confessions

kendine muhalif

Gökbudak - Toktamış yazar

  1. toplam giri 93
  2. takipçi 4
  3. puan 2515

türkcan

kendine muhalif


"Çırpınırdın Karadeniz
Bakıp Türk'ün bayrağına
Çırpınırdın Karadeniz
Bakıp Türk'ün bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim
Düşebilsem toprağına
Ah ölmeden bir görseydim
Düşebilsem toprağına
Sırmalar sarsam koluna
İnciler dizsem yoluna
Sırmalar sarsam koluna
İnciler dizsem yoluna
Fırtınalar dursun yana
Yol ver Türk'ün bayrağına"
2

sadık hidayet

kendine muhalif
12 Hüzün Adımıyla Doğu'nun Kafka'sı 'Sadık Hidayet'


altaysozluk.com/foto

İran Edebiyatı'nda modern öykücülüğün kurucularından Sadık Hidayet. Doğu'nun Kafka'sı, afyon tiryakisi; depresif yazar. Ressam. İran Modern Edebiyatı'nda Pehlevice dilini araştırıp öğreten, Sanskritçe öğrenip çeviren, ülkesinin folklorunu dünyaya tanıtan, İran Edebiyatı'nı Dünya Edebiyatı'nın parçası haline getiren; ülkesinin yasaklısı. 25 yaşında Marne Nehri'nin soğuk sularında boğulmak isteyen adam.

Ölümünden yarım asır sonra, İran'ın modern dünyaya açılan yüzü ve eserlerinden alıntılarla Sadık Hidayet, hayat ve ölüm.

İran Edebiyatı'nı modern dünyayla buluşturan Sadık Hidayet

altaysozluk.com/foto

Sadık Hidayet, Seyyid Ali Cemalzade'den sonra, Bozorg Alevi ve Sadık-ı Çubek ile birlikte İran Edebiyatı'nda Modern Öykücülük'ün kurucularındandır.


altaysozluk.com/foto

Ressamlık da yapmış Hidayet'in eserleri, “geleceğin resimleri” olarak nitelendirilir
sadik-hidayet-paint

Beethoven ve Çaykovski dinlemeyi seven ve afyon tiryakiliği bilinen Sadık Hidayet, resimle de uğraştı. Günümüze kalabilen resimleri Hassan Qa'emian tarafından bir araya getirildi. Kimileri bu eserlerde sanatsal bir değer bulmazken, kimilerine göre de bunlar geleceğin resimleridir

Ne yüksek bir mevki sahibiyim ne de sağlam bir diplomam var


altaysozluk.com/foto

“Hayat hikayemde önemli bir şey yok, başımdan ilginç olaylar geçmedi. Ne yüksek bir mevki sahibiyim ne de sağlam bir diplomam var. Okulda hiçbir zaman örnek bir öğrenci olmadım, başarısızlıklar her yerde buldu beni. Nerede çalışırsa çalışayım silik, unutulmuş bir memurdum; şefleri memnun edemedim. İstifa ettim mi seviniyorlardı. Bırak gitsin, yaramaz! Çevrem böyle görüyordu beni, haklıydılar belki de.” Diyerek anlatır kendisi kısa hikayesini

