confessions

mehpare nihal

Tunahan - Toktamış yazar

  1. toplam giri 66
  2. takipçi 4
  3. puan 3005

türk usulü şakalar

mehpare nihal
trafikte tanıdık görünce aracı üzerine sürmek ya da tanıdık birinin aracını görünce yoluna doğru geçmek gibi birtakım gereksiz şakalardır. şaka da denmez gerçi.

sırf bu sebepten arkadaşımı kaybettik biz. arkadaşım karşıdan karşıya geçmek için yola çıkmış ama bakmış ki tanıdık biri geliyor yolda, önüne çıkar gibi yapmış, o tanıdığı da aklınca çarpar gibi yapıp geçip gidecekken arkadaşımın kafası güzel olduğu için olsa gerek refleksleri iyi çalışmadığı için zamanında aracın önünden geriye kaçamadığı için araç arkadaşıma çarptı ve metrelerce öteye savruldu ve boynu kırılıp kafası parçalanıp öldü... bir yıl 12 gün oldu... düğününe de 30-35 gün kala toprağa girdi... o nedenle böyle saçma salak hareketlerden bir kere daha nefret ettim ve unutamıyorum.

yazarların takma adının hikayesi

mehpare nihal
Atsız Ata ile tanışmadan öncesinde Mehpare ismine bir ilgim vardı. Bazı hatun isimlerini ayrı bir severim anlamlarını bilmeden, bu da onlardan biriydi.
Sonrasında Atsız Ata'nın ilk eşinin ismi olduğunu öğrendim, daha bir hoşuma gitti. Nihal de bildiğiniz gibi Hüseyin Nihal'den gelir. Mehpare Hanım, o dönemde diğer kadınlar gibi eşinin ismini soyismi olarak almış.
Sözlük yazarlığına ara verdikten sonra tekrar geldiğim bu ortamda aklıma gelen ilk takma isim bu olmuştu. Son derece de memnunum, iyi ki bunu seçmişim.

sosyal medyada gereğinden fazla zaman geçirmek

mehpare nihal
Zamanla asosyal olmayı, kişilerle iletişim kurmakta zorlanmayı beraberinde getiren son derece sakıncalı bir eylem. Sosyal medya dediğimiz ve aynı anda birden fazla kişiye ulaşmamıza yarayan sistemin içine dahil oldukça daha da asosyal oluyoruz. önceden insanları tanımak için onun ilgi alanlarını, davranışlarını, neleri sever gibi konularını öğrenmek bazen aylar yıllar alırken, şimdi sosyal medyada paylaştığı ya da beğendiği gönderilerden kendisini az çok tanıyoruz. Birlikte, fiziksel olarak zaman geçirmesek de tanıdığımızı sanıp ya hemen eliyoruz hayatımızdan ya da tamamen hayatımıza alıyoruz. Bu da tıpkı eşyalar gibi kişilere çok çabuk ulaşma ve hızlı bir şekilde tüketip bırakmayı getirdi sanki.

Ha eğer bunun normali nedir, "gereği" nedir diye de sorabilirsiniz. Ama inanın bilmiyorum. Günde yarım saatten fazla takılmamak lazım filan diyemem elbette, yeter ki dünya ile bağlantıyı kesmeyecek kadar, sosyal ilişkilerinize zarar vermeyecek kadar...

tezer özlü

mehpare nihal
(ukde: stardust)

Türk Edebiyatı'nın bunalımlı prensesi. Öyle ki, eserlerinde depresif konuları işlediği için onun da tıpkı Virginia Woolf, Sylvia Plath gibi intihar ederek hayatına son verdiği hissi vardır. Ama değil, henüz 42 yaşında hastalığı sebebiyle hayatını kaybetmiştir.

Sylvia Plath ya da Virginia Woolf ya da Emily Bronte ya da Charlotte Bronte benim için her ne ise Tezer Özlü de son derece önemli bir yazardır. Çook severim, siz de sevin. Çünkü, neden sevmeyesiniz. Tabii.

her şey çok güzel olacak

mehpare nihal
(ukde: stardust )

31 mart 2019 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçilen Ekrem İmamoğlu'nun, seçim sonuçlarının iptal edilmesi ile yeniden başlayan seçim çalışmalarında kullandığı slogandır.

siyasilerin seçim çalışmalarında parti ismi ya da aday ismi/soyismi ile yaratmaya çalıştıkları sloganlar her zaman daha itici olmuştur bence. bu nedenle böyle doğal bir şekilde ortaya çıkan sloganlar her zaman daha vurucu, etkili oluyor.

dead to me

mehpare nihal
netflixin 3 mayıs 2019 itibariyle yayına soktuğu yeni özel dizisi. şimdilik ilk sezon ve on bölümden oluşuyor. bölümler de ortalama otuz dakikalık.

iki ana karakter var aslında biri Jen (christina applegate)) isminde bir emlakçı hatun, diğeri de Judy (linda cardellini) adında henüz ne iş yaptığını anlayamadığım bir hatun

