confessions

Acunay

çakırtunga - Toktamış yazar

  1. toplam giri 2320
  2. takipçi 32
  3. puan 54490

geriatri

Acunay
en başında sevmiyordum bu bölümü ama alıştım sonra.

her gün dekübit görmek insanı biraz garip yapsa da... her neyse ya.
alıştım ben bu yere. yaşlılarla konuşmayı da seviyorum ama onların öldüğünü görmeyi sevmiyorum. bakımlarını yapmak ve onların o hoşnut yüzlerini görmek beni mutlu ediyor.

ama şöyle bir sorun var... bize gelen hastaların hepsinde dekübit var. gerekli bakımlar uygulanıyor ama nereye kadar buna dur diyebiliriz ki?

yaşlılarımıza iyi bakalım.

enstrüman çalmak

Acunay
ağlarken yapılmaması gereken bir şeydir.

bu bi hata idi ama ben bu hataya aşığım.
duygularımı sözcükle anlatamadığım zaman ilk durağım notalar oluyor. ki... onlar fazlasını anlatıyor bence.

Altay sözlük yazarlarının karalama defteri

Acunay
başlıyor her şey en baştan.
genç yaşında gözlerimin önünde hayatı son bulan bir insan ve dışarıdaki çocuklarını bir başına bırakan bir başka hayat.

2 hastam vefat etti bugün.
birisinin çocuğuna haberi verdiğimizde ayaklarımın dibine yığılıp kaldı.
insan kaç yaşında olursa olsun, seveni ve sayanı olunca başına gelen her kötülüğe üzülürmüş insan.

her şey yolundaydı oysa ki, nasıl tersine döndü işler anlamıyorum.
bir daha, daha güçlü duracağım ölüme karşı.

enstrüman çalmak

Acunay
tırnakların kırılmasına ya da parmak uçlarının nasır tutmasına sebep olabilir.

ince olan tırnak yapım yüzünden her gitar çalışımda tırnaklarım ya kırılıyor ya da etinden ayrılıyor. parmak uçlarım da belli bir süreden sonra nasır tutmaya başlıyor. hey gidi acunay hey... ellerini sürekli yıkarsan derinin hassasllaşması gayet normal.

intihar düşünceleri

Acunay
düşünmemeye başladığım düşüncelerdir.

bu düşe kapılınca hemen bir kağıt kalem kapın ve içinizi kağıda dökün, hatta bunu günlük haline bile getirin. mutlu olduğunuz bir günde açıp okuyun. "vay anasını satayım ya... bu güzelim kendime neler çektirmeyi istemiş/düşünmüşüm ben." diyeceksiniz.

hayat güzel gençler, siz iyi ve mutlu olduğunuz sürece hayat güzel. hayatı güzel kılın.

Altay sözlük yazarlarının karalama defteri

Acunay
kaç gece kızım, kaç gece harap ettin?
kaç gündüze uyumadan uyandın?
kaç güne mutlu başladın?
kaç defa kendini düşündün?

her gece harap oldun.
her gün uyumadan uyandın.
her gün mutsuz başlangıçlar yaptın.
her defasında kendini düşünmedin.

ney değişti diyorsun değil mi? sen yetişiyorsun kızım, yetişiyorsun. hiçbir şey değişmiyor, sadece hayata yetişiyorsun.
kendine bir özür borçlusun. yaktığın, güzel olması gereken, günler için kendinden bir kere de olsa özür dilemelisin.

Altay sözlük yazarlarının karalama defteri

Acunay
hedeflenmişlerden kaçı ulaşılmayı bekliyor?

kaçı demek de olmaz ki... en önemli hedefine ulaşabildin mi? hıh, doğru soru bu ama cevap hayır.
bekliyorum, engellerin ve taşların hepsini temizleyene kadar sabrediyorum.

işte o hedefe ulaştığım gün... kazanan ben olacağım ve başarmış olacağım.

daima vazgeçmeyen ruhla savaşmaya!

esdemirei

Acunay
kim olduğunu hatırladığım yazar.

düşündüm, "kim yahu bu esdemirei, necidir?" şimdi hatırladım. ah benim unutkan kafam ah...

hoş sohbet, hoş bir yazar.
daim olasın.