Fazla okumak lazım değil. İnsanı delirtir ve hayatın gerisinde bırakır


altaysozluk.com/foto

Dünyada iki türlü insan vardır; çarpan, çarpılan. Çarpılanlardan olmak istemiyorsan, başkalarını çarpmaya bak. Fazla okumak lazım değil. İnsanı delirtir ve hayatın gerisinde bırakır. Ama matematik dersinde dikkatli ol! Dört işlemi bilmen yeter. Para hesabını becerebilirsen kazıklanmazsın, anladın mı? Hesap önemli; en kısa zamanda hayata atılman lazım. Gazeteyi okuyabiliyorsun ya, kafi. Ticaret öğrenmeli, insanlarla muhatap olmalısın. Beni dinlersen eğer, bir ton kitap okuyacağına, git ayakkabının bağını işporta tahtasına koyup sat, daha iyi. Yüzsüz olmaya çalış; unutulma sakın! Elinden geldiğince ortalarda boy göster. Kendi hakkını al; küfürden hakaretten yılma. Laf dediğin havada kalır. Bu kapıdan kovulursan, öbür kapıdan gülümseyerek gir. Anladın mı? Yüzsüz, kaba ve cahil. Bazen işlerin yolunda gitmesi için doğruymuş gibi davranmak gerekir. Memleketimizin bugün böyle adamlara ihtiyacı var. Günün adamı olmak lazım. İtikat, din ahlak, bunların hepsi laf salatası. Ama takiye yapmak gerek. Çünkü halk için önemlidir. İnsanlara itikat gerek; yular takmak lazım onlara. Yoksa toplum dediğin bir engerek yuvasıdır; nereye elini soksan, sokarlar. İnsanlar itaatkar, kaza ve kadere itikatlı olmalı ki sırtlarında güvende iş yapmak mümkün olsun. Önemli olan yemek yemek, selam vermek insanların arasına karışmak, kadınlara sırnaşmak, dans etmek yapmacık yapmacık gülmektir. Hele hele yüzsüz olmayı mutlaka öğren. Bu devirde böyle şeyler geçerli olduğuna göre, ayak uydurmak lazım.

Ülkesinin yasaklısı Hidayet


altaysozluk.com/foto

İran'ın gerilemesine sebep olarak gördüğü monarşi ve ruhban sınıfını eleştirdiği için bütün kitapları yasaklanmıştır kendi ülkesinde Doğu'nun Kafka'sının.

(Bizde bütün eserleri Yapı Kredi Yayınları tarafından kazandırılmıştır edebiyatımıza.)

Daha 25'inde vazgeçer genç ömründen Hidayet


Paris yakınlarında bir marinada hayatına son vermek için kendini denize atar fakat bir kayığın yetişmesiyle intihar girişimi sonuçsuz kalır büyük edebiyatçının.

Hiçbir yere ait olamamadır aslında, bitmez ölüm isteğinin nedeni


altaysozluk.com/foto

Vaktiyle onların arasına katılmıştım; başkalarını taklit edeyim dedim. Baktım, soytarıya dönmüşüm. Adına zevk dedikleri her şeyi denedim; gördüm ki başkalarının zevki bana yaramıyor. Her yerde, her zaman yabancı olduğumu hissettim. Diğer insanlarla aramda en ufak bir ilgi dahi yoktu.

“O gözler ki, ölümü görmüş kadar güzeldiler”


altaysozluk.com/foto

Ölüm güzellemeleri her eserine siner karamsar yazarın “Yalnız ölüm yalan söylemez. Bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır.”

İntihar da bazı kimselerle birlikte doğmuştur


altaysozluk.com/foto

“Hiç kimse intihara karar vermez. İntihar bazılarına mahsustur. Onların yaradılışında vardır. Herkesin yazgısı alnına yazılmıştır. İntiharda bazı kimselerle birlikte doğmuştur. Ben, yaşamı sürekli alaya aldım. Dünya, tüm insanlar; gözümde bir oyuncak, bir rezillik, boş ve anlamsız bir şeydir. Uyumak bir daha uyanmamak istiyorum. Rüya da görmek istemiyorum”

Ölümle yaşayan, yaşamaya duyulan nefreti anlatan yazarın tek tesellisidir yok olmak

“Tek tesellim, ölümden sonra hiçlik ümidiydi, orada tekrar yaşamak düşüncesi içime korku salıyor, beni hasta ediyordu. Ben ki henüz yaşadığım dünyaya bile alışamamışım, bir başka dünya neyime yarardı benim?”

Kafka misali, yakar müsveddelerini ölmeden


altaysozluk.com/foto

Ölümünü yirmi beş yıllık arkadaşı Bozorg Alevi şöyle anlatır: Paris`te günlerce, havagazlı bir apartman aradı, Championnet caddesinde buldu aradığını. 9Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, güzelce tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerin kalıntıları, yanıbaşında yerde duruyordu.”

“Gözlerimi geleceğe kapayıp, geçmişi unutmak istiyorum”


altaysozluk.com/foto

Ölümünden az önce bir hikaye taslağı kaleme alır Hidayet. Başlığıysa şöyle: Annesi, 'salgı salamaz ol!' diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider.



