confessions

namütenahi

İşbara - Toktamış yazar

  1. toplam giri 532
  2. takipçi 4
  3. puan 10875

okullarda okutulması gereken dersler

kendine muhalif
Bence öyle kesinkes bizim seçtiğimiz bir dil olmamalı. Herkes kendi sevdigi, beğendiği dili söylüyor.
Birkaç seçenek içinden seçim yapabilmeli bence ogrenciler.
Örneğin: Fransizca, ingilizce, Arapça, Almanca vb.
Ornegin ben bunlar arasından fransizcayi secerdim.

Bunun haricinde:

Adab-ı muaşeret
Müzik ( 8 yıllık ilk ve orta öğretim hayatında bir müzik aleti öğrenme zorunluluğu şartı getirilmeli ve bu imkan saglanmali )
Diksiyon ( !!! )

Şimdilik aklıma gelenler bunlar.

the man who knew infinity

karakurum muallimi
Sonsuzluk teorisi veya sonsuzluğu bilen adam;


Yönetmenliğini Matt Brown'un yaptığı, başrollerinde slumdog millionaire filminden bildiğimiz dev patel, jeremy irons ve toby jones'in bulunduğu 2015 birleşik krallık yapımı film.

1991'deki Robert Kanigel'in aynı isimli kitabına dayanarak Hintli matematikçi Srinivasa Ramanujan'ın biyografisinden esinlenilmiştir.


Ramanujan hindistan'da yaşar. Öğretim görmemiştir. Fakat buna rağmen matematik konusunda bir dehadır. Kendi bulduğu formülleri vardır. Hindistan'da bunlara pek ilgi gösteren bulunmaz. Bu yüzden İngiltere'de Profesör G. H. Hardy'yer mektup yazar ve Cambridge üniversitesi'ne kabul edilir. Burada teorilerinin ispatıyla uğraşırken vereme yakalanır. Uzunca bir süre bir klinikte yatar. Kimi kitaplar yayınlatır ve ismini duyurur. Ancak hindistan'a döndükten sonra nükseden hastalığı sebebi ile yaşamını yitirir.


"-Seni bu kadar keyifli görmek oldukça endişe verici. Bu not defterleriyle bir alakası olamaz değil mi? Yarısını ispatlamak için hayatının geri kalanını harcayabilirsin ve bir daha kendine ait orijinal bir fikrin olmaz.

+ Bertie, mantık yoluyla, beş dakika sonra öleceğini ispatlayabilseydim üzülürdüm ama üzüntüm, ispatın verdiği zevkle yatışırdı."


Filmi biyografi olarak izleyince insan gerçekten üzüntü duyuyor. Özellikle ırkçılık konusu üzerine çok güzel düşülürken dev patel ve jeremy irons oldukça iyi yön vermişler olaylara. Yine biyografi olduğu için ramanujan'a kızabilir, sağlık be kardeşim bu, az dikkat edeydin diyebilirsiniz.

sen benim hiçbir şeyimsin

kendine muhalif

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varlığın yokluğun anlaşılmaz

Galiba eski liman üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı öldüresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak

Sen benim hiçbir şeyimsin

Attila İlhan

2 temmuz 1993 sivas katliamı

stardust
uzun zamandır burada değildim. sırf bugün bu başlığa yazmak için girdim sözlüğe ama bu konunun başlığı bile açılmamış. belki başlığın türevleri vardır ben görememişimdir umarım öyledir değilse çünkü gerçekten üzücü.
başka sözlüklerde de üyeyim. hem buradan büyük hem buradan küçük sözlükler var bunların arasında. her birine özellikle baktım ve başlık açılmış. buranın bunu es geçmesi üzdü.

başlığa gelirsek,
33 veya 35 hiç fark etmez. bir grup insan olmayan varlıkların arasında çocuklarında bulunduğu insanları yakarak katletmesi olayıdır.
(bkz:utanç)

hükümet kadın

stardust
beğenmeyen yazarların aksine baştan sonuna kadar güldüğüm hatta kimle izlersem izleyeyim güldüğümüz sermiyan midyat filmi. demet akbağ oyunculuğu ile o kadar doğal kalmış ki o kadar olur. ikincisine de bir o kadar gülmüştüm. benim görüşüme göre zaman kaybı falan değil. güzel bir iki saat geçirmek için bire bir. ne kadar izlersem izleyeyim televizyonda rast gelirsem ondan başka alternatifim olmaz kafamda.

mesaj beklemek

stardust
kötü bir şey tabii ki. sen beklersin beklersin beklersin ama gelen giden sadece öylesine birkaç bir şey olur. artık düşünülmek istiyorum. artık bir şeylere çabaladıktan sonra başkalarının olmasını kaldıramıyorum.

abject art

karakurum muallimi
abject; aşağılık, yasaklanmış, dışlanmış ancak aynı zamanda,
kendisine karşı bir çekim ya da uyuşma hissettiğimiz, bizim, şeylerin nasıl olması
gerektiğiyle ilgili kuralcı düşüncelerimizle oynayarak cesaretimizi güvenimizi kıran şey
olarak tanımlanır.

