakıf üniversitesi

nene korkut
Türk eğitim sistemi'nin garabetlerindendir.

Öncelikle şunu söyleyeyim; vakıf üniversitesinin en büyük mağdurları orayı tam burslu kazanan öğrencilerdir; ikinci sıradaki mağduru orayı yarı burslu kazananlardır. Bu öğrencilerin ailesi genelde orta sınıf olup, çocuklarının iyi bir gelecek kurmasını isterler. Dolayısıyla burada söylediklerimin hiçbirisi bu okulda okuyan öğrencileri kötülemek için yazılmamıştır; bir durum tespitidir.

Eğitim, devletin sunmakla ve denetlemekle mükellef olduğu bir alandır.Devlet üniversitesi mezunu olarak olaya zaten tam bu noktada itiraz ediyorum; Öğrenci tüketici değildir.

Vakıf üniversiteleri umut taciridir. Kendi anadilinde okuduğunu anlamayıp 10 net yapan; temel matematikte 20 net yapan adamdan mühendis yapamazsın(Kendini geliştirirsin savını göz ardı etmiyorum elbette kendini geliştirerek iyi bir mühendis olursun; temel matematik açığını kapat öyle mühendis ol diyorum). Ama vakıf üniversitesi bu adama yeterli kapital karşılığı mühendis olmayı vaat eder, ailesine mühendis olmasını vaat eder. Daha da acısı ve elimi, piyasaya projeye imza atacak hiçbir şeyden haberi olmayan işgücü arz eder.

Bu işgücü artışı, işgücü enflasyonu doğurur. Bu işsizlik ve orantısız maaşı peşi sıra getirir. Orantısız maaş da kaliteli işgücünün yurt dışına gitmesine yol açar, nitelikli insan kaybı eğitimi niteliksizleştirir. böylece bu sarmal kısır döngü haline gelir.

Bunu bilmiyorlar mı? Elbet biliyorlar. Bir kısım namuslu insan (karşı durmayan namussuzdur demiyorum yanlış anlaşılma olmasın) buna karşı durmaya da çalıştı. İstanbul Üniversitesi'ndeki ani kontenjan artışı bu yüzdendi mesela. Vakıf üniversitesi kurulacak, mezuna ihtiyaç var denildiğinde hocalar araya girdi; Kapasite artmadı ama kontenjan artacak dediler. Bunun açıklaması olarak devletin ali çıkarları dediler; halbuki eğitimde merhamet vatana ihanettir bunu göz ardı ettiler.

Sonra ne oldu, yine vakıf üniversiteleri kuruldu. Devlet üniversiteleri çok kalabalık da, hocalar ilgilenemiyor da, yurt dışı olanakları kısıtlı da diyerek burslarla başarılı öğrenci devşirmeye çalıştılar. Bu devşirme bir kısım için çok hayırlı oldu; ailesinin hakikaten imkanı olmayanlar için bulunmaz fırsattı. Fakat orta sınıf aile çocuklarının da bir kısmının da mahvı oldu. Suni, kurabiye ile fotoğraf çekinmekten başka derdi olmayan, akbil ne bilmeyen insanlar arasında; 10 türkçe netine göre hazırlanan müfredatla (bugün bölümlerin %10-20 tam burslu oluyorken müfredatın bunlara göre hazırlanması beklenemez) okudu. Akbil bilmeyen için problem yoktu, babasının şirketi vardı. Ama burslu çocuk hem akbil kullandığından utandı hem de mezun olunca üniversite sınavında yarıştıklarıyla yarışamadı. BU bir dramdır işte.

Bugün vakıf üniversitesi mezunları arasında çalışan bir devlet mezunu olarak, hayatı boyunca bu devletin okullarında vergi mükelleflerinin finanse etmesiyle okuyan bir vatandaş olarak küçükleri uyarmak benim için namus borcu. Yanıldığım, eksik kaldığım noktalar vardır ancak kesinlikle amacım olayın baş mağdurları olan mezunları yermek değildir.

5 to 7

nene korkut
ukde: acunay

Fransız evli bir kadınla, Amerikalı bekar bir erkeğin 5 ile 7 arasında görüştükleri ilişkilerini anlattıkları filmdir.

Herkes bir vakıadan nasibi kadar, algısı kadar istifade edermiş; benim bu tarz kitaplardan, eserlerden nasibim yok sanırım. Ben bu filmi bitiremedim bile, bir sıkıntı oturdu içime. İkisinin de bedel ödemesini istedim ama film pek bedel ödetmeye meyilli değildi.

Filmden hatırladığım tek şey kadının güzel elbiseleri ve mekanların sadeliği.
2

kurtlar imparatorluğu

nene korkut
ukde: Acunay

Jean Christophe Grange tarafından yazılan, romanın film uyarlaması da mevcuttur. 2005 yapımı filmde Jean Reno rol almaktadır.

Romanı okumadım ama filmi izledim. Romanına ilişkin okuduğum yorumlara bakılacak olursa, romanı filminden gömlek gömlek üstün bir yapıttır. Buna rağmen filminin de yabana atılamayacak bir film olduğunu söylemeliyim.

Filminde ülkücülere ilişkin bir iki sahne var ancak gerek anlattığı kitlenin ülkücülerden ziyade bambaşka bir kitleye benziyordu. O yüzden benim gibi sular durulduktan sonra bu filmi izleyenler bu noktayı pek fark edememiş olabilirler. Kitap yazıldığında ve film ilk çekildiğinde bu noktaya ilişik bir sürü itiraz ve reddiye kaleme alınmış.

Film, Fransa'da konuşlanmış organize suç örgütünü anlatıyor. Filmde bu suç örgütünün Türk siyasetiyle ilgisi olduğu da söyleniyor ancak dediğim gibi, siyasi tarafı ve kitlenin altı doldurulmuyor hatta birbirini nakzeden şekilde işleniyor (puşi takan ülkücü gibi)

Vaktiniz varsa aksiyon gilmi olarak izlenebilecek bir film
0 /