confessions

karakurum muallimi

Yıldıray - Tigin

  1. toplam giri 488
  2. takipçi 8
  3. puan 13330

hoygoygoy

karakurum muallimi
Eski devirlerde toplu halde dilenen dilencilerden biri "gökte melek, yerde her can ağlar." dedikten sonra , hepsi bir ağızdan "hoy goygoy canım." diye makamı tamamlar, ağlaşırlardı. bu nedenle bunlara halk arasında "goygoycular" denirdi.

the man who knew infinity

karakurum muallimi
Sonsuzluk teorisi veya sonsuzluğu bilen adam;


Yönetmenliğini Matt Brown'un yaptığı, başrollerinde slumdog millionaire filminden bildiğimiz dev patel, jeremy irons ve toby jones'in bulunduğu 2015 birleşik krallık yapımı film.

1991'deki Robert Kanigel'in aynı isimli kitabına dayanarak Hintli matematikçi Srinivasa Ramanujan'ın biyografisinden esinlenilmiştir.


Ramanujan hindistan'da yaşar. Öğretim görmemiştir. Fakat buna rağmen matematik konusunda bir dehadır. Kendi bulduğu formülleri vardır. Hindistan'da bunlara pek ilgi gösteren bulunmaz. Bu yüzden İngiltere'de Profesör G. H. Hardy'yer mektup yazar ve Cambridge üniversitesi'ne kabul edilir. Burada teorilerinin ispatıyla uğraşırken vereme yakalanır. Uzunca bir süre bir klinikte yatar. Kimi kitaplar yayınlatır ve ismini duyurur. Ancak hindistan'a döndükten sonra nükseden hastalığı sebebi ile yaşamını yitirir.


"-Seni bu kadar keyifli görmek oldukça endişe verici. Bu not defterleriyle bir alakası olamaz değil mi? Yarısını ispatlamak için hayatının geri kalanını harcayabilirsin ve bir daha kendine ait orijinal bir fikrin olmaz.

+ Bertie, mantık yoluyla, beş dakika sonra öleceğini ispatlayabilseydim üzülürdüm ama üzüntüm, ispatın verdiği zevkle yatışırdı."


Filmi biyografi olarak izleyince insan gerçekten üzüntü duyuyor. Özellikle ırkçılık konusu üzerine çok güzel düşülürken dev patel ve jeremy irons oldukça iyi yön vermişler olaylara. Yine biyografi olduğu için ramanujan'a kızabilir, sağlık be kardeşim bu, az dikkat edeydin diyebilirsiniz.

geyikli gece

karakurum muallimi
turgut uyar'ın 1959 yılında yayımlanmış dünyanın en güzel arabistanı adlı kitabından bir şiir;



Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk

Geyikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak
Bir yandan, toprağı sürdük
Bir yandan kaybolduk
Gladyatörlerden ve dişlilerden
Ve büyük şehirlerden
Gizleyerek yahut döğüşerek
Geyikli geceyi kurtardık

Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza
Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
Bilir bilmez geyikli gece yüzünden

Geyikli gecenin arkası ağaç
Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı

İster istemez aşkları hatırlatır
Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
Şimdi de var biliyorum
Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli

Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.

Biliyorum gemiler götüremez
Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini
Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi
Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
Geyikli gecenin karanlığında

Aldatıldığımız önemli değildi yoksa
Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
Gümüş semaverleri ve eski şeyleri
Salt yadsımak için sevmiyorduk
Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
Ne iyiydik ne kötüydük
Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı

Ama ne varsa geyikli gecede idi
Bir bilseniz avuçlarımız terlerdi heyecandan
Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
Büyük otellerin önünde garipsiyorduk
Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
Yahut bir adam bıçaklasak
Yahut sokaklara tükürsek
Ama en iyisi çeker giderdik
Gider geyikli gecede uyurduk

Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
Sultan hançerIeri gibi ayışığında
Bir yanında üstüste üstüste kayalar
Öbür yanında ben

Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
Eskimiş şeylerle avunamıyoruz
Domino taşları ve soğuk ikindiler
Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
Gölgemiz tortop ayakucumuzda
Sevinsek de sonunu biliyoruz
Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
İyice kurulamıyorum saçlarını
Bir bardak şarabı kendim için içiyorum

Halbuki geyikli gece ormanda
Keskin mavi ve hışırtılı
Geyikli geceye geçiyorum

Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.

fetö'nün geri dönüşü

karakurum muallimi
Hiç gitmedi ki dedirten başlık.

Sadece üstüne havladı kimileri, o yüzden kabuğuna çekildi. Siyasal ayak kısmındakiler mesela araştırılmadan örtbas edildi.

Uçuruma son hızla gidilirken, bir de topuklarına sıkmaya çalışan bir zihniyet ile karşı karşıyayız. İçeriyi tamamen temizlemden öyle bir dağıldılar ki etrafa, aman aman. Devletin kandırılması meşru iken, kişinin kandırılmasının garip karşılandığı bir ortam.

Bakan göz sadece görüyor. Anlamak içinse dahi olmaya gerek yok.

fizik okuyup memur olmak isteyen genç

karakurum muallimi
Günümüz gerçekleri ile değerlendirilince garip değildir.

Üniversitelerin amacı bilim yapmak, düşünce ortaya çıkarmaktır. Platon'un acamedica'sı mesela bu yüzden kurulmuş, gençlere düşünce öğretilmiştir.

O günden bugüne değişen dünya düzeniyle beraber artık üniversiteler bilim yapmak yeri değil, meslek sahibi olmanın ön koşulu olmuştur. Devlet örneğin, kendi bünyesindeki okula öğretmen almak için 'x bölümünden mezun olmak şartı' arar. Doğru mudur? Elbette doğrudur. Makine mühendisi olan birine kimse ilkokul öğrencisi emanet etmez, değil mi?

Fizik okuyan kişinin de özelde çok bir şansı yok şu günlerde. Kendi laboratuvarını kursa mesela, bunun için ağır bir sermayeye ihtiyacı var. Bu kişiler de bu bozukluğu görünce ister istemez küsüyor dünyaya ve memur olmaya çalışıyor.

Ayrıca ne gariplik var ki?

Herkesin popisine kimse karışamaz. Kimse sizin düşüncenizde olmak zorunda değil. İnsanlara öğüt vermekten ziyade fırsat yaratmaktır önemli olan.

altay sözlük sorun giderme timi

karakurum muallimi
Sözlük çok ağır çalışıyor.

Ayrıca, bir başlığın içindeki giriler veya bir yazarın kendi sayfasındaki giriler komple yukarıdan aşağıya sıralanıyor, ikinci, üçüncü sayfa sekmesi yok.

Az önce kendi girilerime bir baktım, sayfanın ağırlığından işlem yapamadım.

Bir el atın iki gözlerim.

abject art

karakurum muallimi
abject; aşağılık, yasaklanmış, dışlanmış ancak aynı zamanda,
kendisine karşı bir çekim ya da uyuşma hissettiğimiz, bizim, şeylerin nasıl olması
gerektiğiyle ilgili kuralcı düşüncelerimizle oynayarak cesaretimizi güvenimizi kıran şey
olarak tanımlanır.

Abject Sanat ise, izleyici üzerinde tiksindirici etkileri nedeniyle, pislik, dışkı, çöp,
çürümüş yiyecekler ve diğer tabu maddelerin kullanıldığı estetik anlayış olarak
tanımlanır.

temelinde iğrençlik yatan bu sanat türü yüceltilmiş ve özellikle 90'lardan itibaren daha çok üzerine düşülmüştür. Bunda tabiki psikolojik nedenler ile o zamanlar eşcinselliğin hastalık olarak görülmesi, eşcinsellik dolayısı ile aids'in artması büyük sebepler oluşturulmuş.

çok ilginç bir konu olmak ile beraber bu konuda özellikle bulabildiğim kaynak 2014 yılında tez olarak yayınlanan ve hatice doğan'a ait olan makale. okumanızı tavsiye ederken, birkaç abject art örneğini de şöyle bırakıyorum;


altaysozluk.com/foto


altaysozluk.com/foto


altaysozluk.com/foto


altaysozluk.com/foto

küçük kara balık

karakurum muallimi
Ben öğrencilerime okutmam bunu açıkçası.

Öğrencilerimin okuduğu kitapları öncesinde hep okurum. İçinde ne var ne yok bilmem gerektiğini düşünürüm çünkü.

Bu kitap da bana çok garip gelmekte açıkçası. Kara balık evden kaçar, annesinin sözünü dinlemez, tanımadığı kişilerle arkadaşlık yapar, adeta serseri gibi ortalıkta dolanır, yetmez sonunda cebinde bir hançer taşıyıp kitap sonunda da bir pelikana saldırır.

Hani iyi, hoş, tatlı bir hikâye. Fakat bu olan biteni aklımdan çıkartamıyorum bir türlü. Öğrencilerime her gün yabancılarla konuşamayın deyip, sonra da kara balığın hikayesini sunsam, sanırım pek iyi hissetme kendimi.

Tabii bu doğruyu akıl ve mantık yoluyla hemen çözemeyecek ilkokul çocukları için. Soyut döneme geçmiş her öğrenci okusun. Hatta okumalı da. Dünyanın ne kadar geniş olduğunu, keşfedilmesi gereken çok şey olduğunu bilsinler.

namütenahi

karakurum muallimi
Zamanında asosyal sözlük sözlüğünde yazarken per aspera ad astra ve bayannihayet adlı iki yazar vardı. Onlar da sanat, resim, kitap, film paylaşımlarını bolca yapardı. Sözlüğü kaliteli seviye çıkaran nadir insanlardı.

Namütenahi de onları anımsattı şu an bana. "Başka sözlüklerden alsaydım, ..." sözüyle de acaba onlardan biri mi diye düşündürmedi değil.

Bolca yazınız, genel kültürünüze sağlık.

freedom writers

karakurum muallimi
Yönetmenliğini Richard LaGravenese'nin yaptığı, başrolünde Hilary Swank'on bulunduğu 2007 amerikan yapımı filmi.

Genç ve idealist öğretmen erin' gruwell'in eline aldığı sınıfta davranış problemleri çok yüksektir. Bunda aile yapınsından öğrencilerin sosyal yaşamına kadar birçok etkenin olduğunu farkedince kolları sıvayıp "öğretmen"lik yapmaya başlar.

"Bir çocuğu mahkemede savunuyorsan o zaman savaşı kaybetmişsindir! Asıl savaş burada, sınıfta verilmeli!..."


Her ne kadar klasik amerikan kahramanlık filmi gibi dursa da erin gruwell isimli öğretmenin gerçek hayatından esinlenerek yapılmış. Bu açıdan izleyince eğitimin gerçekten insan hayatını kurtarabildiğine şahit oluyor insan. Hani insan diyor ki keşke şöyle bir öğretmenim olsaydı...

Veya benim gibiler için şöyle; "umarım böyle bir öğretmen olurum.".

doğum günü

karakurum muallimi
Kişinin doğduğu gün, ay ve yıl tarihi.

Mesela bugün benim doğum günüm.

Ama o kadar sıradan bir gün ki yıllardır anlatmayı başaramadım kimseye. Tebrikler, arayıp sormalar, gizli pasta törenleri falan. Benim için bugün yıllardır bir anlam taşımıyor.

Acaba ne zaman anlamını yitirdiğini çok merak ediyorum. Acaba en son ne oldu da ben bugüne bu kadar kıymet vermez oldum? Cevabını az çok tahmin ediyorum sanırım: göz önünde olmak canımı sıkıyor. İlgiden hoşlanmıyorum. Daha doğrusu herkesin ilgisinden.

O zamanlar facebook'un en revaçta olduğu zamanlardı sanırım. Hiç samimi olmadığınız insanların duvarına kutlama mesajı bırakırdınız. Kendisi size kutlama mesajı bırakmasa mesela, onun doğum gününe aylar da olsa aklınızda tutar, onun duvarına yazmamayı kutsal görev bilirdiniz. Politik, iğrenç insan ilişkileri.

Gitgide tabi yıllar arkadaş çevrenizi daraltmaya başlar. O zaman da zaten samimiyetine güvendiğiniz insanların sizin doğum gününüz için kutlama yapmasına gerek duymaSsınız. Varlıkları değerlidir, sizin de onlara olduğu gibi.

Örneğin kardeşleriniz de dahildir buna. Kutlamasa bile sizin için anlamı değişmez. Gerek yoktur çünkü. Zaten varlığı ile yanınızdadır hep.

Bir de herkes bi hediyeler, bi hediyeler. İhtiyaç duymadığınız şeyler. Kalemler, günlükler, sigara paketleri, hadi gel bi tek atalımcılar, ... Doğum günlerime dair tek özlediğim şey bunların arasında, bana kitap hediye edip, içine not yazan insanlar sadece. Onların kıymetini hep bilirim. zira benim kıymet verdiğim şeyi unutmamış olurlar.

Bu ve bunun gibi sebepler bugünün anlamını yitirmesine neden oldu hep içimde. Ola ki aranızda varsa doğum gününü kutlamadığı için içten içe burukluk yaşayan, tavsiyem olsun;

Sizin değer verdiğiniz şeylere değer gösteren insanların yanınızda olması yeterli. Tarihler çok da anlamlı değil. Bütün zaman sizi darlayıp, bugün doğum günün diyenlerden de uzak durun. Samimiyet altın bir anahtardır her zaman.

Gerisi teferruat.

kedinin evden kaçması

karakurum muallimi
13. Kattayım. Arkadaşımın kedisine uç hafta kadar baktım bi ara. Psikopat hayvan kapıyı ne zaman açsam fırlıyordu dışarıya. Yangın merdiveni kapılarını hep kapalı tuttum bu yüzden.

Zaman zaman da dedim ki şu evi havalandırayım biraz. Demez olaydım. Balkona çıktı, pencere önünde dört döndü.

Hayır korkusu da yok. Komando yürekli sürekli aşağılara bakıyordu. Herhalde tek tek balkondan balkona atlayıp kaçmayı düşünüyordu.

Neyse ki bir şey olmadan teslim ettim.

İki gün sonra arkadaşın evinden kaçmış. Diğer ahbaplarının yanına gitmiş.

tek kanatlı bir kuş

karakurum muallimi
Yaşar kemal'in 2013 yılında yayınlanmış kısa romanı.

Remzi bey yokuşlu kasabasına atanmış bir posta memurudur. Eşi melek hanım ve kedileriyle birlikte yola çıkmışlardır. Bir istasyonda durup otobüs beklerler. İstasyonun laz çalışanı yokuşlu kasabasının terk edildiğini, kimsenin orada yaşamadığını, ankara'ya dönmelerini tavsiye eder. Ancak sorumluluk sahibi remzi bey yokuşlu'ya ulaşmak için daha hızlı hareket eder.

Bindikleri otobüsün şoförü yokuşlu kasabasına yakın bir yerde onları indirir. Kasabaya girmekle girmemek arasında kalırlar, oldukları yerde geceyi geçirirler.

Bu sırada bir otobüs önlerinde durur. İçinden bir 'alamancı' çift iner. Kadın kasabada yaşayan annesini ziyarete geldiğini söyler. Kimsenin kasabaya girmeye niyeti yoktur. Annesini görmeye niyetlenmiş kadın bir sanrı içinde kasabaya gider. Bir zaman sonra eşi de peşinden gider ve onu geriye götürür. Yarı baygın halde olan kadın annesini görmeye gelmiş ise de, köy içinde yaşadığı halüsinasyonlar dolayısı ile 'alamanya'ya dönmek ister ve giderler.