Abject Sanat ise, izleyici üzerinde tiksindirici etkileri nedeniyle, pislik, dışkı, çöp,
çürümüş yiyecekler ve diğer tabu maddelerin kullanıldığı estetik anlayış olarak
tanımlanır.

temelinde iğrençlik yatan bu sanat türü yüceltilmiş ve özellikle 90'lardan itibaren daha çok üzerine düşülmüştür. Bunda tabiki psikolojik nedenler ile o zamanlar eşcinselliğin hastalık olarak görülmesi, eşcinsellik dolayısı ile aids'in artması büyük sebepler oluşturulmuş.

çok ilginç bir konu olmak ile beraber bu konuda özellikle bulabildiğim kaynak 2014 yılında tez olarak yayınlanan ve hatice doğan'a ait olan makale. okumanızı tavsiye ederken, birkaç abject art örneğini de şöyle bırakıyorum;


altaysozluk.com/foto


altaysozluk.com/foto


altaysozluk.com/foto


altaysozluk.com/foto

namütenahi

karakurum muallimi
Zamanında asosyal sözlük sözlüğünde yazarken per aspera ad astra ve bayannihayet adlı iki yazar vardı. Onlar da sanat, resim, kitap, film paylaşımlarını bolca yapardı. Sözlüğü kaliteli seviye çıkaran nadir insanlardı.

Namütenahi de onları anımsattı şu an bana. "Başka sözlüklerden alsaydım, ..." sözüyle de acaba onlardan biri mi diye düşündürmedi değil.

Bolca yazınız, genel kültürünüze sağlık.

nilgün marmara

harmonia🛡️
13 Şubat 1958'de İstanbul' da doğan ve yaşama sadece 29 yıl katlanabilmiş, kayıp ama güzel bir ruha sahip kadın şairdir. Kendisi gibi kayıp başka bir ruh olan Slyvia Plath'i tanıdıkça mı yoksa onda kendini gördüğü için mi intihara doğru gittiğini merak ediyorum. Yaşama Bir 29 yıl daha katlanabilse, kaç tane daha mızrak gibi mısralar ile yüreğimize dokunurdu kimbilir...

"en yakın yabancı sendin,
daha sürülmemişken ışığın biberi
yaramıza,
yaslanırken boşlukta duran bir merdiveni
henüz.

güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız,
ilkyaz derken -kışı gözden kaçıran
yüzlerce eller yukarı, saygı duruşlarımız
en güçsüz kollarla-
çözüldü aşkın zarif ilmeği
bulandı aynalar duruluğu.
çok gizli bir doğru gecenin toyluğunda
bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık
olduğunu..

yabancıların en yakınıydın sen!"

freedom writers

karakurum muallimi
Yönetmenliğini Richard LaGravenese'nin yaptığı, başrolünde Hilary Swank'on bulunduğu 2007 amerikan yapımı filmi.

Genç ve idealist öğretmen erin' gruwell'in eline aldığı sınıfta davranış problemleri çok yüksektir. Bunda aile yapınsından öğrencilerin sosyal yaşamına kadar birçok etkenin olduğunu farkedince kolları sıvayıp "öğretmen"lik yapmaya başlar.

"Bir çocuğu mahkemede savunuyorsan o zaman savaşı kaybetmişsindir! Asıl savaş burada, sınıfta verilmeli!..."


Her ne kadar klasik amerikan kahramanlık filmi gibi dursa da erin gruwell isimli öğretmenin gerçek hayatından esinlenerek yapılmış. Bu açıdan izleyince eğitimin gerçekten insan hayatını kurtarabildiğine şahit oluyor insan. Hani insan diyor ki keşke şöyle bir öğretmenim olsaydı...

Veya benim gibiler için şöyle; "umarım böyle bir öğretmen olurum.".

anlama kaybı

en iyisi yok olmak
Bence böyle bir kayıp var. Yaş ilerledikçe anlama yitimi yitiriyorum. Kitap okuyorum evet ama tahtalarım eksilmiş gibi. Normalde böyle olmazdım. Bu konuda yalnız olmadığımı düşüyorum umarım öyledir. Daha doğrusu herkes akıllanıyor ben geri gidiyor gibi hissediyorum.

tek kanatlı bir kuş

karakurum muallimi
Yaşar kemal'in 2013 yılında yayınlanmış kısa romanı.

Remzi bey yokuşlu kasabasına atanmış bir posta memurudur. Eşi melek hanım ve kedileriyle birlikte yola çıkmışlardır. Bir istasyonda durup otobüs beklerler. İstasyonun laz çalışanı yokuşlu kasabasının terk edildiğini, kimsenin orada yaşamadığını, ankara'ya dönmelerini tavsiye eder. Ancak sorumluluk sahibi remzi bey yokuşlu'ya ulaşmak için daha hızlı hareket eder.

Bindikleri otobüsün şoförü yokuşlu kasabasına yakın bir yerde onları indirir. Kasabaya girmekle girmemek arasında kalırlar, oldukları yerde geceyi geçirirler.

Bu sırada bir otobüs önlerinde durur. İçinden bir 'alamancı' çift iner. Kadın kasabada yaşayan annesini ziyarete geldiğini söyler. Kimsenin kasabaya girmeye niyeti yoktur. Annesini görmeye niyetlenmiş kadın bir sanrı içinde kasabaya gider. Bir zaman sonra eşi de peşinden gider ve onu geriye götürür. Yarı baygın halde olan kadın annesini görmeye gelmiş ise de, köy içinde yaşadığı halüsinasyonlar dolayısı ile 'alamanya'ya dönmek ister ve giderler.