günün şiiri

Acunay
sokak kavgası

Siz hiç kaybolmak için çıktığınız gece yolculuğunda,
Onun kapısına giden ayaklarınızla kavga ettiniz mi?
Tabanlarınızı hırsla yere vurdunuz mu?
Kapısının ziline uzanıp sonra vazgeçerek,
Defalarca tekrarladınız mı bunu?
Arkanızı dönüp kaçmak için sokağa daldığınızda,
Geriye bakmadığı için isyan ettiniz mi başınıza?
Sahi yaptınız mı bunları?
Gidip ile gelmek arasında yürüyüşleriniz zincirlendi mi?
Ah, bir de anılar sessizliğinde anılanlar;
Fotoğraflara dalıp, dokunarak dokunamamaya iç geçirdiğimiz...
Başınızı elleriniz arasına alıp,
Beyninize hücum eden uğultuları siz de mi def ettiniz?
Ben daha da ileri gidip,
Acaba'ları salladım elimle.
Yetmedi küfürler savurdum, tövbekar dilimle...
İçimde ne varsa kaldırıp attım hepsini,
Kıyı bucak süpürdüm.
Bir güzel yıkadım yüreğimi,
Sonra da duvarlarıma umutlar sürdüm.
Şimdi en kötüsünden daha iyiyim,
Gece yürüyüşlerimi bıraktım ama.
Çünkü bilirim ki uslanmaz deliyim,
Çıkarsam, yine başlarım sokak kavgama...

kurşunî

bu şiiri ezberime attım, ki... daha önce şiir konusunda unutkan olduğumu söylemiştim.

Altay sözlük yazarlarının karalama defteri

Acunay
çatlak dudaklarım hafifçe kan sızdırıyor.
gece kaç kabus gördüğümü hatırlamıyorum ama gördüğüm her şeyi kusmak istiyorum.

şimdilik bunu sallayalım ve bir türlü değiştiremediğim gitarım için gelir gider hesabı yapmalıyım.
yeni gitar istiyorum ama bu gitarı da satamam. o bana hediye, annemin hediyesi. onun emeğini başkalarına teslim edemem.

kendine muhalif

Acunay
kendisinde bir parça hüzün ve eski kalp kırıklarımı bulduğum yazar.

neden kendine muhalif, neden?
hayatın yoruculuğu yetmezmişcesine neden geçmişimde boğuluyorum?

seni "o" sanıyorum ve inan ki bu canımı yakıyor.
kendisine saygım ve sevgim hâlâ sonsuz.

sana da sonsuz kendine muhalif... sana da.

altay sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

Acunay
kendimi köpek gibi hissediyorum.
her ay aşılanıyorum ve her seferinde de olmayacak etkileri ile karşı karşıya geliyorum.
"aşı kartının bir örneğini sorumlu hekim ve hemşirelerine teslim etmen gerek, yoksa enfeksiyon kaptığında kimse sorumluluğunu üstlenmez." bunları diyerek hayatımı sikiyorsunuz.

ayrıca... sıra sana gelecek olursa.
gitarımı eskisinden çok daha iyi çalabiliyorum ve aldığım o 30 kiloyu da verdim. ben de, senin ananı sikeyim.
3

altay sözlük düşüş

Acunay
Birçok sebebi olabilecek düşüncedir. Kimisine göre düşüş, kimisine göre arınma da olabilir.

Bana göre arınma durumu.
"arınma derken kimden, neyden bahsediyordun acunay?" diyebilirsiniz, diyin de zaten.

Bana göre... Sözlükte harbi boş yapan yazarlardan arınma. Bu boşçulardan birisi olarak bunları gönlümün en içinden yazıyorum.

Çelişkili not: aslında, yazdıklarımı okuyup biraz düşününce... Sözlük düşüşü boşçulardan arınmadan kaynaklı mı pek de emin olamadım ama harmonia'nın yazdığı her şeye katılıyorum.

ızdırap

Acunay
Çeken kişinin kalbini yakan, ciğerini soldurtan, sesini titreten bir şeydir.

Alınan nefes bile zehir olurken yaşamaya nasıl devam ettiğinizi merak ederseniz.

Izdırap sizi yaşamaya devam ettirir. Hatta mecbur kılar.

zedprex

Acunay
Hiçbir işe yaramayan antidepresan.
Yan etkilerinin çoğunu yaşıyorum.
Titremeler, solunum ve nabzın hızlanması, ağız kuruluğu, eklem ağrıları, halüsinasyonlar ve daha birçok etki...