Remzi bey ile eşi ise kasabanın ne durumda olduklarını bilmedikleri için beklemeye devam ederler.

"
.
.
Şefin arkasındaki duvarda kaşlarını iyice çatmış, alt yanı yırtılıp saçaklanmış, sapsarı bir ATATÜRK resmi yan yatmış duruyordu.
"Ha ona mı bakıyorsun?"
Remzi bey gülümsedi.
"BAK BAK, İYİ ADAMDIR YA."
.
.
"

Roman kısa. Büyük puntolar ile yazılmış. Bir romandan ziyade hikaye havası veriyor. Ne anlatıyor? Bilinmezliğin getirdiği korkuyu, bilinmezliğin el kol bağlamasını, korkunun dört bir yanı sardığını.

Bunu okuyun. Zaten en fazla 40 dakikanızı alır. Mesela yemek yemeyin, dizinin bir bölümünü izlemeyin. Zamanınızı bu kitaba ayırın. Biraz daha fazla kaliteli zaman geçireceksiniz.

Unutmayın;

"Dünyayı kitap okumak güzelleştirecek."

1 kasım 1928 harf inkılabı

karakurum muallimi
Türkiye'de 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı "Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun"un kabul edilmesi ve yeni alfabenin yerleştirilmesi süreci.

Canım başöğretmenimin ülkeme yaptığı nadide ve eşi benzeri görülmemiş dokunuştur.

Bir gecede cahil kalan da alim değildir. Olsa olsa üfürükten teyyaredir ki, böyle kişilerin söz sahibi olmaması ayrıca bir güzelliktir!

bülent arınç

karakurum muallimi
"KHK bir faciadır." sözünü etmek için oldukça geç kalmış, kime göz kırptığı anlaşılmayan kişi.

Milletin başına ördükleri çorabın delik yerlerinden kaçmaya çalışma, kimi neyi desteklediğini biliyoruz o zamanlar. Hakkım zehir olsun.

şekerpare

karakurum muallimi
Atıf yılmaz'on yönetmenliğini yaptığı, ertem eğilmez'in yapımcılığını üstlendiği, başrolünde şener şen, İlyas salman, Yaprak Özdemiroğlu'nun bulunduğu1983 yapım tarihli türk filmi.

Serkomiser -şener şen- üçkağıtçı biridir. Cumali -İlyas salman- ise dürüst ve ahlaklı olup bir yandan da fazlasıyla saftır. bu yönleri yüzünden sürgüne gönderilmiştir. Serkomiser bir kadını hamile bırakır ve kadını alması için cumali'yi kandırmaya çalışır. Cumali bunu kabul eder ancak bir sorun vardır; Cumali hiç cinsel ilişkiye girmediği için ne yapacağını bilmemektedir. Kendisini bir geneleve götürürler. Burada şekerpare'yi görür ve ona aşık olur. Verdiği söz dolayısı işe serkomiserin başını eğmemeye çalışırken, bir yandan da gönlünü yakan şekerpareyi aklından çıkaramamaktadır. Cumali bir seçim yapmak zorundadır.


"- beyciğim hamileyim.
- olabilir insanlık hali."


Türk sinema tarihinin en komik filmi olabilir inanın. Şener şen'in alışılagelmiş bütün üçkâğıtçı hareketlerini tek bir filmde toplamışlar resmen. Hani oscar'a aday olsaymış, şener şen ve İlyas salman arasında en iyi oyuncu rolü ödülü arasında kalınır adeta.

toy story 3

karakurum muallimi
Lee Unkrich'in yönetmenliğini yaptığı 2010 amerikan yapımı animasyon film.

oyuncakların canlı olduğu bir dünyada geçen animasyonda, andy artık büyümüştür ve üniversiteye gidecektir. Bunun için oyuncaklarını çatı katına çıkarmak ister. Bir anlık boşlukta annesi oyuncakların bulunduğu poşeti çöpe atar ancak oyuncaklar kaçar ve anaokuluna giden kutuya atlarlar.

Ana okulundaki hiyerarşiden kurtulup andy'e dönmeye çalışan oyuncaklar, kendilerini türlü türlü maceranın içinde bulur.

İlk iki filmden sonra gerçekten üst düzey bir bölüm olduğunu söylemem gerek.

Bu aralar animasyon izliyorum. Evet. Pek iyi değilim.

Serinin Önceki ve sonraki bölümleri;

(bkz:Toy story) (1995)

(bkz:Toy story 2) (1999)

(bkz:Toy story 4) (2019)

toy story 2

karakurum muallimi
John Lasseter'in yönetmenliği yaptığı, 1999 amerikan yapımı animasyon film.

Oyuncakların canlı olduğu bir dünyada geçen animasyonda, kovboy oyuncağı Woody, bahçe satışına çıkan bir oyuncak arkadaşını kurtarmaya çalışır. Arkadaşını kurtarır ancak bir koleksiyoner kendisini tanır ve satmak için çalar. Diğer arkadaşları kendisini kurtarmak için, Woody ise andy'e dönmek için çabalarlar.

"-Woody şapkasını arar, o sırada patates şeklinde bir başka oyuncak-

-buldum!
-şapkamı mı buldun?
-şapkanı mı? Hayır. Hatun kulağını kaybetmişti de. Tatlı patatesiiiim!"

Bu bölümde özellikle buzz karakterine büyük bir kahramanlık atfedilmiş. Oldukça eğlenceli bir bölümdü. Ayrıca bir animasyon filmde kamera arkası var. Evet, ciddi anlamda oturup düşünmüşler ve kamera arkası kısmı eklemişler.

Önceki ve sonraki bölümleri için;

(bkz:Toy story) (1995)

(bkz:Toy story 3) (2010)

(bkz:toy story 4) (2019)

toy story

karakurum muallimi
Oyuncak hikayesi:

John Lasseter'in yönetmenliği yaptığı 1995 amerikan yapımı film.

Bütün oyuncakların canlı olduğu bir dünyada geçen animasyonda, andy adlı çocuğun en sevdiği oyuncağı bir kovboy olan woody'dir. Yaş gününde andy'e hediye edilen ve uzay kovboyu olan Buzz Lightyear bütün dengeyi bozar. Woody ile buzz arasında düşmanlıktan dostluğa uzanan bir hikaye başlar.

“Dinle Işık huzmesi! Andy'den uzak dur. O benim ve kimse onu benden alamaz!”

Bol ödüllü ve IMDb puanı yüksek bir animasyon. Tatlı bir havası var.

Devam filmleri;

(bkz:Toy story 2) (1999)

(bkz:Toy story 3) (2010)

(bkz:Toy story 4) (2019)


Ayrıca her dört filmde de Woody adlı karakteri tom hanks seslendirmiştir.

the number 23

karakurum muallimi
23 numara:

Joel Schumacher'in yönetmenliğini yaptığı, başrolünde jim carrey'in bulunduğu 2007 amerikan yapımı film.

23 numarasına kafayı takan, her şeyde, her yerde 23 numarasına ulaşabilen, psikolojik yönden saplantılı ve bozuk bir yapıya sahip olan bir kişiyi anlatır.

"Birini gerçekten sevdiğin zaman; yaşı, ne kadar uzakta olduğu, boyu, kilosu sadece lanet birer sayıdır."

Filmden sonra 23 numarası üzerinizde bir travma bırakabilir. Ayrıca jim carrey, enfes bir iş çıkarmış.

the judge

karakurum muallimi
Yargıç:

Yönetmenliğini David Dobkin'in yaptığı, başrolünde Robert Downey Jr.'un bulunduğu 2014 amerikan yapımı film.

Hank palmer avukattır. Annesinin ölümü üzerine çocukluğunun geçtiği şehre gelir. Annesinin cenaze töreninden sonra bir gece vakti, kasabanın 42 yıllık hakimi olan babası birini ezdiği için şüpheli olarak yargılanır. Babasıyla arası çok da iyi olmayan hank, babasının hapse girmemesi için davanın avukatlığını üzerine alır.

"Biliyor musun, ülkenin yüzde 90'ı hayaletlere inanıyor. Yüzde 3'ten azı evrime inanıyor. Yüzde 35'i Homer Simpson'ı ve kurmaca şehrini tanıyabiliyorken yüzde 1'den azı yaratıcılarının adını biliyor. Ama, 12 Amerikan'ı jüriye oturtup adalet beklediğinde inandığın şeyleri sorguluyorsun. Ama sık sık doğru kararı veriyorlar."

mutlak olarak her şeyin tek bir sonuca vardığı yerde oluşan küçük bir şüphenin olaya tamamen başka bir boyut kazandıracağını, hukukun bu şüphe üzerine ne de çok iyimser düşündüğünü görmek için izlenmesi gerekir. Hani hep insanlar neden her şeye az ceza verildiğini sorgular ya? Hah işte, buyrun izleyin.

Hukuk güzeldir, içine dalın biraz daha.

contrapasso

karakurum muallimi
dante'nin ilahi komedyası'nda cehennem bölümünde, insanların günahlarının kısasa kısas şeklinde cezalarını çekmesi olayına verilen isim.

kitapta günahkarlar dünyada yaptığı günahlarının yansıması olarak, yaptıkları hatalara benzer cezaları cehennemde çekerler.

2016'da yayınlanan bir makalede ise bu kısas olayına yargının vazgeçilmezliğini gerekçelendirme olarak bakılır.

öğretmen kemal

karakurum muallimi
Başöğretmen mustafa kemal atatürk'ün 100. Yıl dönümü şerefine, Yönetmenliğini remzi jöntürk'ün yaptığı, başrolünde Cüneyt arkın'ın bulunduğu 1981 yapımı türk filmi.

Kemal Öğretmen eski bir kuvayı milliyecidir. Harp bitmiş, artık eğitim savaşı başlamıştır. Kemal anadolu'nun okulsuz bir köyüne gelir. İlk işi okul yapmaktır. Ancak bunun dine karşı bir şey olduğunu iddia eden köyün şarlatan dincisi herkesi kemal öğretmen'e karşı kışkırtır. Köylü kemal öğretmen'i Yom saysa da, zamanla onun iyi biri olduğunu anlarlar.

Fakat yine bir sorun vardır ki o da köyün ağasıdır. Dinci şarlatandan daha ziyade kendisi kemal öğretmen'i sinirlendirip damarına basarak kışkırtmaya çalışır. Ancak kemal öğretmen de kolay kolay vazgeçecek değildir.

“sen susacaksın yobaz! ben var oldukça susacaksın! ben senin kaderinim! baş kaldırdıkça karşına çıkacağım! ezeceğim!”

Günümüzde bile öğretmenlere yapılan psikolojik baskı herkesin takdiridir. Fakat bu öğretmenler modernliğin işçi sınıfında halktan kopuk bir dünya görüşü ile yaşar ve etliye sütlüye o insanları tanımayıp anlam veremediği için karışmayarak ellerini taşın altına sokmazlar. Alın bunu o cici öğretmenlere bi izletin. Sonra konuşsunlar bakalım maaşları hakkında. Bi çivi çakmaktan imtina eden, paçasını kaldırıp insanlardan tiksinen tanıdığınız öğretmen arkadaşlarınıza zorla izletin hatta.

Film yobazlığın pis çamurunu ve kulaktan doğma bilgileri yalnızca eğitim ile dökeceğimizi oldukça güzel anlatıyor.

Ayrıca, film mustafa kemal atatürk dönemini anlatır ve bir kısımda öğretmen kemal başöğretmenin ölümünü aldığında adeta yıkılır.

yarınsız adam

karakurum muallimi
Başrolünde Cüneyt arkın'ın bulunduğu, yönetmenliğini Remzi Jöntürk'ün yaptığı 1976 yapım tarihli türk filmi.

Murat öksüzdür. 12 yaşında iken ekmek çalar ve hapse girer. Hapiste baba denilen adam kendisine yakın durur ve hapisten çıkınca beraber çalışırlar. Murat artık tetikçidir. Mazlumu ezdirmez, halkı kandıranın karşısında olur. Fakat bu kendisini mutlak sona hızla götürecektir.

"Şimdi bir resim yapacağız: modern."

"bizim kaderimiz doğarken çizilmiş. Kazandığımız an bile kaybediyoruz."

"...
-Bırak murat, geberip gitti zaten!
Sürükleme leşini! Asarlar seni! Asarlar!!

-vız gelir!! İsterlerse yaksınlar!! Halkımı aldatanlara ibret olsun! İbret olsun! Sözünde durmayanlara, sağlıkla oynayanlara, ibret olsun!! Çocukların yarınlarıyla oynayanlara, topluma zarar verenlere, halkımın geleceğiyle oynayanlara, ibret olsun!!
..
"

Cüneyt arkın'ı böyle sosyal içerikli filmlerde görmeyi çok seviyorum gerçekten. Altından çok iyi kalkıyor. Filmde ise her şey var resmen. Hırsızlar, hayat kadınları, yalancılar, tefeciler, ... Siz hiç Renault toros ile drift gördünüz mü? Var. Otobana sanki hiç araba geçmiyormuş gibi elini kolunu sallaya sallaya girip, o toros'un yoldan çıkmasına sebep olan birini? otobanın kenarında at arabasını? Polisten kaçarken bebek arabasına çarpıp, içinde ne olduğunu bilmediği için kenara çeken, sonra da içinde bebek olması gerekirken aslında pazar alışverişinden dönen birinin eşyaları olduğunu?

Kaç cem karaca şarkısını bir filmin içinde bilirsiniz?

Eğitime önem veren bir mafyayı?

İzleyin. Görün.

john wick 2

karakurum muallimi
yönetmenliğini Chad Stahelski'ni yaptığı, başrolünde Keanu Reeves, Laurence Fishburne, Riccardo Scamarcio ve Ruby Rose'nin bulunduğu 2017 amerikan yapımı film.

2014 yapımı John wick filminin devamıdır.

John wick'in yıllar önce kanıyla yaptığı anlaşma karşısına çıkar. Kendisine verilen mühür ile söyleneni yapmak zorundadır. İstemeyince yapmaya zorlanır. Mührü veren kişi konseyde bulunan ablasının öldürülmesini ister. Böylelikle kendisi konseyde yer alacaktır.

John denileni istemeyerek de olsa kabul eder. Ancak kendi kardeşini öldürdüğü için mührü veren kişi john'a pusu kurar. John pusudan kurtulur ve intikam almak için uğraşır.

"Hey John, şu an bireysel düşünüyorsun ama ablamın öcünü almam gerekirdi."

İlk filmden sonra beklentiyi oldukça yüksek tutmuş olacağım ki, konu anlamında da farklı şeyler bekliyordum. Mesela john'un önceden içinde bulunduğu grubu tamamen dağıtmaya çalışması gibi. Fakat beklentimden ziyade yine dövüş sanatlarında ve silah kullanımında fazlasını vermeyi başarmışlar. Ayrıca keanu reeves'in mimiksiz yüzü yine filmi baştan sona kadar seyir zevki yüksek bir hale bürümüş.