Remzi bey ile eşi ise kasabanın ne durumda olduklarını bilmedikleri için beklemeye devam ederler.

"
.
.
Şefin arkasındaki duvarda kaşlarını iyice çatmış, alt yanı yırtılıp saçaklanmış, sapsarı bir ATATÜRK resmi yan yatmış duruyordu.
"Ha ona mı bakıyorsun?"
Remzi bey gülümsedi.
"BAK BAK, İYİ ADAMDIR YA."
.
.
"

Roman kısa. Büyük puntolar ile yazılmış. Bir romandan ziyade hikaye havası veriyor. Ne anlatıyor? Bilinmezliğin getirdiği korkuyu, bilinmezliğin el kol bağlamasını, korkunun dört bir yanı sardığını.

Bunu okuyun. Zaten en fazla 40 dakikanızı alır. Mesela yemek yemeyin, dizinin bir bölümünü izlemeyin. Zamanınızı bu kitaba ayırın. Biraz daha fazla kaliteli zaman geçireceksiniz.

Unutmayın;

"Dünyayı kitap okumak güzelleştirecek."

1 kasım 1928 harf inkılabı

karakurum muallimi
Türkiye'de 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı "Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun"un kabul edilmesi ve yeni alfabenin yerleştirilmesi süreci.

Canım başöğretmenimin ülkeme yaptığı nadide ve eşi benzeri görülmemiş dokunuştur.

Bir gecede cahil kalan da alim değildir. Olsa olsa üfürükten teyyaredir ki, böyle kişilerin söz sahibi olmaması ayrıca bir güzelliktir!

Altay sözlük yazarlarının karalama defteri

kendine muhalif
Uyuyamıyorum.
Tam 4,5 saattir ayaktayım. Bölük pörcük 2,5 saatlik bir uykuyla duruyorum. Halbuki uyandigimda saati sabah 5 e gelmiştir falan saniyordum.

Uyuyamadım. Uyuyamıyorum. Başımda bir ağrı var ve üşüyorum.

Hüzünlü bir müzik dinlemek tatmin etmiyor beni. Neden içinde derin bir hüzün, derin bir keder yok ?

Alışacağım koca adam. Küçük hanım olarak yokluğuna alışacağım.

Sana beni tut dedim, sense beni uçurumdan ittin.

recep ivedik 6

phoenixgrm
KAYNAK

Şimdi sizlere, Türkiye'nin son yıllarda en çok izlenen ve doğal olarak en çok gelir elde eden sinema filminin perde arkasındaki hak hırsızlığını, çevreye olan duyarsızlığını ve emeğe saygısızlığını uzun uzun anlatacağım. Bahsedeceğim kişiler, Şahan & Togan Gökbakar kardeşler ve filmi Recep İvedik 6 ile alakalı…

Geçtiğimiz yıl tanıştık Togan ve Şahan kardeşlerle. Yeni sinema filmleri için yer arayışındaymışlar. Kendileri ilk tanışmamızda nasıl sempatikler, nasıl mütevaziler. Harikayız. Kısa sürede arkadaş olduk, özellikle yönetmen Togan ile.
“Bir film çekeceğiz. Recep İvedik bu kez Konya yerine Kenya'ya gidiyor. Afrika'ya benzeyen alan lazım” diye düşmüşler yola ve Karacabey'e gelmişler. Karacabey Longozunu yıllarca zaten 'Yerli Afrika' diye anıyorduk biz. “Bundan daha güzel bir yer bulamazdınız” dedim. Longoz için de önemli bir iş olur düşüncesindeyim hep.

Yaşadığım şehre, bir şekilde değer katacak bu iş için çok mutluydum. Hemen onlarla kısa bir longoz turu yaptık o gün. Baharda gelmişlerdi. Ama film eylülde çekilecekti. Longozu gezerken, hep gerekli olan yerleri, alanları, güneşin doğuşundan batışına vereceği ışığa kadar ayrıntısı ile kendilerine gösterdim. E kolay mı? 10 yıldır, o ormanın her karışında yalın ayak gezmişliğim var. Hem de fotoğrafçı gözüyle. Bu yıllanmış tecrübelerim, onların kafasında çekim planlarının çok çabuk oturmasını sağladı.

İlk seferden beni prodüksiyonun başındakilerle tanıştırdı Gökbakar kardeşler. “Bak bu abilerini memnun etmen çok önemli. Onlara sen yardımcı ol, ormanı ve çevreyi bilen olarak”. “Tabii ki” dedim. Onlar da aynı Gökbakar kardeşler gibi çok samimi ve mütevaziydiler. Kısa sürede sıkı arkadaş oluverdik. Gece yarısı bile bir şey sormak için arayabiliyorlardı.

Bir yandan prodüksiyon, bir yandan yönetmen Togan ile görüştük epeyce. Sürekli Whatsapp'tan yazışmalar, planlamalar. Birkaç kez daha kendisi ile longozda gezip planlamalar yaptık. “İşte filmde kötü kabileler için daha yaşlı ağaçlar diyor” hemen onlara uygun yeri gösteriyorum. “İşte savan ortasında tek ağaç lazım” diyor, “Burası” diyorum. Aylarca koşturdum onlar için. İnanın çok emek sarf ettim, kendi işimmiş gibi hem de.

