confessions

kut

Yağız - Toktamış yazar

  1. toplam giri 112
  2. takipçi 11
  3. puan 5207

11 haziran 2019 türkiye izlanda maçı

kut
Fransa maçı sonrası cerayan eden süreçte (izlanda için olanlar da dahil) gördüğüm son derece seviyesiz ve müstekreh davranışlardan sonra türkiye'nin bu maçı kazanmayı hak etmediğini düşünmüştüm. Öyle de olmuş nitekim. Medeni bir tavır geliştirmedikçe hiçbir şeyi hak etmiyoruz.
Eksilemek serbest.

bilim

kut
felsefeyle olan bağlantısı her zaman için beni düşündüren bilgi sistemi.

bilindiği gibi felsefe neden ve niçin sorularıyla ilgilenir. bilimse nasıl sorusunu sorar. ama bu sistematize etme biçimi nasıl sorusunu sormak için bazen neden sorusunu sormak gerektiğini yanlışlamıyor. söz gelimi biraz karikatüre benzer bir temsil olsa da newton'un kafasına elmanın düşmesinden sonra sorduğu soru "neden?" sorusudur. felsefe, bilimin gelişmesi için elzemdir, burası tamam... ancak objektiflik ve sübjektiflik meselesi bazen bilimin felsefeden pek de farklı bir şey olmadığını bile düşündürebiliyor. sübjenin nasıl (obje)ktif bir bakış açısına sahip olabileceği sorunsalı önemli.
sosyal bilimlerinse felsefeden bağımsızlaştığı noktasında ciddi anlamda tereddütlerim var. genel olarak verilen cevap bilimin metodolojisi ile felsefeden ayrıldığıdır. ancak bu noktada kuhn'a katılıyorum. bunların hepsi kabullere dayanıyor.

türk dil kurumu

kut
türkçe hakkında otoritelerden birisi olarak sayılabilirse de tek ve mutlak otorite olarak kabulü mümkün olmayan kurumdur.

bizler, şiddeti ve cezayı devletin tekeline bırakıyoruz ki fertler ihkak-ı hakka müracaat etmesinler ve bir tür anarşi ortaya çıkmasın. bu konuyla ilgili siyaset biliminde hayli teori bulunmaktadır. karşılaştırılan konuların tabiatları gereği dil mevzusunun kendisine has bazı farklı şartları bulunmaktadır. öncelikle dilin canlı olmasına değinmek gerekir. bu ifadeden kasıt, onun canlılığını insanlarda bulmasıdır. yani dil bizim bilinçlerimizde yaşıyor. dilin oluşumu da buraya dayanmaktadır ki her nesille birlikte dilde bir aktarım ve yenilenme söz konusu olmaktadır. yani bir türk olarak türkçe hakkında şahsi zevke ve duyuşa sahip olmanız pek tabiidir. bu imla açısından da böyledir. benim bu hakkımı mutlak olarak bir kuruma devretmem mümkün değildir. zira herhangi bir kurumu tek başına dil mevzusunda mutlak otorite olarak kabul etmek, dili dayanmış olduğu ontolojik varlığından koparmak demektir. bu "mabat"ından kural uydurmak olarak da anlaşılmamalıdır. her şeyin standartize edilebileceğini ve mutlak doğrunun bir kurumun şahs-ı manevisinde var olduğunu kabul etmek bir tür skolastisizmdir. bütün bunlara rağmen herkes istediği tüzel kişilerin görüşlerine uymakta serbesttir. ancak bu tercihin başkalarına mutlak olarak dayatılması düşünce hürriyetini zedeleyen ve dilin kendisine zarar veren bir durumdur.

türk dil kurumu

kut
(bkz:kitabın ortasından konuşmak)

böylesine vasat bir kurumu, türk dilinde tek otorite mercisi olarak kabul etmek herhalde bilgisizlikle ilgili olsa gerek. "tdk bunu böyle kabul ettiği için ben de böyle kullanıyorum" diyenlere saygıyla yaklaşırım ancak tdk'nın kabulünü mutlak olarak başkalarına da dayatmaya çalışanları gördükçe sinirleniyorum. hele bir zamanlar şapkalı harf kullanınca "türkçede şapkalı harfi tdk kaldırdı" diyenler vardı, sinirimden 20 saniye falan sonra cevap vermeye başlayabiliyordum.

türk grameri hakkında maalesef bir konsensüse varılmamıştır. şu hâliyle tdk bunu oluşturmaya muktedir değildir.