Ayrıca devam filmi için;

(bkz:John Wick 3 Parabellum)

john wick

karakurum muallimi
Yönetmenliğini Chad Stahelski ve David Leitch 'in yaptığı, başrolünde matrix filminden tanıdğımız Keanu Reeves'in bulunduğu 2014 amerikan yapımı film.

John wick eskiden tetikçi olarak çalışır. Sevdiği kadınla beraber olunca bulunduğu gruptan ayrılır. Daha sonraları eşi ölür ve kendisine son bir hediye olarak bir köpek yavrusu bırakır.

John köpek yavrusunu yaşamak için bir umut kapısı olarak görür. Bir benzinlikte arabasını satın almak isteyenlere ret cevabı verince, gece baskın yer. Hem arabasını çalarlar hem de köpeği öldürürler. John bundan sonra intikam için her şeyi yapar.

"Helen öldüğünde, her şeyimi kaybettim. Ta ki o köpek kapımda belirinceye dek. Karımdan son bir hediyeydi o. O anda son bir çıkış bulmuştum. Onun acısına karşı bir fırsat. Ve senin oğlun onu elimden aldı. Onu benden çaldı! Onu öldürdü!
İnsanlar bana, “geri mi döndün?” diye soruyorlardı. Ve benim gerçekten bir cevabım yoktu.

Ama şimdi, evet."

Bir süper kahraman filmi gibi adeta. Görsel ve dövüş sanatları olarak beklenenin dışında sahnelere sahip. Başlarda biraz sıkıcı olsa da, ilerlerken insanı içine çekiyor.

Ayrıca devam filmleri için;

(bkz:John Wick 2) (2017)

(bkz:John Wick 3: Parabellum) (2019)

norm ender

karakurum muallimi
Rep ile hiç alakam olmadığı için olsa gerek, kime ne saf sokmuş hiç anlayamadım.

Sonra bi bakayım defim kime ne demiş olabilir diye, Mary Jane diye bir şarlı buldum bir çocuğun. Hani ciddi anlamda çocuk ama yani. Saçma sapan mantıksız sözler falan... Pop müziğe laf ederdim de, rep de böyleyse yazık artık.

Tabii Eminem, tupac öfkesini beklemek de yanlış galiba türk repinden. Bilemiyorum ancak.

hükümet kadın

karakurum muallimi
Yönetmenliği, senaryosu ve başrolü sermiyan midyat'a ait 2013 türk yapımı film.

Xate -demet akbağ- okuma yazması olmayan doğulu bir kadındır. Eşi belediye başkanıdır. Eşinin Zamansız ölmesiyle birlikte boşalan belediye başkanlığına kendisi seçilir. Tabii faruk -sermiyan midyat- da gözünü bu koltuğa dikmiştir. Xate koltuğun hakkını vermeye çalışırken, faruk da onu ele geçirmek için her türlü yolu denemeye çalışır.

"Öğretmen:

-Diyelim iki ineğin var. Sosyalizm 2 ineğini de alır, ondan süt üretir, sana verir. Komünizm sendeki 2 ineğin 1 tanesini alır başkasına verir. Böylece eşit olursunuz. Faşizm ise, sendeki 2 ineği de alır, sana süt satar.

Xate:

-Orispi çocikleri."


Anlattığı dönemin devlet korkusunu ve sosyal ilişkiler ile halkın durumunu oldukça güzel anlatmışlar. Bir köye au getirmek için uğraşan kişinin önüne ne taşlar konulduğunu görünce insan öfkesinden deli olmuyor değil. Eğlenceli, güzel bir film.

silah

karakurum muallimi
Dünyanın en iğrenç, en korkunç icadı.

Hayatımda birkaç kez kuru sıkı attım, sadece gereksiz gürültüden ibaret.

Bir kez de bir beylik tabanca kullandım. Üç-beş sıktım havaya ve o kurşunun nereye düşeceği korkusu kapladı anında beni. Nedir ki dağ başıydı en azından.

Ve elimde adeta ölüm taşıdığımı hissettim. Düşünsenize, elinizdeki şey katil olmak için tasarlanmış. Oldukça korkutucu benim adıma.

Müzelerde falan da silahları gördükçe hep acaba kaç kişinin kanı var üzerinde diye düşünmeden edemiyorum.

ösym sınav gözetmenliği

karakurum muallimi
Bugün ilk kez yaptığım iştir.

Hep çekingen davranırdım ne gerek var bir hafta sonum sonuçta diye. Fakat paraya sıkışınca dedim ki bir dene.

KPSS genel kültür ve genel yetenek sınavında gözetmenlik yaptım. Bir hanım kardeş, soruları yapamıyor. Ama hani baya zorlanıyor çok belli. Hem üzüldüm kıza hem de kızdım bir yandan.

Tamam bak bu sınav her şey demek değil, yok şöyle, yok böyle klişeleri bir yana; az sık ve kardeşim dişini. Yüklenmişsin her şeyi, gelmişsin şu zamana. Otur kafa patlat, bir yılını ayır şu sınava güzelce de bir yere atan. Bir yerden bir olurun olsun.

Çok dua ettim kendisine orada. Umarım yine de gönlünce olur her şey.

büyük çarpışmalar

karakurum muallimi
Great battles adıyla yayınlanmış ancak imdb'de bulamadığım belgesel dizisi. Gören varsa bir link paylaşsın lütfen.

11 bölümden oluşan dizinin her bölümü 22-23 dakika aralığında. Tarihteki büyük çarpışmaları stratejik olarak inceleyip irdeleyen bir sunuma sahipler.

1: 1415 - Agincourt
2: 1805 - Austerlitz muharebesi
3: 1314 - Bannockburn
4: 1704 - blenheim
5: 1746 - Culloden
6: 1066 - Hastings muharebesi
7: 1644 - Marston Moor
8: 1645 - Naseby
9: 1690 - The Boyne
10: 1917 - Vimy ridge muharebesi
11: 1815 - Waterloo muharebesi

savaşın efsaneleri

karakurum muallimi
TRT belgesel kanalında barutsuz savaşların tarihini ve stratejilerini anlatan belgesel dizisi.

Beni son bir saattir öyle bir ekrana kilitledi ki, sanırım tv'ye birkaç haftadır ilk kez bu kadar ilgiyle bakıyorum. Ayrıca tv'öin ekranında küçük bir kararma varmış, ne zaman yaptım ki acaba merak ediyorum.

Bölüm listesi şöyledir;

1 - malazgirt savaşı
2 - 300 spartalı
3 - stamford köprüsü savaşı
4 - attila
5 - tarık bin ziyad
6 - mete han
7 - celalettin harzemşah
8 - Selahaddin Eyyübi
9 - bannockburn savaşı
10 - talas savaşı

avaz-ı güncişkha

karakurum muallimi
yönetmenliğini Mecid Mecidi'nin yaptığı, başrolünde Rıza Naci'nin bulunduğu 2008 yapımı İran filmi.

Kerim Deve kuşu çiftliğinde çalışır. Kızının ses cihazı kaybolur ve o gün dalgınlığından dolayı çiftlikte bir de devekuşu kaçar. Peşinden gitse de yakalayamaz ve işinden olur.

Kızının ses cihazını tamir etmek için şehre, tahran'a gider. Motorunun arkasın biri atlar ve şoförlük yapmaya başlar. Bundan sonra her seferinde şehre gider, hamallık, şoförlük gibi işler yapar. Yavaş yavaş daha iyi bir hayat yaşamaya ve eskisinden daha iyi kazanmaya başlar.

Bu sırada oğlu hüseyin'in de tek hayali, evin arka arsasında bulunan içi çamurlu su dolu depoyu temizleyip orada balık besleyerek zengin olmaktır. Kerim oğluyla bu konuda münakaşalar içindedir.

Bir gün kerim evin hurdalığında demirlerin ve ağır başka eşyaların altında kalır. Uzunca bir süre iş göremez. Buradan sonra da yaytığı yerden ailesini ve ailesinin bir arada nasıl tutunduğunu kendi gözleriyle görür.

"+sen orayı bin yılda temizleyemezsin..
-temizleyeceğiz.. sonra da suyla doldurduğumuzda içine yüz bin balık koyabiliriz..
+yüz bin balık ne kadardır biliyor musun ?
-şey.. yüz bin balıktır."

Öncelikle rıza naci inanılmaz bir iş çıkarmış, inanılmaz. Zaten birçok yerde en iyi oyuncu ödülünü almayı başarmış. İran'ın adeta günlük yaşamının anlatıldığı film şuan kült eserlerim arasında kendine büyük yer edindi. Bir ailenin yokluk içinde birbirine kenetlenmesi ve hala mutlu olabilmesi adeta insanın içine ümit dolduruyor. NergiZ'in eşi kerim'e sürekli kerim ağa diyerek seslenmesi de başka bir hoşuma giden nokta oldu. Aile hayatları türk adetleri ile oldukça benzerlik göstermekte. Ev hayatı, çocukların durumu, komşuluk ilişkileri, ... Hatta öyle ki, nergiz oğlunu öptüğünde adeta kendi Çocukluğuma dönüp, annemin başıma kondurduğu öpücükleri hatırladım.

fatih harbiye

karakurum muallimi
1931 yılında yayınlanmış, Peyami safa'ya ait hikaye.

Neriman konservatuvar öğrencisi, genç ve en heyecanlı olduğu yaşlardadır. Babası faiz bey ile fatih'te otururlar. Batının gelenek ve göreneği onu cezbederken, içinde bulunduğu doğulu yaşam tarzından sıkılmıştır. Harbiye bu kısımda ışıltılı geceleri yansıtır. Darülelhan'da okuyan Erkek arkadaşı şinasi'nin tam olarak doğu figürünü yansıttığını düşünür. Kendisini yaşam tarzıyla etkileyen ve yine darülelhan'dan tanıştığı macit ise tam aksine batılı düşünce ve hareketler içindedir. Öyledir ki Neriman bu ikilik arasında gidip gelen sıkışmışlıkta bir seçim yapmak zorunda kaldığını hissetmeye başlamıştır.

"...Ah efendim, bizi bizden daha iyi biliyorlar; Mesnevi'yi de, Rubaiyat'ı da, Gazali'yi de, Farabi'yi de bizden daha çok okuyorlar; bizi bizden daha çok takdir ediyorlar; bizim bizden daha büyük düşmanımız yoktur efendim, yoktur."

İsminden dolayı hep daha farklı bir içeriğe sahip olduğunu düşünürdüm. Oldukça şaşırdım okurken.

Kitabın 1990'da trt'de yayınlanmış bir dizisi bulunur. Şu anki yapımlarda gözü tırmalayan o Bol bol eski motiflerin duruluğunu izlemek ve görmek isteyenlere oldukça önerilir. Tabii kitabın kısalığı üzerine yine de 4 bölüm çıkarabilmişler. Haliyle birçok ekleme olmamış değil.

Ayrıca yine 2013'te bir dizi uyarlaması daha bulunmakta.

kyk borcu

karakurum muallimi
Bunu almak zorunda bırakanın da...
Ödeyemeyince faize bindirenin de...
Af getirilmesini engelleyenlerin de...

Uzun zamandır kulaklarını çınlatıyorum.

Tanıyanınız falan varsa bunlardan birini, söyleyin doktora falan gitmesin, ben bol bol anıyorum kendisini ondandır.

la divina commedia

karakurum muallimi
İtalyan yazar/şair Dante Alighieri'nin 1307 yılında başlayıp 1321'de tamamladığı manzum eseri.

Eser, dante'nin nasıl geldiğini bilmediği bit ormanda kayboluşu ile başlar. Önüne çıkıp yolunu kesen leopar, aslan vardır dişi kurttan nasıl kurtulacağını düşünürken, şair Vergilius imdadına yetişir ve kendisini bedenen canlı olarak sırasıyla cehennem, araf, cennet yolculuklarına çıkarır.

Eser hem İtalya tarihinden, hem dinden hem de dünya sanat ve siyaset tarihinden bolca isim taşır.

Dante'nin bu eseri üzerindeki oldukça fazla olan metaforlar ile imgeler dantolojiciler tarafından hala çözülmeye devam etmektedir.

akar

karakurum muallimi
Aklıma kansız, ahlaksız, yaptıklarının hesabını veremeyecek, alçak bir kişiyi hatırlatıyor.

Silah arkadaşların kanlı ellerini yakana sarmak için seni bekliyorlar omurgasız herif.

sicilya boğası

karakurum muallimi
Pirinç boğa, bronz boğa veya Sicilya boğası;

Antik yunan'da bir işkence aleti.

Atinalı perillos tarafından yapılıp, sicilya'da agrigentum hükümdarı phalaris'e (MÖ 565-549) armağan edilir.

İçi bir insanın sığacağı derecede büyüktür ve alttan ısıtılarak mahkumun kavrularak ölmesine neden olur. Mahkum çığılıklar atarken boğadan da canlıymış gibi böğürme sesleri yükselir.

Phalaris, ilk denemeyi boğanın mucidi perillos üzerinde dener. Oldukça isabetli değil mi?

Perillos ölmeden içinden çıkarılsa da daha sonra bir kayalıktan atılarak idam edilir.

jübile

karakurum muallimi
1.Eski Ahit'e göre, Yahudilerde, elli yılda bir Tanrı'ya ve dinlenmeye ayrılan yıl.

2.Katoliklerde, Roma'ya hacca gidenlerin günahlarının kilisece bütünüyle bağışlandığı yıl.

İlk olarak 1300 yılında papa viii. Bonifazio tarafından yazılı bir buyrukla başlatılmış olup, her 00, 25 ve 50 sayı sonlu yıllarda yapılır. Bu jübile yıllarında roma'ya büyük bir akın oluşur.

Fakat kimi papa'lar bu yılların dışında da jübile yılı ilan etmiştir. Sanırım bunda da tarihe geçme veya kendini kanıtlama gibi kimi düşünceler ağır basmış gibi görünüyor.

2000 yılında yapılan jübilede roma'ya kimi kaynaklarda 20, kimi kaynaklarda 30 milyon hacı akın etmiş.

ponte vecchio

karakurum muallimi
Xiv. Yüzyılda italya'nın Floransa kentinde tamamlanmış olan kemer köprü.

Köprünün üzerinde mücevher ve hediyelik eşyalar satan dükkanlar vardır. En başlarda bu dükkanlar kasap ve deri tabakhaneleri olarak kullanılsa da, daha sonra yaydığı kötü kokulardan dolayı bu dükkanlar kaldırılmış.

Köprü hakkındaki ilginç bir detay şöyle: dükkanların üzerinde bulunan bir koridor ünlü medici ailesinin iki sarayı arasında bir bağlantı görevi görmüş ve ailenin halkın içine girmeden diğer saraya ulaşmasını sağlamış.

limbus

karakurum muallimi
Dante'nin ilahi komedyası'nın cehennem'inde, cehennemin oluştuğu dokuz daireden ilki.

Burada hristiyanlıktan önce ya da hristiyanlıktan sonra vaftiz olmamış iyi insanlar bulunur. Bunlar acı çekmezler. Ancak ümitsizlik içindedirler. İyi insanlardır. Filozoflar, devlet büyüklerinden önemli görünür. Yalnızca büyük insanlar yoktur elbette. Adı bilinmeyenler de bulunur. Bu kişiler o kadar bir arada ve fazladır ki, dante bunların görüntülerinden -ruhlarından- ileriyi göremez. Kalın bir sis tabakası olarak bahseder. Diğerlerinin ise, insanları aydınlattıkları için üzerlerinde bir ışık vardır.