Her şey güzel ancak longoz yemyeşil olduğundan, savan görüntüsü oturmuyordu kafalarında. “Afrika bu kadar yeşil olmamalı, kurak uzun bozkırlar lazım bize” dediler. Dedim “Burası eylülde istediğiniz gibi olacak. Kuraklık başlayınca otlar sararıyor. Burası aynı Afrika savanlarını andırıyor o zaman”. “Görmem lazım” dedi ve fotoğraf istedi. 10 yıldır çekiyorum ben o ormanı, aktif bir şekilde hem de. Arşivimdeki milyon fotoğraf içerisinde, longozda eylül aylarında çektiğim kareleri tek tek bulup yolladım. En az bir haftamı aldı. İşten çıkıp eve geliyorum, tüm gece bilgisayarda foto arıyorum.

Başta, “Filmin bir kısmını Afrika'da çekeriz, bir kısmını burada” demişti Togan Gökbakar. Ben ise tamamı burada çekilsin derdindeyim hep. Öyle ya, filmi izleyen tamamı longozda çekilmiş diyebilsin. Büyüsü yarım kalmasın diye. E memlekete maddi de geliri var. Bir şekilde esnaflara kadar yansıdı hep bu durum.
Filmin tamamı burada çekilsin diye ikna etmek için sık sık foto ve video buldukça atmaya devam ettim Togan'a. Ve uğraşlarım sonucu Togan Gökbakar, “Tamamını burada çekeceğiz” dedi. Sevindim.
Ardından prodüksiyon işleri başladı. Sette çalışacak yerel halk, konaklama vb. faaliyetler için. Hepsiyle neredeyse tek tek ilgilendim. Onlarla günlerce, sürekli ev ev gezdim. Ekip için adam buldum bölgeden.

İnsanlar filmcileri ne otellerinde ne evlerinde ağırlamak istemiyordu. Set ekibi ise durumdan habersiz, “Parasıyla değil mi?” modunda takıldılar başta. Evet değildi. Çiftçi memleketi Karacabey'de sezon yoğunluğu var o dönem. “Devamlı müşterilerimizi geri çevirmek istemiyoruz. Siz bir seferlik buradasınız, onlar yıllardır müşterimiz” diyor oteller. İnanın 4 otelle, kişisel hatırımı koyarak işi bağladım. Ne dil döktüm onlara bilemezsiniz. Sanki o oteller olmasa film iptal olacakmış gibi bir moddaydım hep. Ve ilçe otellerini ayarladım bir şekilde bunlara. Oda kapasitelerinden ücretine kadar, pazarlıklı hallerini listeleyip prodüksiyona bizzat verdim.

“Şahan hotel değil ev istiyor” dediler. “Yazlık tatil bölgesinde villa kiralayacağız” dediler. Bir sürü yer beğendiler, çoğuyla ben de görüştüm tek tek. Buralı olduğumdan herkesi tanıyorum. Nazım da geçiyor. En son karar kıldıkları ev arkadaşlarımın eviydi. Babasını ikna etmek için yarım saat dil döktüm. Ve sonunda bağladım. Kendime ev tutsam o kadar olmazdı muhtemelen.

Tüm bunlar devam ederken, Togan abiye ormana iş makinesi sokmamalarını ve insan gücüyle çalışmalarını özellikle rica ettim. Ormana hassas davranmalarını her fırsatta dile getiriyordum.

Çekimler yaklaşırken bir de bana lütuf edilen oyunculuk var. E onca yardım ettik. Bir rol alırız.
Togan abi ile daha önce görüştüğümüz için bana sürekli geldiğinde “Rolüne hazırlanıyor musun? Bu geldiğimde sana audition çekeceğiz. Sen bizim yerel rehberimizsin, seni filme öyle yazacağız” falan diyor. Derdimiz para değil ya. Seviniyoruz biz de bu laflara. Memlekete faydamız olurken, “Bir rolle de kalıcı bir hatırımız sinemada olur” deyip, memnuniyet duyduk bu durumdan.

Bu arada dizi ve filmlerde zaman zaman yardımcı oyunculuk yapıyorum. Yıllardır süre gelen tiyatro geçmişim de mevcuttur.
Velhasıl bu film muhabbetine çekimler başlayana kadar telefon elimden hiç düşmedi. Togan abi prodüksiyon ile ilgilenmemi istedi ya. Prodüksiyon ne dese, gece gündüz demeden koşturduk hep.

Ben tabi prodüksiyona ormanı öğrettim. Mekanları ezberlettim. Artık işler rayını oturuyor.
Sonra ne mi oldu? Ben bir şekilde saf dışı kalmaya başladım. Duyuyorum ki Togan Karacabey'e geliyor, gidiyor, aramıyor, sormuyor. E geldiğinde rolümü söyleyecekti, audition çekecekti. Aramıyor bile…

Çekimlere kaldı bir hafta. Togan abiye sitem ettim. “Abi artık aramaz oldunuz. 1 hafta kaldı. rolle ilgili de bir şey demedin” diye. “Aa olur mu Alper'cim. İşler yoğun. Sen İstanbul'a gel. Bir audition çekelim. Öyle karar verelim” dedi. “E abi, hani sen geldiğinde burada yapacaktık o işi?” dedim. “Alper'cim, biz profesyonel bir firmayız. Herkes geliyor, sen de geleceksin” dedi resmen bana. Gelmem lazımmış, işler böyle yürüyormuş. 1 hafta kalmışken gidemedim haliyle. O iş de böylece yattı. Ama sonrası daha fena…
Sonra…
Çekimler başladı. Artık ne yönetmen ne prodüksiyon. Alper'i ne arayan var ne soran. 1 ay geçti. Ve benimle kimse bir daha muhatap olmadı. Bir telefonla tüm otelleri boşalttırabilir, sette çalışan yerel halkı oradan çekebilirdim. Çünkü hepsi arkadaşımdı. Ama memleketimin menfaati var diye sustum ve gidip görüşmeyi yeğledim. Togan'la görüşmeye kalktım. Görüşmedi benimle. Çağrı mıydı neydi, öyle birine havale etti. Togan'a, bana verdiği sözleri hatırlatmam dokunmuş. Bir daha muhatap olmayacakmış benimle.