Daha önce oluşan halüsinasyonlarımı doktoruma anlattım ama o zamanlar nadiren olan bir şeydi bu. Aylar sonra ise yaşanan bazı olaylar veyahut duyduğum bir sözcükten sonra halüsinasyonlar artmaya başladı.
halüsinasyon gördüğümü anladığım an soğuk terlemeler ve kontrol altına alınmayan titremeler yaşıyorum. İnce bir üşüme ve hafif hafif uyuşmaya başlayan bir dudak ile uğraşmaya yeltenemeyecek kadar güçsüz kalırsınız ve kendinize gelmek için uzandığınız anda ruhunuz bedeninizi tekmeler ve dışarıya çıkmaya çalışır.

Böylece... Olduğunuzdan çok daha gergin, saldırgan ve takıntılı olursunuz.

altay sözlük

Acunay
Değerli-ydi.
Hala değerli mi? İşte orası muamma ama muamma olmayan bir şey var ki...

Uzaktan da olsa, bana abilik yapan o kişi!
Sanıyorum ki, bana söylediği şeyleri zamanında pek de iyi algılayamamışım. Geç oldu ama ben o söylenenleri şimdi anlıyorum.

altay sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

Acunay
Aynada gördüğüm bu yüzün, bu bedenin bana ait olduğunu sanmıyorum.
Solmuşum, çökmüşüm ama yerli yerinde duran bir tek şey var. O da... Gözlerimin içinde yanan o ateş.

Gözlerim hala kırmızıya çalan bir renge sahip, hala içi alev alev.
Bekliyor öylece, etrafına bakıp bekliyor.

Dünya umrumda mı? İnan ki hiç değil.

Altay sözlük yazarlarının karalama defteri

Acunay
Ağzımda kuru tütün tadı, elimde onlarca yara...

Kanlanmış gözlerle izliyorum göğü.
görüşüm bulanık ve yetersiz kalıyor, gözlüğüne tüküreyim. Bir gözüm var, onu da hakkıyla kullanmak için iki cama muhtaç olmak da saçma geliyor hani. Şeytan diyor ki "ayağının altına al da ez şu gözlüğü." ama bir diğer yanım da "nah yaparsın!".

Ameliyat gününü beklerken nereden çıktı ki şu orospu çocuğu kedi, başıma olmadık iş açtı.
Doktorla konuşacağım, lokal anestezi istemiyorum. Bir de işim gücüm yokmuş gibi deynekler ile yürümeye alışacağım.

Bende şans olsaydı amına koyayım... Neyse, şu şerefsiz kediye biraz tavuk haşlayıp vereyim.

Altay sözlük yazarlarının karalama defteri

Acunay
Sanıyorum ki... Hayra yorduğum her şeyin ardında bir şer beni bekliyor.
Neydi o öyle? Kabus desem kabus değil...

Kafamı başka şeyler ile doldurmalıyım. Mesela... Uyandığım andan uyuyakaldığım ana kadar kaç sayfa kitap okuyabilirim onu hesaplamalıyım. "Hırçın bir at nasıl uysallaştırılır?" buna dair daha çok yöntem bulmalıyım. Eğitimini aldığım yabancı dillerimi daha fazla geliştirmeliyim. Daha çok ders çalışmalıyım.

Çatının ucuna uzanıp mavi göğü daha çok izlemeliyim.

(04:19)

harmonia

Acunay
İnsanlar harmoniam... onlar beklemeye değmiyorlar.

Sana necip fazıl'ın beklenen şiiri'ni bırakıyorum.
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar?
1

Altay sözlük yazarlarının karalama defteri

Acunay
(00:30) İnsanların kötü olduğu bu dünya, hiçbir şey hak etmiyor.

(00:35) kendi içimde çelişkilerim var ama bunların haklı yere olduğunu düşünüyorum.

Bana iyi gelen tek şey, gönlümce, yazmak.
İnan ki, içimden geçenleri buraya bile dökemiyorum. Buna kalem ve kağıt yetecek gibi değil. Sözler? Onları herkes duymayı hak etmiyor.

18.08.2019 / 00:51

Altay sözlük yazarlarının karalama defteri

Acunay
İçimde hep bir boşluk var, dolduramadığım bir boşluk.
Hissedebildiğim tek şey bu boşluk. Başka bir şey hissedemiyorum.

Uzun bir süreden sonra bu gece uyandım, öfkeyle.
Yakıp yıkamadığım bu ev... Üstüme geliyor duvarlar. Sabaha kadar kafamda dönüp duran onca saçma şey huzurumu kaçırıyor.