Dante birçok isimden bahseder: homeros, sokrates, platon, seneca, Selahaddin Eyyubi, ...

akheron nehri

karakurum muallimi
Yunan mitolojisinde acılar nehri. Cehennemde bulunur. Nehirde kullanılan kayıkları kharon adlı zebani kullanır. Buraya gelen ve cehenneme girmeyi hak etmiş(?/!) görüntüleri -ruhları- taşır.

Dante'nin ilahi komedya'sının cehennem'inde;

Dünyada korkaklar -ne iyilik ne de kötülük yapanlar- cehennemin girişindeki bir avluda dururlar. Burada acı çekerler. Bir bayrağın peşinde koşturup dururlar. At sinekleri, yabanarıları kendilerini sokup durur.

Cennet kendilerini güzelliği bozulmasın diye kabul etmez. Cehennemdekilerde onlar ile kendi şereflerini yüceltecek bir şey göremediği için kabul etmez.

Bu avlu ile asıl cehennem arasında akheron nehri bulunur. Nehirden yalnızca kayıkla geçilir. Kayıkçı kharon adlı zebanidir.

türk'ün yeni amentüsü

karakurum muallimi
1928 yılında hakimiyet-i milliye matbaası'nda basılan, geliri tayyare cemiyeti'ne bağışlanan yayındır(kitap?/dergi?).

Munis Tekinalp takma adlı Moiz Kohen tarafından yazıldığı söylenmiştir. Giriş cümlesinde yaptığı mustafa kemaL atatürk'ü öveyim derken düştüğü cehalet karşısında sinirlenmemek elde değil. Zira Atatürk'ü tanrı olarak göstermesi ve bunun da yine gazi'bin döneminde basılması, insanı üzüyor.

Tabii kendisi yahudi imiş. Bu da neden böyle bir insana bu yazı için izin verildi sorusunu doğurmuyor değil.

Neticede, Yalakalığın dibini ekmek parçasıyla sıyıran bu kişi de tarihe öylece imzasını atmayı başarmış.

modern times

karakurum muallimi
Modern zamanlar:

yapımcısı, senaryo yazarı, yönetmeni ve başrol oyuncusu Charlie Chaplin olan, 1936 yapım tarihli film.

Zamanında dünyada görülen büyük ekonomik kriz üzerine yapılan bir eleştiri filmi. Chaplin önce bir fabrikada çalışmaktadır. İşin stresi kendi üzerinde büyük baskı oluşturur ve garip hareketler sergiler. Bunun üzerine akıl sağlığının yerinde olmadığı düşünülüp bir kliniğe yatırılır. Klinikten çıkınca yere süsen bir bayrağı sallayarak sahibine ulaştırmaya çalışırken bir anda kendini eylem yapan bir grubun içinde bulur. Polis bunun üzerine kendisini tutuklar.

Hapiste iyiniyetli davranışı dolayısıyla kendisini serbest bırakırlar. Ancak dışarıda iş olmadığı için yine hapse girmeye çalışır. Bu yolda büyük bir emek verir. Bu sırada yolu fakir bir kızla denk gelir ve ikili hem hayatta kalmaya hem iş bulmaya çalışır.


Çaplin'in garip hareketlerinin hepsini tek bir filmde görmek isteyenlerin hemen izlemesi gereken nır film. Siyah-beyaz ve sessiz olması ne gözü ne de kulağı tırmalıyor. Dönemin ağır işsizliğine büyük bir vurgu yaparken yine zamanın insanlarının sokakta ve kafelerde nasıl tavırlar sergilediğini, nasıl kıyafetler kullanıp modernize olmaya çalıştığını da seyircilere sunuyor.

kuyucaklı yusuf

karakurum muallimi
Sabahattin ali'nin 1937 yılında yayınlanmış, kendisinin ilk romanı. Bundan önce öyküleri ile bilinirdi.

Bir cinayet üzerine Kuyucak köyüne gelen edremit kaymakamı salahattin bey, yataktaki ölü bedenlerin kendisinin anne ve babası olduğunu söyleyen küçük yusuf'u alarak edremit'e getirir ve evlatlığı yapar. Eşi şahinde çocuğu istemese de, lendi küçük kızı muazzez ile iyi anlaştığını ve ona baktığını görünce çok da ses etmez. Cinayet gecesinden itibaren soğukkanlı olan yusuf, bütün hayatı boyunca bu durumunu devam ettirir. Bu yüzden etrafına oldukça yabancıdır. Arkadaşlık ilişkilerinde oldukça mesafeli olup, zihnini de çok yorup hayat hakkında pek de ağır düşüncelere bürünmeyen yusuf, kaymakam bey ölünce hayatını idame ettirmekte oldukça zorlanır.

"Göğsünün içinde, bu asırlık ağacın kabuğu gibi, yarıklar bulunduğunu sandı ve gırtlağına kadar bir ateșin çıktığını hissetti. Aman Yarabbi, ne kadar yalnızdı... "

Roman yusuf'un hayat hikayesindeki dramatik yönleriyle bir insanın dünyadan ne kadar kopuk olabileceğini göstermek konusunda da büyük bir soğukkanlılık gösterirken, Sabahattin ali de usta kalemiyle gerçekten hikayenin içine görünmez bir kişi olarak sizi de alıyor. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.

Romanın yönetmenliğinde feyzi tuna'nın bulunduğu 1985 yapım tarihli beyazperde uyarlaması bulunur.

ülkeye teknolojiyi tayyip'in getirdiğini sanan kadın

karakurum muallimi
60 saniyelik video ile sinirleriniz bozuldu değil mi? İşte bunlar mesela çocuklarıyla okula geliyorlar, ben önce kendilerine bir şeyler izah etmeye çalışıyorum, sonra benim öğretim tekniklerimi beğenmeyip üstüne bana akıl vermeye çalıştıktan sonra da, kendilerini iyi eğittiklerini düşünen çocuklarıyla tüm günümü geçiriyorum, varın siz düşünün gerisini.

Cennet önce bu anaların ayakları altındaysa, eminim bi ucu da biz muallimlerin yoluna çıkıyordur.

Kıymetimi biliniz efendiler, lütfen.

ofsayt

karakurum muallimi
A takım oyuncusunun gol atabilecek uzuvlarının -eller hariç; bacak, ayak, diz, bel, kafa-, b rakip kalesine, kendine yönelen topun ayaktan ilk çıkış anında, b takımından herhangi bir futbolcudan daha yakın olması durumudur.

Bu durum tamı tamına aynı koşullar altında gerçekleşse de şu durumlarda ofsayta düşülmez;

-taç atışı,
-rakip takımdan topun gelmesi,
-korner,
-kale vuruşu.

Tabii bu durumlarda aktiflik-pasiflik göz önüne alınır. A takım oyuncusunun aktif olması durumunda ofsayt verilir.

Oldukça akıllıca bir uygulamadır. ofsayta düşürmek bir felsefe ise, ofsayta düşmeden gol atmaya çalışmak bir sanattır. Öyle iki zorlu durumdur. Öyle birbirlerinden uzak, öyle zarif hareketlerdir.


beyler ben sıramı saldım, birileri çıkıp daha sade bir şekilde anlatsın şimdi. Swh swh.

friends

karakurum muallimi
David Crane ve Marta Kauffman tarafından yapılmış, 10 sezonluk amerikan sitcom dizisi.

Başrollerini rachel green rolünde Jennifer Aniston, monica geller rolünde Courteney Cox, phoebe buffay rolünde Lisa Kudrow, joey tribbiani rolünde Matt LeBlanc, ross geller rolünde David Schwimmer ve chandler bing rolünde Matthew Perry oynamıştır.

Altı kişi, ortak alanları çoğunlukla central perk kafesi olmak üzere oldukça sıkı arkadaşlardır. Başlarına gelen türlü olaylar ile oldukça eğlenceli bir yaşama sahiptirler.


Dizi sonunda altı adet yeni arkadaşınız olacak, emin olun.

the guest aleppo to istanbul

karakurum muallimi
Misafir;

2017 yapım tarihli, yönetmenliğini andaç Haznedaroğlu'onun yapıp, başrolünde Ürdünlü aktris saba mubarak'ın bulunduğu film.

Halep'te çıkan savaştan kaçabilenler istanbul'a gelir. Aralarında komşusunun iki çocuğunu aileleri ölünce yanına alan meryem de vardır. İstanbul'da önce bir dükkanda yatıp kalkarlar, daha sonra buradan kovulurlar ve sokakta yaşam savaşı vermeye çalışırlar.


Her yerde görünen, bilinen, şahit olunan bir konuya sahip bir film. Savaştan kaçıp Türkiye'ye gelenlerin "en başta" çabaladığı yaşam mücadelesini anlatıyor. Bakın "en başta" diyorum. Şu anı değil.

Senaristliğini de andaç hanım yapmış. Aslında eleştiri olarak çöl denecek bir şey yok, işin içinden iyi çıkmış. Fakat durumun siyasi kısmına, türkiye'de türklerin o kişilere bakış açılarına yeterince -hatta neredeyse hiç- yer verilmemiş.

Tv'de rastgeldim de izledim.

Bir yerde rast gelin, izleyin.

Zamanınızı boşa harcamayın.

panya shugeki

karakurum muallimi
Fırın saldırısı:

Japon yazar Haruki murakami'nin 1981 tarihli öyküsü.

19'lu yaşlarda iki gencin karnı acıkır. Ceplerinde paraları yoktur. Bir fırın soymaya kalkışırlar. Bıçaklarını çekerler fakat klasik müzik hayranı olanfırıncının cevabı ile şaşkına dönerler: "wagner'in albümünü sonuna kadar dinlerseniz, istediğiniz kadarını alabilirsiniz."

Makul gözüken bu teklife uyan gençlerden biri, yıllar sonra büyük bir açlığın sebebiyle uyuyamadığı bir gecede, bunun bir lanet oldupunu hisseder ve eşiyle bu laneti ortadan kaldırmak için uğraşır.

"Karnımız açtı. Hayır, açlık demek yetmezdi buna. Sanki uzay boşluğunu yutmuştuk.
.
.
Tanrı, marx ve John Lennon, hepsi ölmüştü. Karnımız açtı ve bu yüzden suç işleyecektik."

Hikayenin 1985 yapım tarihli attack on a bakery ismiyle bir de kısa film versiyonu bulunmaktadır.


Murakami okumamış olanlar için öylesine yazılmış bir kitap olarak görülme olasılığı oldukça yüksek. Ancak sonu bolca boşluğa gebe olan bu hikayede yine de onun kalemini yakalayacaksınız. Sade ve süssüz anlatımı ile kısa bir hikaye olması dolayısı ile bir şansı hak ediyor.

gulyabani

karakurum muallimi
Hüseyin rahmi Gürpınar tarafından yazılıp 1913 yılında basılan roman.

Muhsine genç bir kızdır. Talihsiz bir evlilikten sonra geçimini sağlamak için hizmetçilik yapmaya başlar. Gittiği evde ev sahibi tarafından sıkıştırılınca bir tanıdığı vasıtasıyla başka bir konağa gider.

Gideceği konakta sürekli olarak çok meraklı olmaması gerektiğini söylerler. Muhsine'nin içini bir korku kaplar. Arabacının evin perili, sahibesinin aklını kaybetmiş olduğunu duyunca korkusu daha da büyür. Her gece evde türlü sesler duyar. Odasına yüklükten tüylü, garip periler girer. Bu perilerin şahı ise, üç katlı bir ev büyüklüğünde olan ve kendisine "gulyabani" ile "ahu baba" denilen yaratıktır.

Bu sırada Muhsine'ye gönlünü kaptıran Rençper hasan, hem muhsine'ye hem de evin hanımı ile beraber iki hizmetçisine olayın gerçek yüzünü göstermek için kolları sıvar.


"- İnsanın dişlerini ağzından söküp başka bir yerine koymak gerekirse neresi uygundur?
- Gözleri efendim.
- Neden?
- Çünkü bazı kötü yaradılışlı kimseler kendi cinslerinden olanları gözleriyle de yerler."


altaysozluk.com/foto

Gulyabani'nin 1912 yılındaki kapak görseli.


Kitabı bir gün içinde sıkılmadan, bitmesin diye uzun uzun okuyarak bitirdim. Zaten 130 sayfa kadar tatlı bir hikaye. Hikayeyi okurken bilimsellikten uzak olarak işlendiğini, yüklüklerin arkalarında bir oyun olduğunu anlıyorsunuz. Zaten gürpınar'ın asıl amacı belli ki -ya da muhtemelen, çünkü kuyruklu yıldız altında bir izdivaç'ta da bilimselliğin ön planda olduğunu göz önüne alarak- çok da inanmadığı bu olayları bir mantık çizgisinde ilerleterek anlatmak. Başından sonuna kadar hem heyecanlı hem de sonu tahmin edilebilir bir hikaye. Ancak kendinize yapacağınız güzel bir iyilik olacağını belirterek okumanızı tavsiye ederim.

yolpalas cinayeti

karakurum muallimi
Halide edib adıvar'un 1936 yayın tarihli polisiye-suç hikayesi.

Akkız köyünden alınıp şehre bakıcılığa getirilir. Baktığı çocuk yolpalas konağının küçük oğlanıdır. Sessiz sakin yapısıyla bilinen Akkız, bir sabah konak şoförünü sırtından bıçaklayarak öldürürken ev hanımını da karnından bıçaklayarak yaralar.

Olay araştırılınca akkız'ın çocukluğundan taşıdığı kinine kadar uzanan bir yolculuğa şahit olunur.


"-Çocuk haka yukarıda ağlıyor. Sacide bu akşam münasebetsizlik etti. Bu saatte el kadar yavruyu yatağından kaldırmak sanki marifet mi?
Rıfkı acı bir sesle cevap verdi:
-çocuk da bu bayanlar için bilezik gibi, otomobil gibi zenginlik göstermeliği..."

Kitabın 1955 çıkış tarihli, senaryosu ve yönetmenliği metin Erksan; 1991 çıkış tarihli, yönetmenliği osman Fahir seden; 2004 çıkış tarihli, yönetmenliği Tunca Yönder ve ahmet Hoşsöyler tarafından yapılmış beyazperde uyarlamaları vardır.



Filmleri izlemedim ancak kitaptan çok büyük bir performans beklememenizi öneririm. Sadece duruma ağır bir dram konulmuş olduğu için kitap bir yere kadar kendini okutuyor. 60 sayfalık bir hikaye olduğu için otobüste veya boş bir vakitte alınıp zaman geçirmek için ya da çerez niyetine okunabilir.

hüyükteki nar ağacı

karakurum muallimi
Yaşar kemal'in 1982 yılında basılan kısa hikayesi.

Aşık ali, memet, hösük, yusuf ve memet çocuk iş bulma ümidiyle çukurova'ya giderler. Her yerde iş ararlar ancak bulamazlar. Bu arada yusuf'un sıtması vardır. Her gün kriz geçirir. Geri dönmeye karar verirler. Dönerken her köye uğrarlar, iş ararlar. Uğradıkları köylerden birinde bir kadın hüyükteki nar ağacının kerametli olduğunu, her derde deva olduğunu, bir gece altlarında yatmaları gerektiğini söyler. Hep birlikte nar ağacını bulmaya, ondan dilenmeye yol alırlar.