Yılmaz Güney'in de yattığı Père Lachaise Mezarlığı'nda istirahat eder büyük edebiyatçı
Sadeq-hedayat-le-pere-lacha


altaysozluk.com/foto

“Sonunda en şşiddetli cezaya çarptırılırız ve boğucu bir gün ortasında kanun adına bizi tutuklayan kişi bıçağını saplar kalbimize; köpek gibi geberir gideriz. Cellat da suskundur, kurban da.“


Kaynak: https://listelist.com/sadik-hidayet-kimdir/



sadık hidayet

kendine muhalif
Doğu'nun kafkas'ı...


Bana göre kafka'dan da büyük bir Kafka...


"Lakin tek korkum; yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan..."
Kör baykuş

"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar."
Kör baykuş

"Gökte herkesin bir yıldızı olduğu doğruysa, benimki pek önemsiz bir şey olmalıdır."
Kör baykuş

"öyle ki bağrımda hep aynı alev vardı ve o beni bir mum gibi eritti."
Kör baykuş

"Fakat bilmek isterdim, kendisi için öldüğümü biliyor muydu? Bilse mutlu rahat ölürdüm, dünyanın en mutlu insanı ben olurdum."
Kör baykuş

"Kimse kavrayamaz neler hissettiğimi. Kendimden kaçmak istiyordum. Böyle bir raslantı mümkün müydü? Hayatımın olanca bedbahtlığı tekrar gözümün önüne geldi."
Kör baykuş

"Her birimiz ansızın, sebepsiz düşüncelere dalmıyor muyuz, bu hayaller bizi öylesine sarıyor ki zamanı, mekânı fark etmez olmuyor muyuz?"
Kör baykuş

sadık hidayet

kendine muhalif


İran Edebiyatının en iyi psikoloji roman yazarı olan Sadık Hidayet 1903 yılında Tahran'da doğmuştur. Modern İran Edebiyatının babası olarak tanımlanır. Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra Avrupa'ya gitmiştir.

Fransa ve Belçika'da dört yıl yaşayan Sadık Hidayet diş hekimi olmak istemiş daha sonra Mühendislik okumaya başladı. Sonrasında bu okulunu da yarıda bırakarak İran'a döndü ve devlet memurluğu yapmaya başladı.

İran modern öykücülüğün öncüsü olan Sadık Hidayet Doğunun Kafkası olarak adlandırılır. Koyu bir afyon tiryakisi olan yazarın depresif ruh haline sahiptir.

Bir dönem Budizm'e merakından dolayı Hindistan'a gitti ve Budizm konusunda incelemelerini Kör Baykuş isimli kitabında işledi.

Kör Baykuş kitabı Bambay'da basıldı. Bu dönemde Buda'nın bazı yazılarını da Farsça 'ya çevirdi ve yayınlattı.

Sadık Hidayet kitaplarında Batı üslubunu benimseyerek Fars kültüründen de yararlanmıştır. Bu şekilde Farsçayı Çağdaş Edebiyat alanına sokan ilk isim olmuştur.

Sadık Hidayet ve Stefan Zweig'ın edebi anlayışları birbirine oldukça benzer. 25 Yaşlarında iken Paris dolaylarında bir marinada yaşamına son vermek için kendini denize atar bir kayığın yetişmesi ile hayatı kurtulur.

Beethoven ve Çaykovski aşığı olan Sadık Hidayet bir dönem resimle de uğraşmıştır. Ölümünden sonra bir araya getirilen resimleri kimileri için anlamsız iken kimilerine göre geleceğin resimleri olarak nitelendirilir.

Sadık Hidayet İran'ın gittikçe dindarlaşan bir toplum olmasından rahatsız oldu ruhban sınıfının yaygınlaşmasına karşı gelen yazar Hacı Ağa isimli eserinde bunu vurgulamıştır.

Kör Baykuş ve Hacı Ağa isimli eserleri İran'da ilk yasaklanan kitapları olup günümüzde İran'da Sadık Hidayet'in tüm eserleri yasaklıdır.

Sadık Hidayet'in ölümünü çok yakın arkadaşı şu şekilde anlatır; Paris'te iken günler süren hava gazlı bir ev arayışı oldu. Nihayet aradığı evi bulmuştu. 9 Nisan 1951 tarihinde evine kapandı.