Bir ilaca sığıntı olarak yaşamak istemiyorum.
Bir soruna bağlı olarak yaşamak istemiyorum.

anksiyete bozukluğu

Acunay
Sahip olan bireyin hayatını mahvedebilecek olan bir bozukluktur.

Uzun bir süre öfkemi kontrol edemediğimden yakınırdım, sürekli olarak kendime kızardım ama bunca zaman verdiğim bütün uğraşlar boşunaydı.
Son birkaç yıldır iyi bir doktora denk gelmek için sürekli araştırdım ve aradığımı buldum. Sorunların artması, kontrolün zorlaşması ve hayatımın yaşanmaz hale gelmesi bardağı taşıran son damla olunca aniden gelen anksiyete krizi ile soluğu bir psikiyatriatin karşısında aldım.
Devlet hastanesi psikiyatristleri için pek de hoş olmayan yorumlar alıyordum. Haliyle de zihnimin derinlerinde uzun ve sağlamca bir duvar oluşturmuş olduğumu fark ettim ama bahsi geçen son damla bütün duvarları yerle bir etti.

Uzun soluklu bir konuşma ve tekrar geçirilen kriz ile kesin tanıyı aldım ve "doktorun yazdığı ilacı kullanmayacaksın." gibisinden bir baskıyla karşılaşsam da kafama koyduğum şeyden geri durmayıp tedaviyi almaya başladım.

yavaş yavaş etkisini gösteren tedavi geceleri rahat uyumamı sağladı ve uykunun içinden kabuslarla uyanmamı engelledi.

Böyle bir bozukluğa sahip olduğum için mutlu muyum?
İnanın ki, hiç mutlu değilim ama üstesinden gelemeyeceğim şey de değil hani.

Altay sözlük yazarlarının karalama defteri

Acunay
kendimi uyuşturmak zorunda kaldığım her günün sabahından nefret ediyorum ama bunu yapmaktan başka da çarem olmadığını biliyorum.

kendimi tanıyorum, sorunun ney olduğunu da biliyorum.
deli miyim? hayır, sadece yeteri kadar sağlıklı bir psikolojiye sahip değilim.

beni bu hale getiren saygıdeğer
intikam günü yaklaşıyor.

altay sözlüğün pasifleşmeye başlaması

Acunay
ne hastag, ne de pasiflik değil gibisinden sözlerle alakası olan bir durum bu durum.

şöyle diyeyim;
sözlükte yazar oranı bir hayli az ve bu var olan yazarlar da birbirleri ile fazla samimi. bu samimiyetin pek de bir yararını görmedim. sadece insana fazlaca can sıkıntısı veriyor o kadar.
diyeceklerinizi biliyorum. "sen de çok samimisin. sen de can sıkıntısı veriyorsun. senden de bir yarar görmedim." işte bunlar bu yazıdan sonra bana atılacak olan mesajlar.

bir sözlükte aktif ve rahat bir şekilde yazmak için o sözlüğü bir grupta toplayıp da kaynaştırmak sanıyorum ki en büyük hata.
zamanında çeşitli sözlüklerde yer aldım, hâlâ alıyorum, ama hangi sözlüğün bilmem şu grubu varsa o gruptaki yazarlar pek de sözlüğe uğramazlar. zaman içerisinde grupta yazaralar arasında atışmalar oluyor ve bu da yazar etkileşimini azaltıyor.

daha önce altay sözlük telegram grubunda yer aldım ve dönen bir muhabbette herkes gruptan kaçarken ben suçlu çıktım.
öyle böyle diye diye, günleri ite kaka, bir kişi hatrına yazmaya devam ettim.

bazen, söylenen sözler oluyor.
işte o sözler insanı kırabiliyor, kırılma noktasında da hatır gönül işlemiyor. hiçbirimiz çocuk değiliz, sanal ortam bile olsa hakkımızda yazılan kötü veya olumsuz bir şey ister istemez kırılmamıza sebep olabiliyor. bunlar da hep aşırı samimiyetten ve ileri tanış olmadan geliyor.

bu saydıklarım sözlük etkileşiminde düşüşün sebeplerinden bazıları, bunların belki çok daha fazlası da var ama ben bildiklerimin bazılarını saydım, yazdım.
1