"İyi adammış," dedi. "Zenginleri kim olsa sever. İş fıkarayı sevmekte."


Kitabı okurken adeta yanlarında yürüyorsunuz. Kah küfür ediyorsunuz onlarla zalimlere, kah yusuf'a acıyorsunuz.

Ve öyle çok ki yerel ağızdan kullandığı kelimeler, bilmediklerinizi bir kenara yazsanız, kendinize ait çok değerli bir sözlüğünüz olur.

Okuyun. Yaşar kemal'i kesinlikle okuyun. Hayatınız değişecek, okuduğunuz bütün kitapları sorgulayacaksınız.

en güzel gecenin rüyası

karakurum muallimi
William Shakespeare'in bir yaz gecesi rüyası adlı eserinin tiyatro uyarlaması.

Timur Acar, Onur Ünsal, Mert Fırat, Beyza Şekerci, Melis Birkan gibi tanınmış oyuncular eşliğinde hoş bir tiyatro oyunu. Sadece birkaç eleştirim olacak;

İlk olarak sürekli arkalarını döndüler seyircilere.
İkinci olarak ses sıkıntısı oldukça çoktu. Bunda salonun yetersizliği vardı elbette.
Çok hızlı konuşuyorlardı. Özellikle melis birkan'ın performansı hem hızlı konuşmalara hem de sesinin duyulmamasına yol açmış.

Bunlardan ziyade eser üzerinde birkaç değişiklik vardı. Mesela doğu şivesiyle konuşan bir abimiz vardı ki, tüm tiyatroyu tek başına yüklendi adeta.

a midsummer nights dream

karakurum muallimi
Bir yaz gecesi rüyası veya en güzel gecenin rüyası:

İngiliz yazar William Shakespeare'bin 1600 yılında yayınlanmış tiyatro eseri.


Hermia ve Lysander birbirini sever. Hermia'nın babası 'kızımın tasarruf hakkı üzerimdedir.' der ve kendisini Demetrius'a vermek ister. Demetrius çapkındır, hermia'nın en yakın arkadaşı helena'ya kur yapsa da, gönlü hermia'dadır.

Lysander hermia'nın demetrius'a verileceğini öğrenince hermia'nın ile kaçma planı kurarlar. Buluştukları ormanda biraz dinlenmek isterler. Peri robin lysander'e büyü yapar ve ilk gördüğü kişiyi sevmesini sağlar. Bu kişi helena'dır. Robin bir kez de demetrius'u büyüler, o da helena'ya aşık olur.

Periler kralı buna çok kızar, gerçek aşkı gerçek aşığın gözünden aldığı için robin'e çok kızar ve işleri düzeltmesini sağlar.

Büyüden uyananlar bütün olayların bir rüyadan ibaret olduğunu sanır.

"Acı çekin ve mükemmelleşin."

Hoş bir kitap. Kurgunun bir karmaşıklaşması ve birden düğüm gibi çözülmesi biraz zor anlar yaşatsa da, hem kısa bir kitap olduğu hem de meraklandırıcı olduğu için öneririm.

ysk'nın 250 sayfalık gerekçeli kararı

karakurum muallimi
İstanbul seçiminin iptalinin gerekçelerini açıklayan karar.

Bakın eğer insanlar hayır oyu veren o 4 kişinin yazısını daha çok konuşuyorsa, eğer kamuoyu 250 sayfanın daha çok küçük bir parçasını merak ediyorsa; birileri de oturup acaba diğer kısımdakileri okumak neden bu insanları o kadar bir araya getiriyor diyerek düşünsün.

İnsanlar yapılan açıklamalara kulak asmıyor adeta. Düşündükleri bugün kendi yenen haklarınının sebebini bilmek değil. Düşünebiliyor musunuz? Hakkın yeniliyor ve benim düşüncemi kim savunuyor diyerek 4 kişilik küçük bir azınlığın peşinden gidiliyor.

Bundan büyük umut olmadığı gibi, kimileri içinde bundan büyük ayıp olmamalı.

kitap okurken uyuyakalmak

karakurum muallimi
Garip ve huzurlu bir uyku durumu.

Garip olması elinizde kitap olduğunu, okuduğunuz yeri uyuduğunuzda unutacak olmanızı bilmeniz ve hatırlayabilecek miyim düşüncelerine bürünmeniz.

Huzur kısmı bambaşka. Hani küçük bir şekerleme yapayım diye başınızı bir yere koyup yavaşça gevşersiniz ya, tam olarak öyle.

Hayatımda hiçbir zaman böyle yavaş yavaş, huzurlu bir şekilde uykuya daldığımı hatırlamam.

the dice man

karakurum muallimi
Zar adam


Amerikan yazar George Cockcroft'un Luke Rhinehart takma adıyla yazdığı 1971 çıkış tarihli roman.

Sıradan bir hayat yaşayan luke, bir gece masanın üzerinde bulunan zarın üstündeki sayıyı görmeden kendi kendine eğer bir ise alt komşuyla sevişeceğini söyler. Zarın üzerinde 1 vardır ve bundan sonra bütün seçimlerini zar atıp yaptığı kombinlerle belirler. Zarlar bir yerden sonra adeta tanrı rolü oynamaya başlar.


"arlar neye karar verecekti acaba? Her şeye karar verebilirlerdi.
Her şeye mi?
Her şeye.”


Eğlenceli, boş zaman kitabı. Değişik felsefi düşüncelere itiyor ama. Kaderi ve insanın kurallarla bütünleşik dünyasına isyan adeta.

tutunamayanlar

karakurum muallimi
Oğuz atay'ın 1972 çıkış tarihli ilk romanı.

Turgut özmen'in arkadaşı selim ışık intihar eder. Turgut selim'in hayata neden tutunamadığını anlamak için çabalar. Bu çabası içerisinde romanda kendi içinde değişen duygularını da keşfeder.

Hayatımda okuduğum rn sıkıcı kitaptır. Bundan sonra atay'ın hiçbir kitabını elime almadım. Ancak bir kez daha okumayı düşünüyorum sanırım.

judgment at nuremberg

karakurum muallimi
Nüremberg Duruşması

Stanley Kramer'in yönettiği 1961 çıkış tarihli, ABD yapımı film.

ii. Dünya savaşı sonunda, 4 nazi yanlısının mahkemede yargılanmasını konu alır.

Film üç saatten fazla sürüyor. Ancak hem ortak duygulara yaptığı atıflar hem de sinema çekim standartları arasında sinema tarihinin en iyileri arasında olmayı kesinlikle hak ediyor. Siyah beyaz olması ise olaya bambaşka bir boyut katmış durumda.

fırat tanış ile gelin tanış olalım

karakurum muallimi
Fırat tanış'ın tek kişilik sahne performansı.

Kendisi bir abdaldır. Küçük bir çocuğa hepimiz aynıyız, kavga gürültü etmemize gerek yok, hep beraber dünyanın sesini dinleyelim ve anlatalım şeklinde öğütler verir. Bunun için pir sultan abdal'dan, yunus emre'den, karacaoğlan'dan ve daha bir çok ozandan yaptığı alıntıları şarkılar eşliğinde söyler.

Kendisine dört kişilik bir orkestra eşlik eder.

Çok büyük konsantre gerektiren izlenime sahip. Zira izlerken birçok yerde fırat tanış'ın söylediklerini kaçırdım. Bu yüzden beğenip beğenmemek arasında gidip geldim. İkinci kez izlemek mecburiyetinde hissediyorum kendimi adeta.

iş bankası kültür yayınları türk edebiyatı klasikleri

karakurum muallimi
Türk edebiyatı klasiklerini yeniden ve sade dil ile yayınladıkları yeni yapıtları. Çok uygun fiyatlara ve renkli kapak sayfasına sahipler. Kaçırmamanız önerilir, çok güzel bir set oluşturabilirsiniz. Şuana kadar çıkanlar:


1- hüseyin rahmi gürpınar - kuyruklu yıldız altında bir izdivaç
2- hüseyin rahmi gürpınar - mürebbiye
3- hüseyin rahmi gürpınar - efsuncu baba
4- namık kemal - intibah
5- şinasi - şair evlenmesi
6- namık kemal - vatan yahut silistre
7- samipaşazade sezai - küçük şeyler
8- ahmet mithat efendi - felatun bey ile rakım efendi
9- şemseddin sami - taaşşuk-ı talat ve fitnat
10- halit ziya uşaklıgil - mai ve siyah
11- fatma aliye - refet
12- mizancı murad - turfanda mı yoksa turfa mı?
13- muallim naci - ömer'in çocukluğu
14- ahmet mithat efendi - dolaptan temaşa
15- hüseyin rahmi gürpınar - gulyabani
16- safveti ziya - salon köşelerinde
17- ahmet rasim - falaka
18- filibeli ahmet hilmi efendi - a'mak-ı hayal

fantastic beasts and where to find them

karakurum muallimi
Fantastik canavarlar nelerdir nerelerde bulunurlar:

Harry potter serisinin yazarı j.k.rowling'in 2001 yılında Newt scamander takma adıyla yayınladığı, harry Potter serisini destekleyici yan kitap.

İçerisinde fantastik canavarların nerde olduğu, nerede bulunacağı ve kimi özellikleri bölümler halinde verilmiştir.

Yine 2016 yılında senaryosunu j.k.rowling'in yazıp yönetmenliğini David Yates'in yaptığı, başrolünde Eddie Redmayne'nin Newt Scamander adıyla oynadığı beyazperde uyarlaması vardır.

Film 1920'lerde geçer. Newt fantastik canavarları çok seven ve onlar üzerinde araştırmalar yapan birisidir. Şehre zarar veren bir canavarı yakalaması gerekirken başına türlü olaylar gelir.

"Evet, Bay Kowalski. Şu anda yabancı bir yerdeler ve gezegendeki en tehlikeli yaratıklardan milyonlarcası onları kuşatmış durumda... İnsanlar. "

Ayrıca film harry Potter serisine oldukça fazla gönderme yapmakta. Eğer kısa sürede tüm seriyi bitirip sonlandırırlarsa harry Potter'den önce izlenilmesi tavsiye edilir.

ölümlü dünya

karakurum muallimi
yönetmenliğini Ali Atay'ın yaptığı başrollerinde Ahmet Mümtaz Taylan, Alper Kul, Sarp Apak, İrem Sak, Doğu Demirkol, Feyyaz Yiğit gibi tanınmış oyuncuların bulunduğu, 2018 çıkış tarihli komedi-aksiyon filmi.


8 kişiden oluşan aile görünüşte bir lokanta işletse de, asıl meslekleri kiralık katilliktir. Bir gün işlerini yaparlarken yanlış kişiyi öldürünce asıl kimlikleri ortaya çıkar. Bundan sonra bağlı oldukları birlik peşlerine düşünce yurdu terk etmeye çalışırlar.


"Ben nerede dayak yiyorum? Başka bir şehirde mi? Bir taneniz bana yardımcı olmadı. Bana paspasla adam öldürttünüz. Paspasla!"


Son yılların en iyi komedilerinden biri. Yalnızca 5-10 dakika şans verin, zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız.

öğretmen

karakurum muallimi
Öğreten, öğretici, muallim.

Özellikle ilkokul seviyesinde hayat kurtarıcı özelliğe sahipken, sahip olduğu kimi şeylerle de çokça eleştirilen kişilerdir. Örneğin kendilerini genel olarak öğretmen olup yeterince yetkin olmadıkları konusunda çokça eleştiri içerisinde bulurlar. Bunu da genel eğitimin sonuçları olarak gösterirler. Bu eksik yönleri milli eğitim bakanlığı öğretmenlere -tabii eksik olup olmadıkları bilinmeden, ölçmeksizin- kimi seminerler vererek halletmeye çalışırlar.

Ben de bir öğretmenim ve öğretmenleri çokça bilen bir kişi olarak, ki babam da bir öğretmendi, hatta parmakla gösterilirdi, toplumla kimi uyuşan, kimi çatışan eleştirilerde bulunacağım;

Öğretmenler gerçek anlamda çok yönlü görebilen ve bölünmüş dikkati kullanıp yönetmeyi başarabilem kişilerdir. 25-30 çocuğun hiç aynı anda oyun oynadığı bir ortamda bulundunuz mu? Ve onların tek sözünüzle tek bir yere odaklamaya çalıştınız mı? Bunları yaparken diğer taraftan hem bütün o öğrencileri aynı anda görmeye çalışıp -kaçmasınlar, kavga etmesinler, vb.- hem de şikayetlere yetişmeye çalıştınız mı?

Tamam hani şöyle ki, alıştıkça, çalıştıkça burada yetkinlik kazanılabilir, hak veririm. Peki, hiç bir çocuğa çıkarma işlemi öğretmeye kalkıştınız mı? Soyut olan matematiği, piaget'in teoremine göre somut işlemler döneminde olan o çocuklara somutlaştırarak anlatabildiniz mi?

Sizden hiç hem anne, hem baba, hem öğretmen, hem bakıcı, hem arkadaş,... Olmanız beklendi mi?

Genel olarak cehaletine katlanamadığınız ebeveynler ile cehaletlerini hoş görüp bir de onları eğitmeye çalıştınız mı?

Siz hiç, sürekli çabalamanıza rağmen, bütün ülkenin sizi eleştirmesini kaldırabilir misiniz?

Kimse okumayacak muhtemelen bu yazıyı ancak, benim ülkemin kurucu önderi, savaş için seferberlik olduğunda orduya eğitimin sürekli olması gerektiğini söyleyerek öğretmenleri almayan birisi. Ben başöğretmen'imin izindeyim, siz de kırmayın bizi.



altaysozluk.com/foto
2

ekşi sözlük'e had bildirmeye çalışmak

karakurum muallimi
Şimdi şöyle ki, eğer ekşi'de öğretmenlik ile ilgili yazılan ve çizilenlere bakarsanız, adeta çöp kovası fikirlerin dolandığını kolayca görebilirsiniz.

Öğretmenlerin tatilinden tutun, aldığı maaşa kadar neler yazılıp neler çizilmiş bir görmelisiniz ki, bunu yapanın bir troll'den ziyade çok daha büyük bir kitle tarafından onaylandığını fark edebilin.

Örneğin dün yaklaşık olarak şöyle bir yazı okudum orada; "bu öğretmenlerin boş zamanlarda kamu yararına iş yapmasını ciddi ciddi düşünmekteyim. Boş zamanlarında güvenlik görevlisi olsunlar bir yerlerde."

Hâlâ öğretmenlerle ilgili çok fazla konuşma var.

Tabii bu şekilde sözlük kapatılmalı mı? Elbette hayır. Ancak kimi yaptırımlar uygulanabilir, buna da kimse hayır demez sanırım. Zira ekşi ile gündemin değiştiğini çok gördük, ne firmalar kalktı özürler diledi orada yapılan şikayetler üzerine. Şimdi de kendileri için bunu uygun görüyorum.

Öğretmenliği de bu şekilde ayaklar altına alacak zihniyeti bu ülkenin insanına kim sundu çok merak ediyorum.

Daha kurulalı yüz yıl olmadı, hala eğitime muhtaçken bir de öğretmenlere atıp tutmak...

Son olarak:

Unutma, kubilay öğretmen'i, unutma!