Havanın çıkacağı tüm delikleri kapattı ve gaz musluğunu sonuna kadar açtı. Bir gün sonra ziyarete gelen arkadaşı onu mutfakta yerde yatarken buldu. Kafka gibi ölmeden önce eserlerini yakmıştı ve bunlarda kül olmuş şekilde yanı başında duruyordu.

Sadık Hidayet bu intiharı için çok güzel giyinmiş ve traş olmuştu. Cebinde de parası vardı. İran'ın en büyük yazarlarından olan Sadık Hidayetin mezarı Yılmaz Güneyin yattığı Père Lachaise mezarlığındadır.


Kaynak: https://kidega.com/yazar/sadik-hidayet-158092


16 personalities

kendine muhalif
İntj (a-t)

Mimar” kişiliği
Yükseklerde yalnız yaşamak, az rastlanır olmak ve kişilik özelliği olarak en stratejik kapasiteyi bulundurmak; bunların hepsi Mimarların çok iyi bildiği özelliklerdir. Mimarlar toplumun yüzde ikisini oluşturur ve bu kişilik tipinin kadınları %0,8'lik bir oranla özelikle az rastlanır cinstendir; kendilerine benzeyen ve entelektüel birikim ile satrancı andıran manevralarına ayak uyduracak bireyleri bulmak onlar için çoğunlukla zorludur. Mimar kişilik özelliği taşıyan insanlar bir yandan hem hayalperest hem de kararlı, öte yandan hem hırslı hem de kendilerine özeldirler; şaşırtıcı derecede meraklı olmalarına rağmen enerjilerini israf etmezler.

Doğru Tavrı Amacına Ulaşmaktan Hiçbir Şey Alıkoyamaz
Daha hayatlarının ilk dönemlerinde bilgiye doğal bir susuzluk hisseden Mimarlar, çocukluklarında çoğunlukla “kitap kurdu” olarak nitelendirilirler. Bu ifade çevrelerindeki kişiler tarafından onları aşağılamak için kullanılsa da, bu ifadeyi içselleştirirler ve hatta bununla gurur duyup, geniş ve derin bilgi dağarcıklarının tadını çıkarırlar. Mimarlar ne biliyorlarsa, bunu paylaşmaktan hoşlanırlar ve kendi seçtikleri konular üzerindeki ustalıkları konusunda kendinden emindirler, ancak bu kişilikler dedikodu gibi “ilgi çekici olmayan” dikkat dağıtıcı meseleler üzerine fikir beyan etmektense kendi alanları dahilinde zekice bir plan tasarlamayı ve hayata geçirmeyi tercih ederler.

Fikrini savunmaya hakkın yoktur. Bilgi temelli fikrini savunmaya hakkın vardır. Hiç kimse cahil kalma hakkına sahip değildir.

HARLAN ELLİSON
Birçok gözlemciye göre Mimarlarla ilgili paradoks onların, aslında en azından saf mantıksal perspektif açısından, mükemmel derecede mantıklı ve birbirine ters çelişkilerle yaşama becerileridir. Örneğin, Mimarlar aynı zamanda en ayağı yere basmayan idealistler ve en katı kuşkucular olabilirler; bu, görünürde imkansız bir çatışmadır. Ama bunun sebebi, Mimar kişilik tipine sahip insanların gayret, zeka ve izan ile hiçbir şeyin imkansız olmadığını düşünmeye meyilli olmasıdır; aynı zamanda da, insanların bu fantastik sonuçları gerçekten başarmak için çok tembel, dar görüşlü ve benmerkezci olduklarına inanırlar. Yine de, gerçeğe dair bu kuşkucu bakış açısı, ilgi duyan bir Mimarın ilişkili olduğunu düşündüğü bir sonuca ulaşmasına engel olamaz.

“Mimar” kişiliği (INTJ-A / INTJ-T)
Prensip Meselelerinde Kaya Gibi Sağlam Ol
Mimarlar kendine güven ve gizem aurası ile ışıldarlar, içgörü dolu gözlemleri, orijinal fikirleri ve ihtişamlı mantıkları, onları büsbütün irade ve kişilik gücüne dayanan değişim için zorlamaya ehil kılar. Zaman zaman, Mimarların karşılaştıkları her fikri ve sistemi parçalarına ayırma ve yeniden inşa etme işlerine yönelik mükemmeliyetçilik ve hatta ahlak duygusu ile meyilli oldukları gözlenecektir. Mimarların süreçlerine ayak uydurma becerisi olmayan ya da daha beteri, bunların anlamını göremeyen herhangi bir kimse, muhtemelen onların saygısını hemen ve tamamen kaybeder.