Altay sözlük yazarlarının karalama defteri

Acunay
insanlar kırar.
çok kırdım, haddimi aşarak hem de. kırdığım kadar da kırıldım ama kırdığım kadar şereflice kırılmadım.

piştim.
yanmadan piş dedi ama piştiğimin acısını piştiğimi anlayınca hissettim. daha önce belki de böyle yandığımı hissetmedim.

vicdansızdım.
vicdanım varmış ve azabını da çekiyorum. içimi söküp atasım var, öylesine sızlıyor ki vicdanım... aklıma her geldiğinde derin bir iç çekiyorum.

düşüncesizdim.
düşüncesiz olduğum kadar düşünülmüyorum. bu ilgi olan bir düşünülme değil, anlamak için bu hissi yaşamak gerek.

ıstırap çekiyorum.
boğazım düğüm düğüm her gün. kime ne diyeceğimi bilmiyorum ama olanlardan sıyrılmak istiyorum.

şimdi gidiyorum.
belki sen bilmeyeceksin ama ıslak kaldırımda elimdeki ahşap bavul ve sigaramla terk ediyorum bu kimsesi olmayan ama içinde birkaç kişisi olan şehri. içim yanıyor uzunca. kimin yüzünden yanıyorum? kendim yüzünden. senin yüzünden diyeceğim sandın, değil mi? sana kanan bendim. sen kandırdın, ben kandım. kanmayacaktım, sana kanmayacaktım.

özrümü diledim ondan, daha da özür dileyeceklerim var ve ben onlardan da özür dileyeceğim.
merak etme, birilerine yalvaracak birisi değilim.

sana haber ediyor muyum?
etmiyorum. zaten ben çoktan gitmiştim ama sen bunu anlamamıştın, ben de sana haberini etmemiştim.

şimdi anlar mısın gittiğimi?
belki ama bu pek de umrumda olmaz. olmasın da, olmasını istemiyorum.
ahşap bavulum ve ıslak kaldırım eşlik ediyor sigaram ve bana. gecenin karanlığında dumanıma sokak lambasının ışığı vuruyor.

bir gün olur da, yolda giderken elinde ahşap bavulu ve sigarası ile yürüyen bir meczup görürseniz bilin ki o benim.

Altay sözlük yazarlarının karalama defteri

Acunay
derdin sonu derman mıydı?
sikeyim o zaman öyle dermanı. derman istemiyorum, derman istemediğim gibi dert de istemiyorum.

boğazımda kuru bir ağrı ve vücudumdan akan ılık kan... her seferinde dönüp dolaşıp bu yola çıkmaktan çok sıkıldım.
gözlerim net görmüyor ve kulaklarım duymuyor. başımda keskin bir ağrı var, göğsüm ve sol kolum da yanarak acıyor, ılık bir süzülüş hissediyorum. gözlerim it gözü gibi kırmızı, sesim sessiz bir savaş gibi kısık ama her an yükselmeye müsait. dişlerimin dibimden kanlar sızıyor. çenemi kuvvetlice sıkışım başıma vuruyor, şakaklarımda büyük bir zonklama var.

tek korkum; hayatımı alt üst edecek bir hata yapamaya itiliyor oluşum.
sarhoş gibiyim, uzandığım yerden tavanın dönüp girdap oluşturduğunu görebiliyorum. dudaklarım ve yüzüm karıncalı, bacaklarım titriyor. bir tek dinlediğim şarkıyı duyuyorum.
Acıdan söz etme önce bi' dey
Acı seni düşlemek peyderpey
Benim adım Güney değil nefret
Hadi benim öfkemi zaptet, geçmişi katlet
Geri dönüp bakma! adın her neyse!
İki kaşın arasına kurşuna değsen!

saian her zaman iyi geliyor, şimdi de öyle ama bu sadece ruhuma iyi geliyor. ya yapacağım şeyler, onlara da iyi gelir mi? gelmez...

sayıyorum.
kaç bıçak olduğunu bir türlü aklımda tutamıyorum. kaç defa harman olduğumu da tutamıyorum.

nefesimin koktuğunu hissediyorum şimdi. ne kokuyor böyle?
yanık kokuyor nefesim, yaktığım şeyin tadını ciğerimde hissediyorum.

neydi ulen bizim mahalle torbacısının adı?
çocuk sınıf arkadaşımdı oysa, arkadaş dedik dedik bir hayrı dokunmadı, piç hep başımı derde sokuyor.