Jen, bir gece eşine bir aracın çarpıp kaçmasıyla eşini kaybediyor; Judy ise ne üdüğü belirsiz tam bir .... :D neyse kötü konuşmayayım. şimdilik sadece iki bölüm izledim ve sardı açıkçası.



ipucu vermekten kaçınıyorum şimdi burada ama ilk bölüm ile ilgili bir yazı hazırlamıştım bol ipucu bulunan: https://benimajandam.wordpress.com/2019/05/11/dead-to-me-s1-b1-netflix/

gökhan özoğuz'un imamoğlu'nu günümüz atatürk'ü ilan etmesi

mehpare nihal
RTE'ye karşı çıkma becerisi gösteren, karşısında korkusuzca konuşan birini yücelteceğim derken saçmalaması olayıdır. tamam Ekrem İmamoğlu cidden bu ülkenin yıllardır özlemini çektiği bir siyasetçi ya da o algıyı veren bir siyasetçi olabilir, ancak kendisini Atatürk ile karşılaştırmak ya da ona yakın bir statüye koymak apaçık saçmalamaktır (bence).

devlet memuru olup rahata ereceğini sanmak

mehpare nihal
üniversite mezunu hemen her türk gencinin hayali. dayı, amca, teyze, hala ne varsa birini "referans" olarak araya koyup bir devlet dairesinde memur olarak çalışmak fikri her zaman ağır basar, basacaktır da. basmalı mıdır? ha işte o konu biraz tartışmalı.

insanların kendilerini tehlikeden koruma içgüdüsüyle yaptığı davranışlardan biri olarak gördüğüm için yadırgamıyorum açıkçası. sonuçta ekonomik olarak iki saat içinde ciddi dalgalanmalar yaşayan bir ülkede yaşam sürüyoruz. Dolayısıyla böyle bir ekonomide ayakta kalabilmek oldukça güç, bu nedenle de devlet memuru olup işten atılma ya da maaşı geç ya da eksik bazen de hiç almama gibi bir ihtimaliniz olmayan bir mesleği seçmen insanın doğasına uygun bir seçim.

her ne kadar doğal bir seçim olarak görsem de otuz-otuz beş yaşında gün içinde tek yaptığı masa başında vakit geçiren, haftasonunu evde yatıp uyumalık tatil günü gören kişileri görünce tüylerim diken diken oluyor...

dış görünüşe önem vermediğini iddia etmek

mehpare nihal
insanın kendi fıtratına aykırı düşüncelerden biri. güzellik ve çirkinlik algısı sonradan öğrenilmediği için yaratılış gereği kendimize yakın gelen, güzel gelen şeylere karşı meylederiz. popüler tabirle "enerji" dediğimiz olay aslında. İnsanlar neden buna karşı durmaya çalışıyor ve kılıf uydurmaya çalışıyor anlamıyorum.

kabul edelim, dış görünüş her zaman ilk basamaktır.

ırkçılık-turancılık davası

mehpare nihal
7 eylül 1944 - 29 mart 1945 tarihleri arasında görülen ve toplamda 65 oturum süren davadır.

her şey Atsız'ın, dönemin başbakanı olan Şükrü Saraçoğlu'na Mart ve Nisan 1944'te olmak üzere Orhun Dergisi'nde iki açık mektup yazması ile başlar. O mektuplarda Sabahattin Ali ve dönemin Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel'e vatan haini olduklarını yazmıştır.

Bunun üzerine Sabahattin Ali, Atsız'a hakaret davası açmıştır ve dava sonucunda Atsız'a, hapis ve para cezası verilmiştir. Bu arada bir de arada 3 mayıs'ta görülen duruşma sırasında çıkan olaylardan dolayı da bu dava önemlidir.

Bu ceza tatbik olacağı sırada, aralarında Alparslan Türkeş, Atsız'ın kardeşi Nejdet Sançar, Reha Oğuz Türkkan gibi isimlerin de bulunduğu toplam 23 kişi hakkında “hükümeti devirmek için gizli gürem adlı gizli bir örgüt kurmak” suçlamasıyla 7 eylül 1944'te dava açılır.
29 mart 1945'te de dava sonuçların ve bir çok ceza verilir bu kimselere.
Reha Oğuz Türkkan'a = gizli örgüt kurmaktan,
Atsız'a = 3 mayıs mitinginde çıkan olaylardan dolayı ceza verilir.
bu dava sonucunda Alparslan Türkeş'in de 9 aylık bir hapis cezası aldığı bilinir.


Bu davaların en önemli noktası ise Alparslan Türkeş ile Nihal Atsız'ın ayrılık yaşamasıdır. Dava yargılaması sırasında, rivayet edilir ki, Alparslan Türkeş pişmanım demiş ve af dilemiş, Atsız ise "ırkçı ve turancı olduğum için mahkum olursam bu mahkumluk, hayatımın en büyük şerefini teşkil edecektir" demiştir. ikili arasındaki ilk ayrılık budur.

sonrasında ise hepimizin bildiği 8 şubat 1969 kongresinde de yollar tamamen ayrılmış olup artık "atsızcılar(türkçüler)" ve "türkeşçiler(ülkücüler)" olarak iki grup oluşmuştur.
0 /