Kurallar, kısıtlamalar ve gelenekler Mimar kişilik tipi için lanetlidir; onlar için her şey sorgulanmaya ve yeniden ele almaya açık olmalıdır ve bir yolunu bulurlarsa, Mimarlar teknik olarak üstün, bazen hassasiyetsiz ve neredeyse her zaman gelenek dışı yöntem ve fikirlerini yürürlüğe koymak için çoğu zaman tek taraflı davranacaktır.
Bu, düşüncesizlik şeklinde yanlış anlaşılmamalıdır; Mimarlar, sondaki hedef ne kadar çekici olursa olsun, mantıklı kalmak için uğraşırlar ve ister içsel olarak üretilmiş olsun, ister dış dünyadan içeriye doğru çekilmiş olsun her fikir, gaddar ve hep mevcut olan “Bu işe yarayacak mı?” filtresinden geçmelidir. Bu mekanizma her zaman, her şeye ve her insana uygulanır ve burası, Mimar kişilik tiplerinin çoğunlukla başlarını belaya soktukları yerdir.

Bir Kişi Yalnız Seyahat Ederken Daha Çok Şey Yansıtır
Mimarlar, anlamak için zaman ayırdıkları bilginin bütününde zekilerdir ve özgüvenleri yüksektir, ama ne yazık ki, sosyal uyuşmanın bu konulardan biri olması muhtemel değildir. Beyaz yalanlar ve hoşbeş, gerçeğin yanında derinlik için kıvranan bir tip açısından hali hazırda yeteri kadar zordur, ama Mimarlar haddinden fazla ileriye giderek birçok toplum geleneğini aleni ahmaklık olarak görürler. Ne tuhaftır ki, Mimarlar için bildikleriyle çalışmanın, onların işaret ışığı olduğu, ortak çıkar paylaştıkları benzer huylu insanları duygusal olarak veya başka türlü çektikleri, doğal özgüvenlerinin mevcut bulunduğu yerde (ilgi merkezinin dışında) kalmak en iyisidir.

Mimarlar hayatın tamamına, parçaların her daim ama düşünerek ve zeka ile yer değiştirdiği, sürekli yeni taktikler, stratejiler ve acil kaçış planlarının gözden geçirildiği, rakiplere bir durum üzerinde kontrolü korumak için üstünlük sağlandığı ve aynı zamanda hareket edebilme özgürlüklerinin en üst seviyeye çekildiği devasa bir satranç tahtası olarak bakmaya dair eğilimleri ile tanımlanırlar. Bu, Mimarların vicdansızca hareket ettiği anlamına gelmez, ancak birçok tip için, Mimarların duygular üzerinden hareket etmeye yönelik tiksintileri bu şekilde görünmelerine neden olabilir ve bu da, birçok kurgusal kötü adamın (veya yanlış anlaşılmış kahramanın) neden bu kişilik tipi üzerinden modellendiklerini açıklar.

ömer bedrettin uşaklı

kendine muhalif


altaysozluk.com/foto

"İlk öğrenimini Uşak'ta, orta öğrenimini Sivas'ta tamamlayıp, 1927'de Mülkiye Mektebi'ni bitirip idari hayata atıldı. Bursa'da maiyet memuru olarak staj yaptıktan sonra Mudanya kaymakam muavinliğine atandı. Daha sonra Manavgat, Ünye ve diğer çeşitli ilçelerin kaymakamlıklarında ve bir süre de Artvin vali vekilliğinde bulundu. 1938-1943 yılları arasında mülkiye müfettişliği yaptı. 1943 yılında 7. dönem Kütahya milletvekili seçilerek meclise girdi. Genç yaşta (42) verem hastalığından vefat etti.

Çalışmaları
İlk şiirleri yüksek öğrenimi sırasında Milli Mecmua'da yayınlandı. Anadolu'da görev yaptığı yıllarda tanıdığı yöreler, kişisel izlenim ve gözlemleri şiirinin duygu ve düşünce kaynağını oluşturdu.