o kadar bağırış ve gürültüden sonra ne oldu şimdi?
gene aynı yola çıktım, oysa bu siktiğimin yoluna çıkmamak için çok direnmiştim. öyle direndim ki, çok direndim. direnmeye devam edicem, direnmeyi damarlarımda hissedicem.

yanlış başlığa entry girmek

Acunay
sabah yapılan krep ya da peşinizdeki polisler yüzünden olabilecek bir yanlışlıktır.

diyorum ben, krep yaptığım zaman hep polis düşer peşime. gene entrymi yanlış başlığa girmişim.

bir başlığa bakıyorum bir entryye, ne alaka lan diyorum ve sonra aklıma geliyor.
ben krep yerken peşime polisler takılmıştı.

bundan sonra şırdan yiyeceğim a q.
2

kıbrıs barış harekatı

Acunay
cesursan gel al demiştin.

türk'üz, cesuruz, geldik, aldık.


adadaki türkler'in uğradığı baskı ve zulme karşı durup, orrtadan kaldırmak için 20 temmuz 1974'te türk silahlı kuvvetlerince gerçekleştirilen kıbrıs barış harekatı'nın 45. yıl dönümüdür.

bu dönümde, şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

altaysozluk.com/foto

altaysozluk.com/foto

altaysozluk.com/foto

altaysozluk.com/foto

ben fero ve ezhel vs norm ender

Acunay
gerçek rapçi olan, rapin mc'si olan, kral olan norm ender'in tokatı bırakın sözleriyle alacağı versus-umsu.

ulan, böyle bir versusun varlığı bile komik.
amk, feri ve esshell kim ki kendilerini rapin kralıyla bir tutuyorlar. hele ki feri denilen yarı çıplak herif...

norm ender'in yargısını yemeyen yapma rapçi-msileri alt üst eden bir versus elbetteki.

youtube premium

Acunay
özelliklerini öğrendiğimde "ulan, bende olan youtube parasız ama ben bunların her birinden yararlanıyorum." dedim.

tabee, apk bir program lazım bunun için. onu da, sağ olsun, bir dostum halletti de para falan harcamadan güzel güzel kullanıyorum youtube hesabımı.

gülücük gülücük gülücük... milyon tane gülücük.

not: arka planda oynatma mevcut.

ulu ebeis'in esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolması

Acunay
esrarengiz bir şekilde olmayan, eski yazar ulu ebeis'in kendi rızası ile sözlükten gittiğini belirtmek istediğim durumdur.

geçen gece, sabaha doğru, ulu ebeis'i çevrimiçi gördüm.
hayret dedim, geri gelmiş. sonra bakınca hesabın hâlâ silik olduğunu da gördüm. kendisi bu konuyu öğrenince "kim giriyor benim hesabıma?" diye sordu bana ama verebilecek bir cevabım yoktu.

iyi insan-dı ulu ebeis ama son zamanlarda bana dehşet derece rahatsızlık veren şeyler yazıp çizmeye başlamıştı.
hâlâ seviyorum hayırsız iti.

pencere

Acunay
tual adlı türk pop-rock müzik grubuna ait şarkıdır.

severim bu şarkıyı.
uzun gecelerdir dinlemediğimi anladım bu gece, uykum kaçtı ve gene tavanı izliyorum.

buyrun, o güzel şarkıyı siz de dinleyin...

tual

Acunay
1995 yılında, izmir'de kurulan türk pop-rock müzik grubudur.

grup üyeleri;
Göksel Öncan, İskender Türsen, Sezi Çeşitli, Ertuğrul Perşembe ve Mahmut Perşembe'dir.

pencere şarkısı ile keşfim başladı ve uzun zamandır dinliyorum bu grubu.
şarkıları her daim güzel-di. ta ki son zamanlara kadar, sonradan bozduğunu düşünüyorum ve artık yaptıkları şeyin müzik oluo olmadığını anlamaya çalışıyorum. müzikse eğer diyorum, hangi türden?

tabii şöyle bir durum var, her ne kadar bir değişim yaşamış olsalar da dinlemekten geri durmuyorum.

pencere şarkısı çoğu yerde sen vaktinden çok sonra gelen olarak da bulabirsiniz.

siz yazmadıkça yazmayan arkadaş

Acunay
benim bu dediğim başlık.