pulp fiction

kut
quentin tarantino tarafından yönetmenliği yapılan, kadrosunda Uma Thurman, John Travolta, Samuel L. Jackson, bruce willis gibi meşhur oyuncuların bulunduğu kült film.
film, genel olarak adeta standartlara tepki olarak çekilmiş diyebiliriz. klasik anlamda giriş-gelişme-sonucu yok. bunun gibi doğrusal bir zaman çizgisi içerisinde de ilerlemiyor. normal şartlarda olmaz diyebileceğimiz şeyler, karakterlerin başına gelebiliyor. bence, pulp fiction tepkisellik zemininde orijinalliğini buluyor.
soundtrack'ı çok meşhurdur. öyle ki seyretmeden önce şu müziğin bu filmde geçtiğini bilmiyordum:

patatese mayonez sıkılmasının saçmalığı, patronun karısına ayak masajı yapmanın birisini öldürmek için yeter sebep olup olmayacağı, "rahatsız edici sessizlik" gibi hayata dair pek çok enteresan sohbetlerin dakikalarca sürdüğünü seyredebilirsiniz.

inglourious bastards

kut
yönetmenliğini quentin tarantino'nun yaptığı 2009 yapımı film. tarantino'nun yaptığı filmlerin genel olarak hayranıyım, çünkü özellikle şivelere ve kültürel öğelere dikkat ediyor. ikinci dünya savaşında geçen bu filmde de bu örnekler bolca mevcut. almanca ve fransızca bilseydim muhtemelen seyir zevkim kat kat artacaktı ama şimdilik kısmet değilmiş diyeyim.

son olarak:

altaysozluk.com/foto

dücane cündioğlu

kut
şimdiye kadar kitaplarının hiçbirisini okumamama rağmen youtube'da rastladığım konuşmalarının önemli bir kısmını seyretmemle düşünce dünyama çok şey katan düşünürdür.

kendisini tanımam öyle bir döneme geldi ki bu dönemde ihsan fazlıoğlu, teoman duralı ve elbette bunların hepsinden çok ayrı bir yeri olan durmuş hocaoğlu gibi isimlerle mesai harcadım. basit bir tabirle bu isimlerin hepsi de doğu ve batı mukayesesi bağlamında kendi kültürlerini değerlerindiren kişilerdir.

dücane cündioğlu, son zamanlarda "islam düşüncesi"ni kritiğe tabi tutmakla dikkat çekiyor. bu anlamda muhayyile (imgelem) ve us (akıl) gibi çok önemli bir ayrımı yapıyor ve vurguluyor. öyle ki bu ayrımın üzerine pek çok meseleyi bina etmek mümkün. muhtemelen onun kavram dünyasına yabancı olanlar başlarda biraz zorluk çekebilirler; ancak başlamaya değer. bu bakımdan 2 haziran 2019 tarihli kayıt da seyredilmeye değer:


ve fakat son olarak siyasî yorumlarının büyük kısmına katılmadığımı beyan eder, bu anlamda bütün itiraz haklarımı saklı tutarım.

karar almak

kut
Biz karar almayı çoğunlukla tek seferlik ve anlık bir şeyden ibaret olarak görüyoruz. Oysa karar almak, o karar alma anından itibaren gelecekteki her anda o karar alma anına sadık kalmaktır. Tereddütte düşüldüğü anlarda o karar alma anındaki iradeyi hatırlayabilmektir.

selam

kut
Barış, esenlik, güven...
Eğer öyleyse;
Meçhul geleceğe selam olsun...
Meçhul geleceğin meçhul yiğitlerine de selam olsun...
Türk'ün türk olacağı, türk'ün selam olacağı günlere selam olsun...

yabancı biriyle evlenmek

kut
Yabancı biriyle evlenseydim sanırım bunu mevcut ilişkilerimden kaçmak için yapardım.
Düşünsenize, yaşadığımız bütün olumsuzluklara yabancı ve bambaşka dünyada yaşayan birisi. Kurduğumuz ortaklıklar da kendi sınırlı dünyamızdan bambaşka şeyler olmak zorunda...

altay sözlük

kut
Güzel bir mecra. Güzel bir macera... Her şeyin geçici ve çoğu şeyin fuzuli olduğunu daha da hızlı anladığımız dünyamızda suya delik açmak gibi bir şey...

günün şiiri

kut
"Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar?"

necip fazıl kısakürek

kut
İdeolojik açıdan hoşlaşmam. Ancak şiirlerini hakikaten severim. Ezberimde olan çok şiiri vardır. Benim için kendisini değerli kılan da şiirleridir.