Doğayı izlenimci bir gözle, ülke gerçeklerini ve bireysel duygulanışları içli bir duyarlılığın sezgileriyle ve öznel bir bakışla, şiirinde yansıttı. Dönemin "Anadolu Şairi" olarak ünlendi. Eşini ve kızını kaybetmesi şiirine hüznü ve iç duyarlılığı getirdi.Sarı Kız Mermerleri adlı şiir kitabını kızına adamıştır.

Anadolu'dan değişik, canlı görünümler çizmiştir. Kullandığı simgeler ve yaptığı betimlemelerde "hayal"i ön planda tutmuştur. Doğa, gurbet, deniz, ölüm ve özlem, şiirlerinin başlıca temalarıdır. Hece ölçüsü geleneğine kısmen bağlı kalmıştır. Giderek öz bakımdan, bu geleneğin öncüleri olan Faruk Nafiz Çamlıbel ve Orhan Seyfi Orhon'un etkilerinden arınmış, çağdaş Fransız şiirinin yapı özelliklerinden yararlanmıştır.Son Şehir adlı şiiri onun şiirindeki bu değişim ve gelişime işaret eder.

Öz ve sade bir söyleyişi vardır. Şiirlerinin önemli bir bölümü Türk Müziği bestekarları tarafından bestelenmiştir. Özellikle Kaptanzade Ali Rıza Bey ve Cevdet Çağla'nın yaptığı besteler halk tarafından çok sevilmiş ve beğenilmiştir. Bu gün bile bu şarkılar söylenmekte ve yeni kuşaklar tarafından benimsenmektedir. "Yıldızların Altında", "Eğilmez Başın Gibi", "Kapıldım Gidiyorum" adlı besteler örnek verilebilir."

Kaynakça: https://www.wikizero.com/tr/%C3%96mer_Bedrettin_U%C5%9Fakl%C4%B1


hasan hüseyin korkmazgil

kendine muhalif
"
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Oyle Bir Yerdeyim Ki
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Öyle bir yerdeyim ki
ne karanfil ne kurbağa
Bir yanım mavi yosun
Dalgalanır sularda
Dostum dostum
Güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçeÖyle bir yerdeyim ki
Bir yanım çığlık çığlığa
Öyle bir yerdeyim ki
Anam gider Allah Allah
Öyle bir yerdeyim ki ne karanfil, kurbağa
Öyle bir yerdeyim ki
Bir yanım mavi yosun çalkalanır sulardaDostum, dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçeÖyle bir yerdeyim ki bir yanım çığlık çığlığa
Öyle bir yerdeyim ki
Anam gider Allah, Allah dölüm düşmüş sokağa"

hasan hüseyin korkmazgil

kendine muhalif
Akarsuya bırakılan mektup

"
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
Ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
Neden akşam oluyorum tren kalkınca
Kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
Mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
Öyle çok acımasız ki, öyle birdenbire ki
Az önceki çiçekler nasıl da diken diken
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.O sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti
O elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
Artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
Günler devlet alacağı, yıllar bir kadehçik buzlu rakı
Oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
Kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
Nerde şimdi, nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç."



tevfik fikret

kendine muhalif
öğretmen, yayıncı. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecinde yetişti. Servet-i Fünûn topluluğunun lideri olan Tevfik Fikret, devrimci ve idealist fikirleriyle Mustafa Kemal başta olmak üzere dönemin pek çok aydınını etkiledi. Türk edebiyatının Batılılaşmasında büyük pay sahibidir.



altaysozluk.com/foto

Kaynak:
https://www.wikizero.com/tr/Tevfik_Fikret




farabi

kendine muhalif
tam künyesiyle Ebû Nasr Muhammed bin Muhammed bin Tarhan bin Uzluğ el-Fârâbî et-Türkî[1] ya da Batı′da bilinen adıyla Alpharabius (872[2], Fârâb[3] - 950/951, Şam[3]), 8. ve 13. yüzyıllar arasındaki İslam'ın Altın Çağı'nda yaşamış ünlü filozof ve bilim adamı. Aynı zamanda gökbilimci, mantıkçı ve müzisyendir.