insanlarla ne zaman iletişime geçsem sinirimi bozacak bir şey elbet oluyor ama bunun bazen çok daha üst seviyesine geliyorum.
telefonumu alalı daha 1 yıl bile olmadı ama gelin görün ki kasasında almadığı hasar yok.

yazıyorum, sohbetin en sonunda "ya aygız ayzit, şu şunun için şunu demiş." gibi dedikodular başlıyor ve "siktir ulan, işim gücüm yok kim kime ne demiş onu mu konuşup, düşüneceğim." diyip sinirden telefonu fırlatıyorum.

hatta bu durum arama için de geçerli. aranmadıkça aramam da.
ya bir yerleri yumruklarım ya da gene telefonu fırlatırım.

altay sözlük

Acunay
kısa bir süredir uzak kalmayı tercih ettiğim sözlük.

arada saçma sapan şeyler yazarım, kimsenin de sesi çıkmaz.
hatta bazen bunu öylesine abartırım ki... porno terimlerinden birkaçını başlık olarak açar ve ballandıra ballandıra yazarım. içimdeki ilginç seksist şeyleri dökerim, utanmam da bunları yazarken. hâlâ da utanmıyorum.

öyle böyle de, bir şey fark ediyorum. son zamanlarda ciddi anlamda saçmalamaya başlayan yazarlar görmeye başladım.
ya amk, sevmediğin yazar olur, olmaz demiyorum ama bunu dallandırıp budaklandırmanın ne manası var?

he!.. neden mi acunay değilim artık?
açık açık diyeyim; şahsım her zamanki gibi dinlenmeden yargılandı ve inat edip mahlasımı değiştirdim.

artık altay sözlük benim için sıradan bir sözlük.
ne kurganım olur, ne de otağım.

altay sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

Acunay
05:59

gün doğdu, soğuk rüzgar tenime tenime işliyor. kuşlar uykusundan uyanıp "cik cik" diyerek uçuyor. guguk kuşu... guguk kuşu o garip sesi çıkartıyor.

havada ince bir karaltı var, maviliğini kaybetmeden bir karanlığa bürünmüş gökyüzü. beton soğuk, gecenin bütün soğuğunu yemiş.
bazı insanlar işe gidiyor sanıyorum ki, ilk otobüs seferlerine yetişmeye çalışıyorlar. tatil olmasına rağmen çalışan insanlar... düzeninize sokayım.

sol kulağım ağrıyor ve gözlerim bulanık görüyor.
birçok şeyi tanıdığım için ayırt edebiliyorum, net göremesem de anlıyorum. sesler kulağımın içinde uğulduyor, fazlası ile rahatsız edici sesler var aslında.
bir tek gökyüzü net, bir tek dinlediğim şarkı sakinleştirici.

uzun uzun yazmak istiyorum sana ama yazamıyorum.
her şey bitti, yok oldu ama kalbimin olmasa da aklımın bir köşesinde hâlâ yaşıyorsun. belki defalarca aynı sokaklardan geçtik ama eminim ki ikimiz de birbirimizi görmedik. ben öyle etrafıma bakmıyorum eskisi gibi, seni o karşı kaldırımda gördüğüm günden beri etrafıma bakmıyorum. harbiden, ben o gün neden sana birkaç şey söylemek yerine arkamı döndüm? sen bana dikkatle bakarken ben beklemeye devam etmiştim, seni de hiç umursamamıştım. ben ilk defa o gün bir kişiyi umursamadım, umursamamak imkansız bir şeydi benim için ama mecburdum sanırım buna.

yanıma gelip öyle hiç konuşmadan bakışın varya... o gün, o an keşke diyip oradan yok olmayı dilemiştim.
neden mi yazdım bunu? o yaptığın şeyi unutamıyorum, hiç unutamıyorum. ya o anı rüyamda yaşıyorum ya da birisini sana benzetiyorum. cidden, her sabah sana benzeyen birisiyle aynı otobüse biniyorum. hoşnut değilim bundan, canımı sıkıyor.

sanıyorum ki senin için sözcüklerim son buluyor. sen bunu okuyamasan da ben bunu sana yazdım.

biçare

Acunay
saian sakulta salkım ve k"st'ye ait bir rap parçasıdır.

saian'ı ilk dinlediğim zamanlarda bu şarkı dehşet derecede hoşuma giderdi.
hem anarşist yanım kaynardı hem de saian'ın rapini beğeniyordum. hele ki, beat"ı çok hoşuma giderdi. şimdi o beatin bir benzerini duysam dehşet derecede rahatsız hissediyorum.

yediğim bir bokla şarkılarımı kirletmemeyi öğrendim ama bu şarkıdan kurtulamıyorum.

space cake

Acunay
biçare ve benenah'ı her dinleyişimde aklıma kötü anılarıyla gelen lanet şeydir.