Çağrı, Gökbakar kardeşlerin yapım işlerine bakıyor. Ama son söz yine Şahan-Togan'da. “Abi” dedim, “Bana verilmiş sözler vardı. Siz beni maddi manevi kullandınız. Onca emeğimin karşılığı bir hiç mi? Sayemde Afrika'ya gitmediniz. Size buranın her halini göstermek için günlerce arşiv taradım. 10 yıllık tecrübemi kullandım. Bu sayede aradığınız tüm mekanları çok çabuk size onaylattım. Yetmedi prodüksiyonun her işini prodüksiyondan daha çok ben gördüm.”

Bana dedi ki: “Sen olmasan Ahmet gelirdi, Mehmet gelirdi ve bize burayı gezdirirdi. Prodüksiyona da ben mi dedim yardım et diye? Onu onlarla konuş. Etmeseydin. Para mı istiyorsun? Bizde hakkın kalmaz, para istiyorsan söyle” dedi. Öyle koymuştu ki bu konuşma bana. Aklımda onca verebileceğim cevaba rağmen konuşamadım ve ayrıldım setten.

Sonrasında Togan'a WhatsApp'tan sitem dolu bir mesaj attım. Muhatap olmuyor tabi yine. Yapımcı Çağrı aradı. “Sen niye ona mesaj atıyorsun yüzsüzlük ediyorsun?” vs. diyerek, bana resmen kızdı. Dedim orada dur. “Ben senle değil, bu zamana kadar hep onunla muhatap oldum. Bunu ona yazabilirim, bu rahatsızlık vermek değil. Bana sözleri o verdi, sen değil.” Tabii sonuç sıfır. Maddi manevi karşılığımı alamadım hiç.

Film bitti gittiler. Köylü isyanda. Son gün paralarını alamamaktan korkup, orman yolunda beklediler adeta. Çünkü adamların ödemelerini hep geçiştirmişler son zamanlarda. Oteller hep isyandaydı ödeme yapmıyorlar diye. “Alper sen getirdin bunları başımıza konuş” diye. “Ah dedim Alper, ne işler açtın başına.” “Ben mağdur edilmekle kalmayıp, bir de insanların da mağdur olmasına mı neden oluyorum?” diye çok korktum. Bir kısmını set bitiminde, kalanını 1-2 ay sonra galiba ödediler ama esnaf yine de memnun değildi. Çok uğraştırmışlar.

Ve set bitti. Setin olduğu son akşam, ormanda final partisi adı altında kutlama yaptı İvedik tayfası. “Öküz öldü ortaklık bozuldu” derler ya. Bütün çöplerini ormanda öyle yığıp bırakmışlardı. Belediye ekipleri topladı arkalarını. “Ne de olsa birileri alır” diye düşündüler herhalde. Merak etmeyin, birkaç saat içerisinde belediye hemen topladı. Böylece film sürecinde gösterdikleri özeni, set bittiği gün bırakıp kaçtılar adeta.

Fotoğraf o günden. Tarihi ve mekânda kullandıkları ürünler ortada. Yani ispatsız değil hiçbiri. Prodüksiyon ve Togan Gökbakar ile tüm yazışmalarımın ekran görüntüsü de mevcut. Birisi çıkar, bu durumu başka türlü kapatmaya kalkarsa diye saklıyorum şimdi.

O filmin Afrika'ya gidilmeden burada çekilmesine vesile olmakla kalmayıp, yerel ihtiyaçlarından tutun daha aklıma gelmeyen pek çok işlerini halletmeme rağmen karşılığı koca bir hiç oldu benim için. Üstüne üstlük hakkımı aradığım için düşman oldular resmen. Halbuki sadece alan göstermekle kalmayıp, pek çok konuda zaman kaybetmeden aylarca ön hazırlıkta yardımcı olmuştum her birine. Ama bu onlar için bir hiçti. Hatta duydum ki filmde teşekkürler kısmına adımı dahi yazmayacaklarmış. O kadar sinir olmuşlar bana çünkü. Neden mi? Hakkımı aradım, verdikleri sözleri hatırlattım diye…

Şimdi, 8 Kasım'da bu filme giderken bunları bilin istedim. Dışarıdan çok hoş, duyarlı gözükebilirler ama içeride durum böyle. Emeğe saygı sıfır ama kampanyalı bilet muhabbetine en önde isyan ederler. Trilyonları kazanırlar ama üç kuruş için insanları bu hallere sokarlar. Bu ne yaman çelişki?

Dedim maddi bir karşılığını alırsam en azından kullanılmamış hissederim kendimi. Ama ona da sırt çevirdi Yapımcıları. Togan ve Şahan istememişler bana para verilmesini de.