72. cannes film festivali

karakurum muallimi
14-25 mayıs tarihleri arasında yapılan 72. Cannes film festivalidir.

The Dead Don't Die filminin galası ile başlamıştır.

Festival filmleri genelde uzun süreli ve bir yerden sonra can sıkıcı olabiliyor. Ancak bir şans verip izleyince gerçekten güzel zaman geçiriliyor. Oscar'dan ziyade Cannes seçkilerini izlemek çok daha güzel. Ancak son zamanlarda siyaset ve taciz olayları ile festivale bir gölge düşmedi de değil.

72. koğuş

karakurum muallimi
Orhan kemal'in 1954 yılında yayımlanan hikayesi.

Hapishanenin en pis koğuşunda bulunan ahmet kaptan'ın annesinden gelen para ile bir anda ağa olması, sonraları kadınlar koğuşundaki bir kadına aşık olup, varını yoğunu kaybetmesi anlatılır.

"Dışarıda kuvvetli şubat fırtınası aysız, yıldızsız karanlıkları soğuk soğuk döverken, 72. Koğuş'un tahtakurusu ezilmekten kan içinde kalmış duvarları mangaldaki kömür ateşinin marsık kokulu sıcağıyla yavaş yavaş ısınıyordu."


Kitabın 1987'de erdoğan tokatlı yönetmenliğinde, boşrolünde kadir inanır'ın, halil ergün'ün bulunduğu ve yine 2011'de yönetmenliğini murat Saraçoğlu'nun yapıp, başrolünde yavuz bingöl'ün kerem alışık'ın, hülya avşar 'on bulunduğu beyazperde uyarlamaları vardır.

kayı

karakurum muallimi
Prof. Dr. Ahmet şimşirgil'e ait kitap serisinin adı. 10 ciltden oluşan seride osmanlı devleti tarihi anlatılır.

KAYI-i Ertuğrul'un Ocağı
KAYI-ii Cihan Devleti
KAYI-iii Haremeyn Hizmetinde
KAYI-iv ufukların Padişahı: Kanuni
KAYI-v Kudret ve Azamet Yılları
KAYI-vi İmparatorluğun Zirvesi ve Dönüş
KAYI-vii Kutsal İttifaka Karşı
KAYI-viii Islahat, Darbe ve Devlet
KAYI-ix Sonun Başlangıcı
KAYI-x ii. Abdülhamid Han


Okuduğum en garip tarih kitaplarından biri. Efsanelerle, alıntılarla oldukça bezeli. Bir diyan yandan kaynakçası da oldukça zengin. Yine konuyu en ince ayrıntısına kadar anlatıyor.

Hani tarih kitabı mı yoksa hikaye mi bilemiyorum. Bir yandan yanlı bir anlatım görüyorsunuz, bir yandan da tarihe tanıklık ediyorsunuz. Ayrıca çok tatlı bir anlatımı var. Şuan ikinci kitaptayım, tavsiye ederim.

ratatouille

karakurum muallimi
Pixar tarafından yapılan 2007 çıkış tarihli animasyon film.

Farelerin arasında keskin burnu ile ün salan ratatuy'un en büyük hevesi yemek yapabilmektir. Yiyeceklerini aşırdıkları ev sahibi bir gün kendilerini farkederler ve kovalamaya başlar. Bütün fareler kaçmayı başarır. Ratatuy ise yanlış yola saparak onlardan uzaklaşır. Yolu bir restauranta çıkar. Burada temizlik yapan kişinin çorbayı mahvettiğini görünce müdahale eder ve yemek kariyerine başlar.


"Sen özgürsün. Bense senin hayal ettiğin kadar özgürüm."

bana kara diyen dilber

karakurum muallimi
Uçana kaçana türkü yakan Karacaoğlan'un harika şiiri;


Bana kara diyen dilber
Kaşların kara değil mi
Yüzümü güldüren gelin
Gözlerin kara değil mi

Güzel ben seni isterim
Seni koynumda beslerim
Yüzünü güzel göreyim
Zülüfün kara değil mi

Boyun uzun belin ince
Yanakların olmuş gonca
Salıversin kulunca
Beliğin kara değil mi

Utanırsın akar terin
Güzellikde yok benzerin
En sevgili makbul yerin
Saçların kara değil mi

Beni kara diye yerme
Mevlam yaratmış hor görme
Ela göze siyah sürme
Çekilir kara değil mi

Hint'den Yemen'den çekilir
İner Bağdat'a dökülür
Türlü taama ekilir
Biber de kara değil mi

Göllerde kuğular olur
Göğsü ak kara benlidir
Mısır'da çok zengin vardır
Kölesi kara değil mi

Pınara konan kuğunun
Kanadı beyaz çoğunun
Çöldeki Arap Beyinin
Çadırı kara değil mi

Her yoldan gelir geçerler
Aktan karayı seçerler
Ağalar beyler içerler
Kahve de kara değil mi

Evlerinde sular akar
Güzelleri göze bakar
Hublar yanağına sokar
Sümbül de kara değil mi

Karac'oğlan der maşallah
Birgün görünür inşallah
Kara donludur Beytullah
Örtüsü kara değil mi

the miserable mill

karakurum muallimi
Bitik orman :


Lemony snicket'in A Series Unfortunate Event serisinin 2000 yılında yayınlanan dördüncü kitabı.

Baudelaire öksüzleri yeni vasilerinin yanına gider. Bu kişi bir patrondur ve marangoz atölyesi vardır. Öksüzleri orada zor şartlar altında çalıştırır ve onlara sadece işçi gözüyle bakar.

Tabii kont olaf yine öksüzlerin peşindedir. Onları bu kez bir doktorun yardımıyla avlamaya çalışır. Bu doktor çocuklardan birine hipnoz yapar ve bir başkasını öldürtmeye çalışır.

The boss baby

karakurum muallimi
Patron bebek;

2017 çıkış tarihli animasyon film.

Tim evin tek çocuğudur. Bir sabah evlerine takım elbisesi ile bir bebek gelir ve bebeğin kardeşi olduğunu söylerler. Tim bebek ile anlaşmayı başaramaz.

Aslında bebek, bebek şirketinden görevlendirilmiştir. Dünyada bebeklerden ziyade yavru köpekler revaçtadır ve bu durumu düzeltmek için çalışır.


"Önemli olan nereden geldiği değil, seni nereye götüreceği."

ferdinand

karakurum muallimi
2017 çıkış tarihli, Munro Leaf'ın The Story of Ferdinand hikayesinden uyarlanan animasyon film.

Ferdinand bir boğadır. Devasa vücuduna rağmen Kavga etmeyi hiç sevmez. Çiçekleri koklamayı, dans etmeyi, manzara izlemeyi sever. Çiçek festivalinde ortalığı karıştırdığı için boğa yetiştirilen çiftliğe yollanır ve arenaya çıkmak zorunda kalır.


Bir tavuğu uçurmak için eğitmeye çalışır. Yaptığı platformun ucuna basıp tavuğu havaya yollar, tavuk gözden kaybolur. Çiftliğin köpeği kendisine kızar ve;

"Aferin, sonunda onu güneşe göndermeyi başardın!"

Sıkılmadan izlenebilecek bir animasyon.

çocuğuyla oyun oynayan anne

karakurum muallimi
Çok sevimli, çok tatlı bir olay.

Sınıfta ses geldi pencereden, kafamı çevirip baktım, sonra dalıp gitmişim öyle.

Bir anne, özel öğretim gören kızıyla oyun oynuyor. Kırklı yaşlarda, hepimizin gözünde canlanan standart tipte anadolu insanı. Kızının ellerinden tuttu, hadi dedi, kutu kutu pense şarkısını söylemeye başladı. Kızının adını söyledi, kız anlayamadı oyunu, sonra annesinin ellerinden tutup birlikte dönmeye başladılar.

Anne bir döndü, iki döndü, oyy başım döndü dedi, kahkaha bıraktı şöyle bir, sarıldı kızına, öptü yanaklarından.

Benim onları izleyip gülümsediğimi fark bile etmezken, aklıma annemin bizimle oynadığı oyunlar geldi, çocukluğum geçti şöyle bir...

Günümü güzelleştirdiler, sizinki de güzel olsun.

21 nisan 2019 kemal kılıçdaroğlu'nun saldırıya uğraması

karakurum muallimi
Nerdeyse Hiç aklı olmayan insanların yaptığı iş.

Niye attın şimdi o yumruğu? Ne oldu yani şehitler mi azaldı? Bildiğin terörizm bu? Hangi ideolojinin katılaşmış tarafı bu?

Erkeksiniz ya, adamsınız ya hani, gelin sizi gönüllü olarak alalım dağlara tepelere götürelim olmaz mı? Madem dövüşmeyi biliyorsunuz, ayan beyan bu ülkeye saldıranlar ile dövüşün? Yani ne yapalım şimdi ülkeye sınırdan saldıranlar varken girelim mi birbirimize?

Konuşmaya çalışmak o kadar saçma ki şu konu üstüne. Yemişim sizin milliyetçiliğinizi. tatlı su milliyetçileri.

YouTube'de o videoların altına bu olayı destekleyen insanları da tespit etsin şu savcılık, başka da bir şey istemiyorum şuan.

atatürk'ün gençliğe hitabesi

karakurum muallimi
Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet Halk Fırkasının II. Büyük Kongresi'nde, Nutuk adlı eserini meydana getiren konuşmasının sonunda 20 Ekim 1927 günü Türk gençliğine hitapla söylemiş olduğu metin.

Metin aynı zamanda nutuk adlı eserinin son sayfasına da eklenmiştir. Bugünlerde en çok okul sınıflarında ve okul kitaplarının ilk sayfalarında, çocuklara ve gençlere verilen önemin ne derece olduğunu göstermek için bulunur. Böylelikle gençler, bu ülke için önemli olduklarını, bu ülkenin onlar sayesinde yükseleceğini ve gelişeceğini anlayacaktır.


“Ey Türk gençliği!



Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.



Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî, bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!

Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.

Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-u-zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda, mevcuttur!"



Mustafa Kemal Atatürk

the wide window

karakurum muallimi
Uçuruma Bakan Pencere:

lemony snicket'in yazdığı, a series of unfortunate events serisinin 2000 yılında yayınlanan üçüncü kitabı.

Baudelaire yetimleri, Lachrymose Gölü'ne bakan bir evde yaşayan üçüncü koruyucusu Josephine Teyze ile birlikte yaşamaya gönderiir. Kadının gölde süşükler tarafından yenmiştir. Bu yüzden gölden çok korkar. Hatta nerdeyse her şeyden korkar; telefon, emlakçı, buzdolabı, ateş,...

Kont olaf ise yine rahat durmaz ve bu kez bir denizci kılığına girip josephino teyzeyi kandırır. Kadına daha sonra zorla bir yazı imzalatır ve kaçırır. Çocuklar teyzelerinin peşine düşer ve onu kurtarmaya çalışır.

Bu konuda başarılı olamazlar ancak kont olaf'ın foyasını ortaya çıkarırlar. Artık yeni vasilerine gönderilmek üzere yola çıkarlar.

"Sizinde bildiğinize eminim, masada kimse konuşmadığı zaman, yemek saatlerce sürüyormuş gibi gelir insana."

the reptile room

karakurum muallimi
Sürüngen odası;

lemony snicket'in yazdığı, a series of unfortunate events serisinin 1999 yılında yayınlanan ikinci kitabı.

Baudelaire yetimleri kont olaf'ın yaptığı kötülükler sonucu yeni vasilerine gönderilir. Bu vasi kont olaf'a göre oldukça yumuşak, iyi kalpli Montgomery Montgomery amcadır. Kendisi önemli bir bilim adamıdır ve ilgi alanı her türlü sürüngen olmak üzere özellikle yılanlardır.

Baudelaire öksüzleri burada çok mutludur. Ancak kont olaf'ta hala miras peşindedir. Bir şekilde eve girer ve Montgomery amcayı kandırır, kendisinin farklı bir insan olduğunu söyler. Foyası ortaya çıkmadan hemen önce, Montgomery amcayı öldürür.

Bileğindeki göz dövmesinden kendisinin kont olaf olduğu anlaşılsa da yakalanmadan kaçmayı başarır.

Çocuklar yeni vasilerine gönderilmek üzere yola çıkar.

"Kötü koşulların başka durumlarda keyifli olabilecek şeyleri berbat etme gibi bir yanı vardır."

the bad beginning

karakurum muallimi
Kötü günler başlarken;

Lemony snicket'in yazdığı, a series of unfortunate events serisinin 1999 yılında yayınlanan ilk kitabı.

Üç küçük çocuk violet, Klaus ve sunny ailesini bir yangında kaybeder. Ailelerinden kendilerine büyük bir miras kalır ancak bu mirası violet on sekiz yaşına gelene kadar kullanabileceklerdir. O yaşa gelene kadar yakın akrabaları kont olaf kendilerinin vasisi olacaktır.

Ancak kont olaf bu mirasa daha önce konmak ister. Çocuklara da oldukça kötü davranır. Hatta mirası ele geçirmek için violet ile bir tiyatro oyununda herkesten gizli olarak evlenmeye kalkışır.

Çocukların talihsiz serüvenleri başlamış olur.


"Bütün yaşamı boyunca yeterince kitap okuyarak her sorunu çözebileceğine inanmıştı."


Çocuk kitabı olsa da şöyle elinize alıp boş boş vakit geçirebileceğiniz -zira çöl da bir şey katmayacak içerik ve yapıda- ve hızlı hızlı okuyacağınız bir eser. Sevseniz de sevmeseniz de daha sonra geri kalan eserlerini okumayı kendinize yük edinebilirsiniz.

felatun bey ile rakım efendi

karakurum muallimi
Ahmet Mithat efendi'nin 1875 yılında yazdığı roman.

Yanlış batılılaşmayı biri züppe diğeri oturaklı iki genç üzerinden anlatır.

Züppe olan kişi felatun bey'dir. İsmi eflatun -Platon-'un türkçe halidir. Bilgisiyle caka satmaya çalışırken hep bir yerde yanlış yapar.


"Vallahi pek hoşuma gidiyor. Rakım sana doğrusunu söyleyeyim mi? Türklerin her hali Avrupa'nın her halinden iyi!"


Rakım efendi ise oturaklı, ahlaklı, dürüst, sevecen bir tiptir. Bu haliyle de herkes tarafından oldukça çok sevilir. Hatta o kadar büyük bir insandır ki, cariyesini zamanın koşullarına göre köle olarak değil, kardeş olarak görür ve değer verir.

Roman daha çok rakım'ın etrafında dönerken, öyle çok da büyük sürprizler yapan bir yanı yoktur. Sadece ahmet Mithat efendi'nin okuyucu ile sık sık sohbet etmesi değişik bir hava veriyor.

trt 2

karakurum muallimi
Trt'nin izlenebilirlik açısından ilk sıraya koyduğum kanalı.

Siyaset yok, kavga yok, yalakalık yok.

Salt kültür, müzik üzerine kurulu bir kanal. Gönlüm ferah olarak izlediğim tek TV kanalı.

Şuan altyazılı bir film yayınlanıyor.

Düşünebiliyor musunuz? Ekranda altyazılı sanatsal bir film var?

türk işi dondurma

karakurum muallimi
Yönetmenliğini can ulkay'ın yaptığı, başrolünde ali atay'ın, Erkan Kolçak Köstendil'in bulunduğu yaşanmış olduğu belirtilen 2019 çıkış yıllı uyarlama film.