Yorumları ve incelemeleri sayesinde Farabi Orta Çağ islam aydınları arasında Muallim-i Sânî ya da Hace-i Sâni (İkinci Üstad / Magister secundus) olarak bilinir. Hace-i Evvel (Birinci Üstad / Magister Primus) ise Aristo'dur.[4] Farabi'nin hayatı selefi olduğu Kindi gibi çok az bilinir. Bağdat, Halep ve Mısır'da bulunduğu, hayatının önemli bir kısmında Halep'teki Şii Hamdani hanedanı tarafından desteklendiği bilinmektedir. Etnik kimliği tartışmalıdır. Kimi kaynaklara göre Fars kimilerine göre Türk kökenlidir. Ancak Farabi, bütün eserlerini Arapça yazmıştır. Farabi Aristo'nun temel eserlerinin birçoğunu Arapçaya yeniden çevirmiş, bu eserlerin daha iyi anlaşılabilmesini sağlayan şerhler yazmıştır. Bu yanıyla hem İslam dünyasında antik felsefenin anlaşılmasını sağlamış, hem de Arapçanın bir felsefe dili haline gelmesine büyük bir katkı yapmıştır.[5]

Farabi'nin bu büyük katkısının yanında İkinci Üstad kabul edilmesinin ana nedeni İbn-i Haldun'a göre onun mantık alanında yaptığı çalışmalardır.[6] Farabi, Aristo'nun 6 ciltlik temel mantık kitabı Organon'un tüm bölümlerini içeren çeviriler ve şerhler kaleme aldı ve Organon'u iki bölüm daha ekleyerek 8 kitaba çıkardı. Mantık ifadeleri, onu ifade etmek için kullanılan dil ve bilgi ile ilişkili olduğu için Farabi'nin mantık dışında dil felsefesi ve epistemoloji üzerinde de yoğun şekilde durduğu görülür. Farabi'nin diğer bir çalışma alanı Doğa felsefesi, Metafizik ve Psikoloji olmuştur. Doğa anlayışı dönemin Batlamyusçu dünya merkezli görüşüne uygundur. Farabi'nin geliştirdiği sudûr teorisi ise Neoplatoncu ve İsmaili kökenlere dayanır. Bu anlayış daha sonra İbn-i Sina tarafından geliştirildi. Farabi'ye atfedilen kitapların sayısı 100 ile 160 arasındadır.[6][7]

Farabi, Kindi'nin kurucusu olduğu kabul edilen ve İslam felsefesi içinde rasyonal/Aristocu eğilimi ifade eden Meşşaîlik akımının ikinci kurucusudur. Pek çok takipçisi olduğu için bazı felsefe tarihçilerine göre bir Farabi okulundan sözedilebilir. Yahudi filozof Maymonides etkilendiği felsefeciler içinde en büyük övgüyü ona yapar: "Mantık hakkındaki eserlere gelince, sadece Ebu Nase el-Farabi'nin eserlerinin çalışılması yeterlidir. Onun tüm eserleri kusursuz ve mükemmeldir. O eserler incelenmeli ve anlaşılmalıdır. Çünkü o büyük bir adamdır." Batı'da Farabi'nin eserleri İbn-i Sina ve İbn-i Rüşd'ün eserlerinden daha az tercüme edilmişse de, Farabi'nin eserleri Aristo düşüncesinin yeniden anlaşılmasında merkezi bir öneme sahip olmuş, arkadan gelen felsefi zenginliğe ilk açılımı yapmıştır. İbn-i Rüşd ve Endülüslü filozoflar Farabi'yi mantık, psikoloji ve siyaset konularında önemli bir otorite olarak görürler.