Bu zamana kadar sustum. Memleketim için bir şekilde faydası olur bu iş diye. Ama sanırım artık susamayacağım. Çünkü her afişini ve reklamını gördüğümde kendimi enayi gibi hissetmek ağrıma gitmeye başladı.

Sizler de film vizyona girince bunları da düşünün olur mu?

insanlar değişir mi

harmonia🛡️
Sürekli kendime sorduğum sorudur. Bugüne kadar da hiçbir zaman tam olarak kendi içim de dahil olmak üzere cevabını alamadım. Bazen bir duyguya inanmak için kendi kendime değişirler diye düşündüm ve hatta içten içe bunu diledim.

Bugüne kadar yaşadıklarım ve gördüklerim ise aslında cevabı hep bağırıyordu.

Şu an ve her an ise, ne zaman bu sorunun cevabını almak için kendime sorsam "İnsanlar değişmez. Sadece daha iyi yalan söylemeyi öğrenirler." cümlesini tekrar edeceğim.
3

psikodrama

harmonia🛡️
Psikodrama, Jacop Levi Moreno'nun 1920' lerde geliştirdiği ve Sosyometri olarak isimlendirdiği bir eylem-işlem yöntemidir. Psikodrama, Yunanca'daki “psyche (ruh)” ve “drama (eylem)” sözcüklerinden oluşur. İlk on yılda psikoterapi uygulaması olarak sınırlanan bu yöntem, 1930 lardan başlayarak pedagoji, endüstri ve öğrenim alanlarına da aktarılmıştır (Özbek,1976; Schützenberger, 1995).

Psikodrama, bireylerin yaşadıkları sorunları yeniden ele alıp sorgulama ve sahneleme biçimi olarak tanımlanabilir. Bireyler bir grup ortamı içinde, diğerleriyle etkileşim içinde girdikleri rollerle, dolayısıyla kendileriyle ilgili farkındalık kazanırlar. Psikodrama bireylere, dramatik canlandırmalar yoluyla, geçmiş ve güncel sorunlarını ve çatışmalarını ya da geleceğe dair beklenti, kaygı ve güçlüklerini ele alarak hazırlanma, başa çıkma becerilerini görme ve bunları deneme olanağını sağlar. Bu yönüyle Psikodramanın terapötik etkisi yanı sıra, pedagojik etkinliğinden de söz edilebilir (Schützenberger, 1995).

(alıntıdır)

Zorunlu tanımı da yaptığımıza göre başıma gelecek olan yeni bir travmatik olay gibi duruyor.

sadık murat kolhan

harmonia🛡️
fi dizisinde Osman sonant'ın can verdiği karakterdir. Genel olarak hiçbir dizide, hiçbir karaktere hayranlık beslemek gibi bir âdetim yoktur; lâkin bu adam cidden bir efsane yaratmış.

Güçlü bir adam hatta kötü denilecek bir adam görece olarak kendisinden çok daha temiz, doğrucu bir kız aşık oluyor. Onunla şifa buluyor ve aşk birini daha iyi bir hâle getiriyor. Kurgusal da olsa böyle güzel, böyle ben duygusundan arınmış bir aşkı görünce insan ister istemez etkileniyor ama bir noktada da gerçek dünyaya dönüyor.

tanzimat dönemi türk edebiyatı

kendine muhalif

altaysozluk.com/foto

Tanzimat Fermanının ilanından (1839) sonra bu edebiyatın tohumları serpilmeye başlamıştır.
Batılı tarzda ilk eserler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
Hak, adalet, özgürlük, vatan kelimeleri bu dönemde ilk defa kullanılmaya başlanmıştır.
Tanzimat edebiyatı kendi arasında ikiye ayrılır: Birinci ve İkinci Dönem Tanzimat Edebiyatı)
Yazı dilini halkın anlayacağı dile yakınlaştırmaya çalışmışlardır.
Tiyatroyu halkı aydınlatma aracı olarak görmüşlerdir.
Toplumcu bir çizgi tutmaya çalışmışlardır.
Divan edebiyatındaki "bölüm güzelliğine" karşın "konu bütünlüğüne, güzelliğine" önem vermişlerdir.
Tanzimat birinci dönem sanatçıları (Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi) ikinci dönem sanatçılarına göre daha halkçı olmuşlardır.
BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI VE ÖZELLİKLERİ (1860-1876)

Divan edebiyatını eleştirmelerine rağmen onun etkisinden kurtulamamışlardır.
Vatan millet, hak adalet, özgürlük gibi kavramlar ilk defa bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
Batılı anlamda ilk esereler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
Toplumu bilinçlendirmek için edebiyatı bir araç olarak görmüşlerdir.
Dilin sadeleşmesi gerektiğini söylemişler ancak pek başarılı olamamışlardır bu konuda.
Roman, modern hikâye, tiyatro, gazete, eleştiri, anı bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
Bu dönemin sanatçıları aynı zamanda devlet adamı sıfatı da taşıyorlardı.
Klasizim (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa) romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat) den etkilenmişlerdir.

İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ (1876-1895)

Bireysel konulara dönülmüştür.
Sanat, sanat içindir, görüşü benimsenmiştir.
Dil oldukça ağırlaştırılmıştır.
Tiyatro eserleri oynanmak için değil okunmak için yazılmıştır.
Realizm ve natüralizm baskın akımlar olarak göze çarpar.
Gazetecilik, ilk dönemdeki toplumsal etki ve işlevini yitirir. Gazetelerdeki siyasal ve toplumsal içerikli yazılar yerini günlük sıradan olaylara bırakır. Toplumsal makalenin yerini de edebi makale alır.
Birinci dönemdeki gibi hece denenmekle birlikte aruz yine egemenliğini sürdürmüştür. Birinci dönemde de kullanılan Divan edebiyatı nazım biçimleri bırakılmaya başlanmıştır.
Şiirin konusu genişletilmiş; ölüm, karamsarlık, aşk, felsefi düşünceler tema olarak seçilmiştir. Sanatçılar, "Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir." anlayışını savunmuşlardır. Bu dönem şiiri Servet-i Fünun şiirine de esin kaynağı olmuştur.
Roman ve öykü tekniği daha da gelişir. Birinci dönem göre daha nitelikli ürünler vermeye başlamıştır. Betimlemeler ilk döneme göre daha da ölçülüdür. Realizm akımının etkisiyle gözleme önem verilmiş, olay ve kişiler daha gerçekçi anlayışla anlatılmıştır.
Nabizade Nazım naturalizmden, Recaizade Mahmut Ekrem ve Samipaşazade Sezai realizmden, Abdülhak Hamit Tarhan ise romantizmden etkilenmiştir.
Tanzimatın ikinci döneminde ürünler veren Muallim Naci Divan edebiyatının tek savunucusudur.
Tanzimat'ın ikinci kuşak sanatçıları: Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Samipaşazade Sezai, Nabizade Nazım, Muallim Naci, Direktör Ali Bey ve Ahmet Cevdet Paşa'dır.

Kaynak: http://www.google.com/https://www.turkedebiyati.org/Dersnotlari/tanzimat_edebiyati.html

etme

harmonia🛡️
mevlana' nın şems-î tebrîzî'ye yazdığı rivayet edilen eseridir. Benim de durduk yere aklıma düşmüştür.

duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
o zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

isyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme.

adenosin

kendine muhalif
Adenosine ( adenozin) : Bir pürin bazı olan adeninin, riboz ya da deoksiriboz şekerine bağlanması ile oluşan nükleosit.

Adenozinin komplike hallerinden birisi canlılarda likit enerji kullanimini sağlayan Atpdir.

Adenozine:
1 tane inorganik fosfat katilmasi ile adenozin monofosfat ( AMP ) ;
2 tane inorganik fosfat katilmasi ile adenozin difosfat (adp )
3 tane inorganik fosfat katilmasi ile adenozin trifosfat ( atp) oluşur.


altaysozluk.com/foto

Altay sözlük yazarlarının karalama defteri

harmonia🛡️
İnsanlar dertlerinizi çok ayrıntılı anlatmayınca sadece yanımda ol dedikçe dertleriniz yok zannediyorlar. İnsanlar siz bir uçurumun kenarında bekliyorken istiyorlar ki siz o kenarda sadece onu tutmak için o uçurumdan sallanın ama gıkınız çıkmasın. İnsanlar bir kere olsun elini uzatınca üstelik yarım yamalak dünyanın en zorlu işini yapmış gibi takdir bekliyorlar. Üstelik mecaliniz bile yokken...

Bense pelerini olmasın belki ama kahramanım olsun istiyorum. Dünyaları değil kalbini ayağıma sersin istiyorum. İstiyorum ki en karanlık gecede yanımda duramasa da o eşikte düşerim diye beni bekliyor olsun...

Zannediyorum ki bazı sözler sadece söz değil. Zannediyorum ki dost, arkadaş, sevgili adı her ne ise ve kimse benim gibi kendini paralamasın ama ben bir terasta incinmiş ayağımla beşinci kattan aşağı sarkarken uyumaya vicdanı elvermez ama zannetmekle kalıyorum.

Bugüne kadar zannettim ki sorun benim duygularımı hep büyük yaşamamda oysa ki küçücük dünyamda fırtınalar kopardığım anlarda meğerse yaprak bile kıpırdamıyormuş...

intihar

harmonia🛡️
Albert camus'un da dediği gibi;

"İnsanın her gün yaptığı en iyi şey intihar etmemeye karar vermektir."

İşin trajikomik yanı artık her geçen gün kendimi iknada daha da çok zorlanıyor olmam.

ah'lar ağacı

harmonia🛡️
"bazı yaraların ortasından küçücük bir el,
sanki geçmişine çiçek uzatır,
bazı yaralardan sızan kanla,
tüm geleceğin yıkanır."

"bir zamanlar öfkem beni zora koşardı.
kızıl yelelerim yapışırdı terli alnıma
ne eğere gelirsin ne de semere derlerdi.

yeniden doğmuş olurdum oysa,
öldüğümü sandıklarında,
yalnızca kağıtlarda iyi koşan bir at olarak.

vasiyetimdir:
en güçlülerden seçilsin
beni taşıyacak olanlar.
ahtım olsun,
yükleri ağırlaşsın diye iyice,
tabutumun içinde tepineceğim!"

Ne zaman kendimi sıkışmış ve yalnız hissetsem elimin gittiği şiir kitabıdır.