Olay 1915 yılında Avustralya'da geçer. İki türk -biri dondurma satar, diğeri devesi ile parasını sağlar- osmanlının savaşa girdiğini duyar. Çanakkale savaşlarına katılmak için osmanlı'ya dönmek ister. Ancak İngilizler Avustralya'dan gönüllüleri aldığı için, bu iki kişinin ülkeden çıkışına izin verilmez. Çünkü Avustralyalı askerleri öldürmek için oradan gidecekleri anlaşılır.

İki kafadar madem gidemiyoruz, o zaman gidecek olanları engelleriz der ve gemi aktarmasına yetişecek olan treni durdurmaya karar verir. Bu uğurda canlarını vereceklerini bilirler ama treni de iki kişi kendilerini olduğundan fazla göstererek geciktirmeyi başarır.


"Çanakkale'yi geçemeyeceksiniz!
Sen de bunu göremeyeceksin!"


Vizyona gireli ne kadar oldu bilmiyorum. Ancak ekşi'de büyük bir biçimde eleştiriye tutulmuş film. Terör eylemi olan bu davranışı bu şekilde yücelterek verilmesine, hatta nereden şikayet ederiz bu filmi gibi sıradışı yorumlar ile hedef alınmış.

evet olay bir terör olayıyla çok örtüşüyor. Ama kimse kusura bakmasın, şeref yoksunları kalkıp taa okyanus aşarak İngiliz gazına gelip başka bir ülkeye saldırıyor. Duygusal olmayın, kendi ülkeniz gibi düşünmeyin, başka bir ülkeye saldırmışlar gibi düşünün. Buradan bile takdir edersiniz durumu.

Kendi ülkenize saldırdığını düşünürseniz zaten iyi yapmışlar dersiniz, kanınız bozuk değilse.

Gidin, izleyin. Beğenirseniz de gelip övmekten korkmayın burada.

stefan zweig'in çöküşü

karakurum muallimi
Avusturyalı yazar Stefan Zweig'ın ve son eşi olan -eskidrn sekreteri- lotte Altmann'ın Nazi Almanyası'ndan kaçıp, Brezilya'da sürgünde II. Dünya Savaşı'nın buhranına, ruhlarında uyandırdığı acıya dayanamayıp intihar edişlerini konu alan tiyatro oyunu.

Bu sıralar ankara cermodern'de oynanıyor.

Fırsatınız olduğu anda gidip izleyin derim. Yalnız tek sorun benim gibi lafanız Zweig hakkında biraz karışabilir.

Olsun. Gidin. Tiyatro iyidir.

intibah

karakurum muallimi
Namık kemal'in 1876 yılında yayımlanan romanı.

Türk edebiyatının ilk edebi romanı olarak kabul edilir.

Ali bey aklı başında, ahlaklı ve dürüst bir gençtir. Arkadaşları ile çamlıca'da gezerken bir arabanın içindeki kadına el işareti yapar. Arabadan karşılık gelir, ali bey ne denmek istendiğini anlamaz ve yaptığının kendisine yakışmadığını düşünerek üzülür. Ancak tekrar oraya gidip durumu düzeltmek ister. Birkaç gün sonra arabayı orada görür. Araba tenha bir yere giderken ali bey de takip eder.

Araba durur, içinden güzeller güzeli bir kadın iner. Kadın adının mehpeyker olduğunu söyler. O gün adama aşık olduğundan bahseder. Ali bey de kendisinin onunla evlenmek istediğini Söyler.

Aradan biraz zaman geçer, bir arkadaşının dayısı ali bey'in yanında Mehpeyker'in arabasına edepsizce haller takınıp sözler söyler. Ali bey kızar ve çıkışır, ardından oradan uzaklaşır. Adam ali bey'in arkadaşı ile konuşur, durumu anlar. Ali bey'in yanına gider ve sevdiği kadının aslında çok ünlü bir fahişe olduğunu söyler.

Ali bey inanamaz. Mehpeyker ile konuşur. Kadın doğrular. Ancak her türlü yılanlığını ortaya koyar ve ali bey'in sevdiğini, gözünün ondan başkasını görmediğini anlatarak onu kandırır. Ali bey de kabul eder.

Annesi ise oğlunun durumunda bir tuhaflık olduğunun farkına varır. Sorar soruşturur, sebepi anlar. Oğlunu bir fahişeye vermemek için eve cariye alır. Ali bey cariye'yi kabul etmez.

Sonraki buluşmalarından birinde mehpeyker eve çok geç saatte döner. Ali bey kendisini aldattığını söyler, hakaretler eder ve kadını terk eder.

Eve geldiğinde cariyesi dilaşub'u kabul eder. Ancak mehpeyker intikam almak için yanıp tutuşur. Ali bey kahvede otururken yanına birkaç adam sokulur. Dilaşub hakkında ileri geri konuşurlar ve ali bey'in kalbine kuşku ekerler. Ali bey eve gelip dilaşub'u döver. Kendisinin ait olduğu yere gitmesini söyler ve satar.

Dilaşub'u alan kişi mehpeyker olur. Kıza her türlü kötülüğü yapar. Ama yanına bir türlü erkek sokamaz.

Ali bey ise kendisini içki alemine, kadınlara vurur. Annesi kahrından ölür.

Mehpeyker hala intikamını alamamıştır. Ali bey'i öldürtmek için adam tutar. Bir evde yapılacak içki alemine davet eder. Pusu kurulur. Ancak dilaşub dayanamaz, ali bey'e her şeyi anlatır, kaçması için yardımcı olur. Ali bey kaçar, polise gider. Dilaşub ali bey'in geride kalan montunu giyer, halsizlikten olduğu yere çöker.

Kurulan pusu hala işleyecektir. Ali bey sanılıp dilaşub öldürülür. Eve polisler gelince herkes kaçışır. Mehpeyker gizli bir bölmeye girer. Ali bey dilaşub'un başında ağlamaya başlar. Mehpeyker olduğu yerden çıkar, ali bey'in kalbini iyice karartmak için sözler döker. Ali bey her şey senin yüzünden olur der, kadına saldırır. Son darbesinde dilaşub'u öldüren bıçağı kadının kafasına indirir. Polislere durumu anlatır ve teslim olur.


"Acaba insanın içini dışına çevirseler, vicdanı ile yalnız kaldığı zamanlar kurduğu hülyalar gözüne çirkin görünür mü?"


İnanılmaz bir eser. Gözümde o kadar kıymetli ki inanın anlatamam. O ruh hallerindeki değişmeler, ortamı betimlemek için girilen çabalar... Okuyun, çok tat alacaksınız.

selvi boylum al yazmalım

karakurum muallimi
Kırgız yazar cengiz aytmatov'un 1970 yayım tarihli romanı.

İlyas şosede çalışır. kamyonu ile arkadaş gibidir. Birgün çamura saplanır. Yanına gelen kişinin yüzünü görmez, onunla tartışmaya girişir. Tek kişilik tartışmadır bu çünkü adam cevap vermez. Sinirlenir, ayağa kalkar, adamın erkek değil kadın olduğunu görür ve ona aşık olur. Kadının adı asel'dir.

Zorlu bir zamandan sonra evlenirler. Çocukları olur. Bazı anlaşmazlıklar sonucu asel evi terk eder. Başka bir adamla yaşamaya başlar.

Daha sonra İlyas yağmurlu bir gecede kaza yapar. Adamın biri onu alıp evine götürür. Eşim ve oğlum diye tanıttığı kişiler aslında asel ve ilyas'ın oğlu samet'dir. Her üçü içinde zor zamanlar başlar.

"Sevgi neydi? Sevgi emekti."

Romanın yönetmen koltuğunda atıf yılmaz'ın, başrollerinde Türkan Şoray ve kadir inanır'ın olduğu yeşilçam uyarlaması da vardır.

kurtuluş savaşı'nda batı cephesi'nin iki yanı

karakurum muallimi
Kurtuluş savaşı'nın batı cephesi'nde Cevdet çaldağ'ın sakarya meydan muharebesi ile İbrahim Ethem tuncel'in başkomutanlık meydan muharebesi -büyük taarruz- savaşlarındaki anılarının birleştirildiği 2016 yayın tarihli anı kitabı.


"Terk etmiş olduğumuz mevzilere vardığımda şöyle bir manzara ile karşılaştım: Mensup bulunduğum taburun emir zabiti ile on erin orada gözlerinden süngülenmek suretiyle şehit edilmeleri bizleri son derece üzdü. Bunlar esir edildikten sonra süngülenmişler, işte yunanlı denilen medeniyet canavarlarının vahşeti; tüyler ürpertici bu manzara hiçbir düşmanda görülmemiştir."


Cevdet çaldağ'ın yazdığı kısımlarda gözyaşlarınıza hakim olamayabilirsiniz.

sarı zeybek

karakurum muallimi
1993 yılında can dündar'ın hazırlayıp sunduğu, 1994 yılında kitabının çıkarıldığı, mustafa kemal atatürk'ün sarı saçlarına ve zeybek oynamasına ithafen ismini alan belgesel.

Belgeselde gazi'nin son 300 gününde yaşadıkları olaya tanıklık edenlerin yazdığı veya anlattığı ağır hastalığı, zot şartları, bunlara rağmen ülkesi ve milleti adına yine de dik duruşu dramatik bir dille anlatılır.



"Onu özlüyorum...

Aslında o'nu hiç görmedim.
Yüz yüze gelmedim.

Ama o'nu tanıyorum.

Sesini cızırtılı bantlardan dinledim.
Hep siyah beyaz filmlerde gördüm yüzünü
Çelik bakışlarını şiirlerde okudum.

O'nu yaşıyorum.
.
.
O'nu arıyorum."


Belgesel hürriyet-kelebek gazetesi tarafından "1993'ün en başarılı belgeseli"ni; "orhan apaydın demokrasi ve barış vakfı 1994 ödülü"nü; "radyo ve televizyon muhabirleri derneği özel ödülü"nü almıştır.

Ayrıca zamanında ilk ve orta derece eğitim kurumlarında eğitim filmi olarak gösterilmiştir.

taaşşuk-ı talat ve fitnat

karakurum muallimi
Şemsettin sami'nin 1872 yılında hadika gazetesinde parça parça yayınlanmaya başlamış, daha sonra ilk basımı 1875 yılında yapılan hikaye.

Talat her gün okula giderken tütün aldığı dükkanların birinde cumbanın arkasında bir kız görür ve ona aşık olur. Kızın üvey babası kızı sürekli kontrol altında olsun diye evde tuttuğu için bir türlü kızla görüşemez. Kızı Sürekli gözetlediği için bir zaman sonra kızın iğne oyası yaptığını anlar. Bunu bir fırsata dönüştürmek ve kızla görüşmek için kadın kılığına girer ve kızın evine girmeyi başarır.

Adının fitnat olduğunu öğrendiği kız da aslında onu sevmiştir çoktan. Talat evlerinin önünden geçerken hep onu gözetler. Ragibe hanım adıyla yanına gelen kızın ise Talat olduğunu anlamaz ve rahibe hanımla iyi bir arkadaşlık kurup içini döker.


"...bir insan için sevdiği adam tarafından sevilmek, kendisini seven adamı sevmek... Ne büyük şey! Ne güzel şey!"


Çok tatlı bir hikaye. O zamanlarda böyle değişik bir konu bulmaları gerçekten çok hoşuma gitti. Talat kadın kılığına girince erkeklerin kendine laf atması, görenlerin "Allah sahibine bağışlasın, bu kızı alan yaşadı" gibi sözleri tatlı Tebessümler bıraktı. Kitabın Sonu biraz modern Romeo-juliet gibi bitmiş olsa da, kitap yine de dönemin sokak hayatını ve insan ilişkileri ile fikir dünyasını anlayabilmek adına hoş bir zaman makinesi görevi görmüş.

sevişmek

karakurum muallimi
Eskiden ne de güzel bir anlamı varmış. Türk klasiklerini okudukça sürekli gözüme geliyor, çok hoşuma gidiyor. Hani ten tene değmesinden ziyade, ruhların birbirine dokunması ele alınmış hep.

Şimdi birine "ben sevgilimle sevişiyorum." falan desen, "ahey ahey, karşıki dağlar cenderme!" tepkisini alırsın.

kuyruklu yıldız altında bir izdivaç

karakurum muallimi
Hüseyin rahmi gürpınar'ın 1910 yılında yayınlanan romanı.

Halley kuyrukluyıldızı her 75 senede olduğu gibi yine dünyanın çok yakınından geçer. Dönemin basın-yayını bunun kıyameti getireceği konusunda hemfikir olmuş, dönem insanlarını hayli korkutmuş ve heyecana boğmuştur.

Romanda bu korku ve heyecana değinmekle beraber, kalemde çalışan irfan galip'in insanları -özellikle kadınları- kuyrukluyıldızlar hakkında bilgilendirmeye çalışması, konferanslar düzenlemesi anlatılır. Birgün kalemde otururken kadının biri kendisine bir mektup getirir. Mektup, gündelik yaşamın dışına çıkmaya çalışan, toplum baskısı gördüğü için de erkek doğmadığına hayıflanan kimliği belirsiz bir kadından gelir. Kadın kuyrukluyıldız hakkında bilgi almaya çalışırken, kendisini hiç görmemiş olan irfan galip, mektuplarındaki üslubu ve bilgi birikiminin bir kadında fazlasıyla olmasına şaşırarak kendisine aşık olur.


Daha sonra bir şekilde evlenirler ve kadının peçesi kuyrukluyıldızın çarpacağı gece açılır.



"...Bedriye kızım kuyrukluyu Mebrure'ye pek methetme... Baksana bıyıklı mı diye soruyor. Erkek zannediyor. Şimdiki tazelerin gönülleri pek arsız... Belki seviverir... Aya güneşe aşık budalalar çok..."


İrfan ile kadının mektuplaşmaları biraz sıkıcı olsa da, konferansların bittiği bölümlerden sonraları oldukça tatlı bir şekilde ilerledi. Hatta, sonuç ve gelecek sahneler tahmin edilir olmasına rağmen yine de kitap oldukça hoştu. Dönemin İstanbul sokaklarını, bakış açılarını görmek için oldukça güzel bir kaynak.

18 mart 2019 misvak dergisi karikatürü

karakurum muallimi
seyit onbaşı'nın önünde bulunan top arabasını çanakkale kıyılarına doğru çevirmesi ile yapılmış karikatür.

Şimdi dergiye laf etsen, hakaret etsen sen suçlusun. Ama bugüne kadar böyle saçma sapan karikatürleri yapan derginin de düşünce özgürlüğü vardır.

Bu kadar tutarsız olaya sessiz kalanlarda garip.

Katliamı övdü diye ekşi sözlük yazarını tutukla, ama dergi hedef olarak türk toprağında yaşayanları gösterince sessiz kal.

Böyle de çelişki içindeyiz işte.

Edit büdüt;

Paylaşım ekşi'de tepede olunca dergi kaldırmış galiba. Ekran görüntüsü de almamıştım.

green book

karakurum muallimi
Yeşil rehber; yönetmenliğini Peter Farrel'in yaptığı, 2018 çıkış tarihli film. Gerçek bir olaydan esinlenmiştir.