Kaynak: https://www.wikizero.com/tr/Farabi

ali şeriatı

kendine muhalif


altaysozluk.com/foto

Sabzevar - ö. 19 Haziran 1977, İngiltere) İranlı Müslüman sosyolog, aktivist, düşünür ve yazar; özellikle din sosyolojisi ve çağdaş İslam düşüncesi üzerine eserler vermiştir. Marksist düşünceden yaptığı alıntılar ve türetmeler ve bunların kendi zamanındaki İran'a ve çevresine adapte edilmesi ve Marksizm kritiği ile birlikte çağdaş İslam düşüncesi ve devrimcilik açısından ortaya koyduğu çeşitli sonuçlar ve yarattığı ilgi sebebiyle, gerek önemli çağdaş İslam düşünürleri arasında gerekse İran'daki devrimci İslam'ın babası ve İran İslam Devrimi'nin baş düşünürü olarak anıldığı olmuştur.[1][2][3] Düşünceleri genel olarak "İslam'a dönüş" -"öz"e dönüş- başlığı altında toplanabilir[4] ve bilimsel kaynaklara dayanması, sosyoloji vurgusu yapması ve Batı metodolojisini, çeşitli açılardan eleştirmekle birlikte çeşitli açılardan yapıcı bir şekilde kullanması (ki sosyoloji gibi çeşitli bilimler ve Batı düşüncesinde ortaya çıkan çeşitli fikirlerin, örneğin bazı Marksist fikirlerin, İslam'ın özünde de daha farklı bir şekilde ortaya konduğunu da savunur) sebebiyle moderndir ve gelenekçilikten uzak olduğu gibi gelenekçi görüş ve kesimlere eleştirel yaklaşır nitekim bu sebeple eleştirildiği veya çelişki ile suçlandığı olmuştur.[5][6] Bu tarzından yola çıkarak kendisi hakkında "sosyolojiyi İslamlaştırmaktan" ziyade "İslam'ın sosyolojik" bir okumasını yaptığı da söylenmiştir.

Kaynak : https://www.wikizero.com/tr/Ali_%C5%9Eeriati

halil cibran

kendine muhalif
Khalil gibran



Halil Cibran (d. 6 Ocak 1883 - ö. 10 Nisan 1931), Lübnan asıllı Amerikalı ressam, şair ve filozof.


altaysozluk.com/foto


Halil Cibran
جبران خليل جبرا
Lübnanlı felsefe yazarı,romancı,şair ve ressam.
Doğum 6 Ocak 1883
Cebel-i Lübnan Mutasarrıflığı, Osmanlı Devleti (Günümüzde: Lübnan)
Ölüm 10 Nisan 1931 (48 yaşında)
New York, ABD
Meslek şair, ressam



Cibran, 1883 yılında Lübnan'da doğdu. Eserleri ve düşünceleri dünya üzerinde geniş yankı uyandırdı. Şiirleri yirmiden fazla dile çevrilmiş olan Cibran aynı zamanda başarılı bir ressam idi. Resimlerinin bazıları günümüzde dünyanın birçok şehrinde sergilenmektedir.

Yaşamının yaklaşık son yirmi yılını ABD'de geçiren yazar, ölümüne kadar kaldığı bu ülkede eserlerini İngilizce yazmıştır.

Ermiş

Halil Cibran, yıl. 1898
Halil Cibran'ın en ünlü eserlerinden biri olan ve ilk kez 1923 yılında basılan Nebi adlı eseri, toplam 26 adet şiirden oluşan bir karma şiir denemeleri kitabıdır. El Mustafa adındaki bir kahinin 12 sene kaldığı Orphalese şehrinden ayrılıp evine gitmek üzereyken bir grup halk tarafından durdurulması ve ana kahraman ile halk arasında insanlık ve hayatın genel durumu hakkında geçen konuşmalar kitabın kendisini oluşturmaktadır.Cibran'ın bu kitapta El Mustafa isimli şahsa verdiği bu isimle peygamber Muhammed'i işaret ettiğini iddia edenler vardır.

Fakat kitaptaki metinler çoğunlukla Matta'ya göre İncil'in 5. bölümünde yer alan İsa'nın Dağdaki Vaaz'ıyla içerik ve üslup açısından benzerlik ve paralellik gösterir. Yazarın İnsanoğlu İsa adlı kitabındaki çalışmalar da dikkate alınırsa El Mustafa'nın Meryemoğlu İsa Mesih olabileceği iddiaları daha da güç kazanmaktadır.

Ermişin Bahçesi Halil Cibran'ın Ermiş kitabının devamı niteliğindedir. Türkçeye çevirisi R.Tanju Sirmen tarafından yapılmıştır. Yayın yılı 1999.

Kaynak: https://www.wikizero.com/tr/Halil_Cibran
0 /