Binlerce insanın acısını aynı mısralarda bulması ne garip değil mi? Sanırım acılar farklı olsa da ortak bir dilleri var. Bir de didem madak umarım güzel bir yerdesindir. zira buralar gittiğinden de bombok.

ağlayan kaya

harmonia🛡️
didem madak'ın ah'lar ağacı adlı kitabında yer alan mükemmel bir şiirdir.

"ben şiirin nefer taşı
büyük bir amerika keşfettim ruhunuzda
ben başarıların kristof kolomb'u
ne duruyorsunuz hadi alkışlayın!

cennete gitmek isterdim otostopla,
cinnete kadardı tüm yollar oysa,
tüm hayatı okşamak isterdim kedilerin şahsında
tüm sarı, tüm kara, tüm yumuşak.
ilk sevgilimle bir kilisenin bahçesinde buluşurduk.
bir mezarlıkta öpüştük ilk defa,
rengarenk boncuklar saçılmıştı benden her tarafa,
kapkaraydı ama toprak.
binlerce ruhu taciz etmiş bir ilk aşk
tanrım sorarım sana neye yarar?
ipek yolunda ipektim o zaman
baharat yolunda baharat.
aşk kırmızı atlastı,
ten greenwich başlangıç meridyeni
yağmur yağardı, durmadan yağmur
coğrafyadan da anlarım, hadi alkışlayın!
keşke aşk şiiri yazsam
ne güzel,
aktarlara tarçın diye satardım
ticareti de öğrendim bakın,
hadi alkışlayın.

cesaret sanırım bir çeşit esaretti,
ıskat edilmekti mirastan
tüm malvarlığını veremli kıza bırakmak
ananın vasiyetini çekirdek külahı olarak kullanmak
korkuyorum ama artık
hadi alkışlayın!

cesaretim bir süredir gözaltında
ihzar müzekkeremi kendim yazdım
tehlikeli sayılmam artık.
kalbimin kalın kitabının arasında kuruttum
onu orada
beş parmaklı bir çınar yaprağı gibi unuttum.
kalbim!
şiirimin hacer'ül esved taşı
hadi ama baylar,
bakın kaldıramıyorum,
yardım edin de şunu yerine koyalım.

hay!
keşke susmanın muhabbet kuşu olaydım.
ters pinokyo olmak istiyorum gepetto usta
kötülüklere boğulup
insanlıktan çıkmak istiyorum artık!
kafam karışık ama
yetişir!
bir beyaz balinanın karnında uyumak istiyorum artık.
camdan papuçlarım kırık
prens de bulamaz beni artık.
hayata söyleyin bundan sonra gitsin
anlamını masallarda arasın
hay!
ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım
da çiçekler açsın ruhunuz.
hadi alkışlayın!
biliyorum hâlâ biraz safım.

keşfettim
küçük ruhlarınızdaki büyük amerika'yı
hadi alkışlayın!
bu sizin başarınız."

altay sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

harmonia🛡️
Yine ve yeniden hatta milyon kere en ihtiyacım olduğu anlarda yalnızım. Sanırım bir çeşit geri zekalı olduğum için konuyu, durumu idrak edebilmem için birden fazla tekrar yapmam gerekiyor.

Gece gece pekiştirmeli olarak anladım ki bazen insan bağıra çağıra yardım isterken duvara çarpınca işler çizgi filmlerde olduğu gibi kalbin ya da vücudun parçalanıp ardından bir araya gelmesi gibi olmuyor. Aslında hayat denilen şey de tam olarak hâyal ettiklerimize rağmen başımıza gelen lanet şeylerin toplamından ibaret. Bu gece de güneşin doğuşunu ağrıyan bileğim eşliğinde izleyeceğim. Sonuç ne derseniz, duygusuz bir pislikken kesinlikle daha kıymetli ve mutluyum.

sahibinden.com beyefendileri

sahzaman
efendim uzun zamandır sahibinden.com kullanan birisiyim ve çoğu kategorisinde zaman zaman ürün ve hizmet ararım. son iki - üç yıldır ilan sahibi isimlerinde fazlasıyla şöyle bir şey gözlemlemekteyim:

İlan sahibinin adı x olsun, ilan sahibi isim bölmesinde "x bey" yazıyor. bey diye soyad mı var, kişi kendini beyefendi olarak görmekte ve bu görüşü kendisi ile muhatap olacak kişilere de mi dayatmakta, ya da ne? Anlayamıyorum fakat hem komik hem düşündürücü geliyor bana...

dolap.com

harmonia🛡️
İlk bakışta kadınlar için ikinci el eşya satıyor gibi görünse de kazın ayağı hiç de öyle olmayan sitedir.

Alıcı olarak gözlemlerim ürünlerde orijinallik kontrolünün hiç gerçekçi olmadığı ve kesinlikle çakma olduğu yüz metre öteden belli ürünleri dâhi orijinal diye kakalamaktan utanmadıkları. Vintage ayağına bazı ürünlerin de normal fiyatını indirimli diye süper kazık rakamlarla satmaya çalışan tatlı Su kurnazlarına ayrıca dikkat etmek gerekiyor.

Uzun zamandır giymediğim, etiketiyle duran kıyafetlerimi satmayı düşündüğüm için satıcı olarak gözlemlerim ise uçuk rakamlarda komisyon alıyorlar.

İşin özeti modacruz, gradorps dururken tercih etmenin mantıklı olmadığı bir acayip yerdir. Gözünü seveyim modacruz, yokluğunda cidden kıymetini anladım.