Fikirler yerine öncelikli olarak İnsanları kişilikleriyle kendimize meşruiyet zemini olarak belirlememizden çok sıkıldım. Nazarımda hem olumlamada hem de olumsuzlamada bu böyledir. Bence bu bir ergenlik hastalığıdır. Bir türlü büyüyemedik.

mefkure mektebi

kut
7 farklı ilde türk milliyetçiliği eğitimi veren okuldur. istanbul'daki yeri üsküdar'dadır.

türk milliyetçiliğinin "öğrenilecek" bir şey olduğundan hareketle yenilenmeye açık bir eğitim müfredatına sahiptir. eğitim 2 senelik bir müfredattan oluşmaktadır. bunun ilk senesi tarih-kültür-insan-islamiyet eksenindeki kitap ve konulardan oluşmaktayken ikinci senesi tamamiyle ideolojik eksende bir eğitimden ibarettir.

iletişim numaralarına şu linkten ulaşılabilir: https://millidusunce.com/mefkure-mektebinde-turk-milliyetciligi-egitim-seminerleri-basladi/

istanbul'da olup tanışmak isteyenler olursa önayak olmam bağlamında benimle buradan da irtibata geçebilirler. soru sormak isteyenlere de mesaj kutum açıktır.

kesin inançlılar

kut
kitle hareketlerinin psikolojisine dair eric hoffer tarafından yazılan kült eserdir. kitap 1951 yayımlanmasına rağmen bugün dahi önemini korumaktadır.

yazar, kitle hareketlerine kişilerin neden katıldıkları sorusunu araştırır. bu anlamda temel hipotezi kitle hareketlerine katılanların "hayal kırıklığına" uğrayan kişiler olduğudur. bu hayal kırıklığını sosyolojik anlamda yorumlamak da mümkünken (mesela ingiltere'de uygulanan çit çevirme hadiseleri gibi) psikolojik temelde de ele almak mümkündür. yazarsa hayal kırıklıklarını daha çok psikolojik açıdan ele almaktadır.

bu temel fikir doğrultusunda, kişisel geçmişlerinde travmalar yatan, toplumla uyum sağlayamamış olanların, şimdiyi küçümseyerek geçmişlerinde bir ütopya oluşturan ve geleceğe dair büyük masallar yazan kitle hareketlerine katıldıklarını ileri sürmektedir. böylece "sorunlu" kimseler kendi bireysel kişiliklerinden kaçarak kolektif kimlik içerisinde erimektedirler.
yazarın öne sürdüğü çarpıcı iddialardan birisi de bir marksistin kolayca liberalizmin saflarına geçebileceğidir. çünkü burada önemli olan fikirler değil kolektif kimlik içerisinde erime olgusudur. böylece yalnız kişiler yalnızlıklarından da kurtulmaktadırlar.

kesin inançlılar mı arıyorsunuz? kendisini sadece kolektif kimliğiyle tanımlayan, hayatında kolektif kimliğinin dışında hiçbir özel uğraşı olmayan, şahsi zevkleri olmayan, estetik sahibi olmayan kişilere bakınız. bu kişilerin üzerinden kolektif kimliklerini aldığınızda gereği koskocaman bir boşluktan başka bir şey kalmaz. bu bakımdan bu kişiler, kolektif kimlikleri haricinde kolay kolay bir şey konuşamaz veya yazamazlar. burada yeri gelmişken alman yapımı die welle filmini de hatırlatmakta fayda var.

ateizm

kut
Genele şamil, Belli ve kalıplı bir öğretisinden bahsedildiği zaman ateizmi, basitçe bir tür din olarak kabul etmemiz gerektiği kanaatindeyim ki bu büsbütün bir çelişkidir. Nitekim Comte'un kurmaya çalıştığı insanlık dini de tam olarak budur.
Yok olan bir "şey" hakkında ispat söz konusu olamayacağından (ki "sofu" ateist richard dawkins bile bu durumun zorunlu sonucu olarak tanrı yanılgısı kitabının önsözünde tanrı'nın yokluğunu "neredeyse" ispat ettiğini iddia etmektedir), ben ateistlerin mevzuyu sartre gibi "ben tanrı yok demiyorum, tanrı olmamalı diyorum" noktasına çekmelerini daha tutarlı buluyorum. Zira bu noktadan tartışıldığında meseleyi imanî boyuttan çıkararak felsefî sahaya sokuyoruz. Böylece de gözlemleyebildiklerimiz üzerine tartışma imkanı bulabiliyoruz.
0 /