En iyi film, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi özgün senaryo dallarında oscar ödülleri almıştır. Başrolünü yüzüklerin efendisi film serisinde aragorn'u canlandıran ve yine kaptan fantastik filminden tanıdığımız Danimarka asıllı oyuncu Viggo Mortensen ile true detective dizisinden tanıdığımız Mahershala Ali paylaşmıştır.


Film tony'nin bir kulüpte çalışması ile başlar. Kulüp tadilata girince işsiz kalır, para bulmak için türlü oyunlar yapar. Dr. Don Shirley Amerika turuna çıkar ve yanında şoför olarak tony'yi istediğini söyler. İkili hem birbirlerine yol arkadaşı olur hem de birbirlerine bir şeyler öğretmeye çalışır.

Tabii filmin konusu gitgide siyahi vatandaşlara yapılan ayrımcılıklara ve dünyanın o renk üstünlüğü zırvası etrafındaki faşist ve ırkçı düşüncelerin ne derece kötü sonuçlar ile insanlara yüklendiğini gösteren bir hal alır.

Geçen sene suyun sesi filmine verilen en iyi film ödülü benim için büyük bir hayalkırıklığı olmuştu. Bir heyecanla açıp izlemiştim ödüllü filmi. Bu sene de biraz çekingen bir tavırla izlemeye karar verdim ancak, önereceğim filmler arasında üstleri zorlayacak gibi duruyor. Pişman olmazsınız emin olun.


"Eğer yeterince bir siyah değilsem ve eğer yeterince bir beyaz değilsem, söyle tony, neyim ben?"

ertuğrul gazi

karakurum muallimi
önce pasinler'de bir müddet kalır. kardeşleriyle aralarında oluşan ihtilaftan dolayı, ayrılırlar ve kardeşi dündar ile 400 kadar çadır halkı ve seçme cengaver ile anadolu içlerine gelirler.

bilinmeyen bir yerde selçuklular ile moğollar arasındaki savaşa şahit olurlar. yenik durumdaki selçuklulara yardım edip moğolları püskürtürler. bunun üzerine selçuklu sultanı i.alaaddin keykubat, kendisine söğüt'ü kışlak, domaniç ve ermeni dağları'nı yaylak olarak verir.

1281'de, 93 yaşında ölür. söğüt'e gömülür.

bu arada şeyh edebali kendisinin akıl hocasıdır. oğluna da, "beni üz, edebali'yi üzme" demiştir.

mangala

karakurum muallimi
Bir kutudan taş alınır, daha sonra aynı kutuya da bir tane olmak üzere taşlar diğer kutulara tek tek bırakılarak devam edilir.

Ben taş alındığında o kutu boş bırakılarak devam edilir diye biliyordum.

Şimdi anlayamadığım şu, taşların alındığı kutuya tekrar neden taş bırakılıyor? Tek bir taş kalınca yerinde sekmez mi oyuncu?

Bir strateji oyunu.
1

dokuzuncu hariciye koğuşu

karakurum muallimi
Peyami safa'nın 1930 yılında yayımlanan otobiyografik eseri.

15 yaşında bir çocuk ayağındaki rahatsızlıktan dolayı yıllarca doktor doktor gezer. Son gittiğinde bacağının kesilmesi gerektiğini öğrenir. Bunun bunalımı ile başka doktorlara gitmeye karar verir. Takın akrabası paşa'nın evinde bir ay kadar kalacaktır. Bu sırada paşa'nın kızı 19 yaşındaki Nüzhet'e aşık olduğunu fark eder. Orada geçirdiği zaman diliminde ayağındaki rahatsızlık iyice büyür. Ameliyat edilip bacağın kesilmesindense kısalmasına razı olur. Kendisini dokuzuncu hariciye koğuşuna yatırırlar.


"Halbuki mesele çok basit: insan hastalanır ve ölür."

ömer'in çocukluğu

karakurum muallimi
Muallim naci'nin 1890 yılında yayımlanan hikayesi.

8 yaşındaki ömer'in dönemin İstanbul'unda başından geçen, birbirinden büyük oranlarla bağımsız hatıraları anlatılır.

Çok sıkıcı bir kitaptı. Sürekli sürekli olaydan olaya atlamış. Hani babasından bahsetmesi dışında öyle sürekli ve uzun süren bir anısı yok. Tek ele avuca sığan noktası dönemin İstanbul sokaklarına, coğrafyasına, yaşam tarzına az çok şahit olabilmek. Başka da pek bir büyüsü yok.


"Dünyada kimseye muhtaç olmamak kadar büyük bir mutluluk olamayacağına inandığından, işleriyle meşgul olmayı pek severdi."

zor

karakurum muallimi
Ray clements'in bir kitabı.

Okuyalı çok uzun zaman oldu, hatırladığım birkaç şey var; barda umutsuzca oturan bir adamın yanına adı "zor" olan bir cüce gelir. Kendisine evrenden, çi enerjisinden bahseder.

Net olarak hatırladığım anım ise şu;

Gece 2 falan, okuyorum kitabı. Bunlar yine barda. Zor tanrı ile ilgili şeyler anlatıyor falan. Bir ara yanındaki dönüp:

-peki tanrı nerede? Diyor. Zor'un cevabı;

-hala anlamadın mı? Ben tanrıyım.

Şimdi anlatınca pek bir büyüsü olmuyor haliyle. Lakin ben onu o an okurken baya içine düşmüşüm demek ki kitabın, elim Ayağım biranda birbirine girdi. Kapadım kitabı, üstüne başka kitaplar koydum gece açılıp sabah o sayfa gözükmesin, kafayı yemeyeyim diye. Swh swh.

Çok farklı şeyler hissedilen anlardan biriydi benim için.

the kite runner

karakurum muallimi
Uçurtma avcısı;

Afgan yazar Khaled Hosseini tarafından yazılmış, 2003 yayın tarihli roman.

Emir zengin bir adamın, hasan ise onların uşağının oğludur. Hasan emir'in sürekli destekçisi olurken, emir ona çok aldırmaz, şımarıkça davranır.

Daha sonra Sovyetler yüzünden topraklarından olurlar ve emir ile babası amerika'ya gider. Gün olupta geri dönmek zorunda kalan emir, hasan'ı n öldüğü haberini alır.

Hayatımda hiçbir kitabı sinirlenip bir kenara atmamıştım. Alacağın olsun halit hüseyin, alacağın.


"şimdi; mollalar ne derse desin, yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. o da hırsızlıktır. onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir. ne demek istediğimi anlıyor musun?“, “hayır, baba” dedim, anlamak için kendimi umutsuzca zorlayarak.
.
.
"bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun,” dedi baba. “karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. anlıyor musun?”
.
.
"çalmaktan daha büyük bir suç yoktur."

austerlitz muharebesi

karakurum muallimi
2 aralık 1805'de üç imparatorun savaşı'da denilen; Fransa imparatorluğu'na karşı Rusya ve Avusturya imparatorluklarının birleşerek savaştığı, napoleon savaşları'nın ilk muharebesi. austerlitz çek cumhuriyeti'nin moravya eyaletinde bir kasabadır.

fransa'nın komutanı ve imparatoru napoleon bonaparte, avusturya'nın ii. Franz -imparator-, rusya'nın ise i. Aleksandr -çar- ve mihail kutuzov'dur.

aralık 1804'de napolyon daha 35 yaşında iken imparator olur. ihtilalin izlerini hala taşıyan fransa'yı özellikle ekonomik yönden kalkındırarak adeta bir süper güç haline getirir. 1805 yazında italya ve almanya'nın büyük bir bölümünü kontrol altına alır.

bu sırada ingiltere, rusya ve avusturya birlik oluşturur. napolyon üç devlete karşı savaşmanın zor olacağını bilir. bu yüzden fransa'nın kuzeyinde boulogne'de, ingilizlere karşı bir birlik bekletir. ama avusturya tehdidine karşı bu birlikleri almanya'ya kaydırır.

bu sırada avusturyalılar ulm kentine konuşlanmışlardır. napolyon ingiltere'ye karşı oluşturduğu bu birliği kısa sürede ulm'a getirir ve avusturyalıları kuşatarak tamamen ele geçirir.

daha sonra hemen rus ve avusturya birleşik ordusunun üzerine gitmeye başlar. müttefikler olmutz kentinde iken, daha fazla dayanamayan fransızlar da, bu kente çok yakında bulunan austerlitz'de dinlenmeye çekilir. ruslar orduya ek olarak 40 bin asker takviye eder. napolyon ordusunun yarıdan çok daha fazlası ise yolda dağılır. sadece 75 bin askeri kalır. yorgun ordu ile napolyon olası bir rus saldırısında her şeyi kaybetmeye çok yakındır.

napolyon ordusunu üçe böler. bir bölümü iglau'ya, bir bölümü viyana'ya giderken, son bölüm austerlitz'de kalır. amacı diğer iki grubu savaş başladığı an haber yollayıp, tekrar savaş alanına sokmaktır. bu çok kritik bir taktiktir. zira ek kuvvetler erken gelirse, müttefikler olayı çözüp geri çekilebilir. eğer geç kalırsa, austerlitz'de bulunan ana kuvvet çoktan dağılmış ve savaşı kaybetmiş olabilir.

yine napolyon yüksek tepeleri bırakıp, ana kuvveti vadinin ortasına indirir. geleneksel savaş anlayışına göre, haliyle yüksek zeminden savaşı kontrol etmek daha kolaydır. bunu gören rus ve avusturya birlikleri kendi alanlarında yükseklere çekilirler. napolyon bu ana orduyu solda ve ortada yoğunlaştırır. bu ordular sabah sisinin yoğunluğu yüzünden hiçbir şekilde görünmez bir haldedir-burada napolyon ve adamları uzun süre araziyi kontrol eder-. bu birlikler daha sonra düşmanı ortadan yaracaktır. bunu ise kendi sağındaki oldukça küçük bir birlik sayesinde yapacak, bu birlik düşmanın dikkatini dağıtacak ve oraya yüklenmesine sebep olacaktır. haliyle bu birliğin büyük bir savunma ve direnç göstermesi gerekir.

müttefiklerin saldıracağını anlayan napolyon destek birliklerine haber yollar.

müttefikler saldırıya geçer. sağ küçük birliğe saldırır. 1 saat kadar direnen birlik neredeyse yok olmaya yüz tutar. tam bu sırada, 14 binlik bir destek kuvveti gelir. bunu gören müttefikler bu kısma tam 50 bin asker yığar ve o kısmı düşürmeye uğraşır.

bu sırada sis iyice ortalığı açar ve orta kanattaki birlikler tepeyi tutan müttefik ordusuna saldırmaya başlar. bu durum karşısında şaşkınlıktan ne yapacağını bilmeyen müttefikler sürekli saldırıya geçer. hatta öyle ki, özel muhafızları bile savaşa sürerler. ancak napolyon şaşırtıcı manevralar ile savaşı adeta söküp alır.

savaş sonunda fransa ordusunun sadece 1300 kaybı varken, müttefiklerin toplam 30 bin ölüsü ve yaralısı vardı.

savaş fransa'nın mutlak galibiyeti ile sonuçlanır.

satranç

karakurum muallimi
Oynadıkça geliştirilmesi bir yana, yenilince daha da hırs yaptıran masa oyunu.

Diğer masa oyunlarından 3-5 gömlek üstün olmasına rağmen, go'nun birkaç yüz gömlek altındadır.

Çok ciddiyim, go'yu bir deneyin. Satranç yanında çocuk oyunu olduğunu hissettirecektir.

açmaz

karakurum muallimi
Yerinden kaldırılınca kendi Şah'ını rakibin atağına açık bırakan bir figür veya bir Piyon'un durumunu anlatan deyimdir.

Yani, şah'ın önünde duran taş çekildiğinde rakibin hiç hamle yapmadan şah çekiyor olması. Bu yüzden ilk durumda o taş oynatılamaz.

vatan yahut silistre

karakurum muallimi
Namık kemal'in 1872 yayın tarihli tiyatro eseri.

Zekiye hanım ve İslam bey birbirlerine aşıktır. Tam rus savaşı patlak verdiğinde İslam bey Zekiye hanım'a gizlice vedaya gelir. Zor bir vedadan sonra yine gizlice evden çıkar. Ancak zekiye hanım kulak kabarttığında Sokağa çıkan İslam bey'in yoldaşlarına 'beni seven ardımdan gelir.' dediğini duyar. Bunu duyunca madem öyle ben de seviyorum der ve erkek kılığına girerek savaşa katılır.

Zekiye hanım kendini herkesten gizler. Ancak İslam bey yarı baygın bir halde de olsa onu tanır.

Daha sonra albay sıtkı düşman cephanesi patlatmak için gönüllüler arar. Vatan aşkıyla yanıp tutuşan islam bey bunu yapacağını söyler. Zekiye hanım'da diretir ve onun yanında gitmek için alır. Yanlarına bir kişi daha verilir. Onlar düşman cephesine sızdıkları sıralarda ise düşmanın geri çekildiği görülse de, İslam bey büyük bir cesaret gösterip verilen görevi fazlasıyla yerine getirir.

Kaleye döndüklerinde savaşı kazanmışlardır. Bu sırada Zekiye hanım kayıp babasının da albay olduğunu öğrenir.


İnanılmaz bir eser. Zamanında neden yasaklandığını okuyunca daha iyi anlıyor insan. Bu vatan sevgisi daha iyi anlatılamazdı sanırım.


"Aklında olsun, gönlümdeki sevginle vatan sevgisini yarıştırmaya kalkışma!"

das parfum

karakurum muallimi
Koku;

Alman yazar Patrick süskind'in 1985 yılında yayınlanmış romanı.

Jean-Baptiste Grenouille fransa'da doğar. En büyük özelliği keskin burnudur. Her maddenin kokusunu en derinine kadar algılayabilir. Öyle ki, birkaç kilometre uzaktaki köyden gelen konulardan tutun, bir kıyafete sinmiş olan her türlü kokuyu bile ayırt edebilir.

Ancak bu derin koklama yeteneği, kendisini dünyanın en iyi parfümünü yapmaya, bunun için De insanların kokularını damıtmaya yöneltir. Haliyle insanları öldürmek gerekir.

Eser 2006 yılında Perfume: The Story of a Murderer ismiyle beyaz perdeye uyarlanmıştır.

Kitabı filminden çok daha geniş kapsamlıdır. Ancak filmde de hayal sınırların ötesine geçilmiş, canlandırıcılığı kitaptan daha iyi yapılmıştır.


"Besbelli, şeytanla birlik olmuştu, tabii eğer şeytanın ta kendisi değildiyse."

şair evlenmesi

karakurum muallimi
İbrahim şinasi'nin ilk olarak 1860 yılında tercüman-ı ahval gazetesinde yayınlanan tiyatro eseri.

Müştak bey bir kadınla nikahlanmıştır. Ancak kendisine gelen kadın, nikahlandığını sandığı kadının ablası çıkar. Bu durumu düzeltmek için yakın arkadaşı bir kurnazlık yapar. Görücü usulün zararına farklı bir yönden bakılır.

Edebiyatımızda ilk tiyatro eseri ve noktalama işaretinin kullanıldığı ilk eser olarak kabul edilir.


"Sakine hanım değil mi ya? Miskinin adını bile sevmiyorum."
0 /