şimdi aklıma geldi... yaşadığım o depresyon ve hastalıklı ruh hâli içimi paramparça ediyor.
bu mereti bir defa değil birçok kez yedim, her birini de kendi isteğim ile yedim.

şu an yer miyim?
yemem. o hastalıklı süreci bir daha yaşamak gibi bir isteğim yok.

edit: saian'ın çatı katı şarkısı da dahil.

türkçe rap

Acunay
bir zamandır türkçe rap dinliyorum.
yavaş yavaş kendi rap zevkimi de anlamış bulunmaktayım.

genel olarak raplerin hemen hepsini dinliyordum, en başında ama şimdi sadece belli başlısını dinliyorum.

tabii türkiye'de rap yapan herkesin çok da başarılı olduğunu söyleyemem, her ağzı laf yapan rap yapar olmuş.
türkçe rap'i öldüren bile var diyebilirim. türkçe rap'e sahip çıkılmalı.

mesela gazapizm denilen şu adam, bu adamın rapi bana çok boş geliyor.
saian sakulta salkım, bu benim için gerçek rapin tanrısı.

az bilinen görgü kuralları

Acunay
telefonu, arayan kişinin kapatması gibi olan görgü kurallarıdır.

ya da dışarıya bir yere davet edildiniz ve hesap ödeme zamanı geldi. işte o esnada hesabı davet eden kişi öder, davetli ise hesabın ödenmesini beklemelidir.
tabii bu günümüzde her zaman "ya parası yetmezse.", "ben kendi hesabımı öderim, herkes kendi hesabını ödesin." deniyor ama iş öyle değil işte.

kural bilerek hareket etmek çok başkadır.

bir de yürüyen merdiven ve merdiven kuralı var ki...
merdivenden sağdan inip sağdan çıkılır. sol taraf kullanılmaz.
yürüyen merdivende ise sağda durulur, kesinlikle solda durulmaz.

seri eksici

Acunay
altay sözlükte, son zamanlarda, varlığını gördüğüm kişidir.

ellerin dert görmesin brom, ne bok var da nötr olan bir yazıyı eksiliyorsun anlamıyorum.
ulan, tav oluyorum zaten böylesine. her sözlükte vardır işte bir tane.

çok takılma, takıldıkça kafayı yersin.

yemek yerken ağzını şapırdatan insan

Acunay
gazabıma uğrayacak olan insan-ımsı.
yemek yemenin belli bir kuralı vardır, yemek yeme adabı denir buna.

yemek yeme adabı biraz da olsa kişinin kendisine olan saygısını yansıtır.
kişi kendisine saygı duymuyorsa yemek yeme adabına da uymaz. yemek yeme adabına uymayanın başkasına saygılı olmasını da beklemem ama adamı adaba uymadığı için de perişan ederim.

bir ortamda ağzını şapırdatan varsa önce bakışlarım ile rahatsız ederim.
gözünün içine içine bakarım ve bakışlarımı da üstünden çekmem. illa ki, anın birinde bana bakacaktır ve bakışlarımın ne kadar nefret ve öfke dolu olduğunu görecektir.
bunu umursamıyorsa açık açık derim, "ağzını şapırdatmayı kes!" diye yüksek sesle uyarırım.

uyarı esnasında yaşanacak her türlü olaya göğsüm gergindir. bu benim için ölüm kalım meselesi olan bir konudur.

garip yemek alışkanlıkları

Acunay
yemeğe dair mi, yemek yenirken mi olduğunu tam olarak anlayamadığım alışkanlık başlığı ama ben yazacağım her birinden.

- biber dolma yapılmışsa asla yemem. dolmanın biberinden nefret ederim, içinden ayrı nefret ederim.
- yemek tuzsuz olmuş ise asla üstüne tuz atmam. tuzsuz tuzsuzdur, tuzlu tuzludur. yemek nasıl yapılmışsa öyle yerim. yemeğe sonradan bir şeyler eklemeyi, malzemesi eksik bulunursa, yemeği yapan kişiye hakaret gibi algılarım.
- yemek yenirken ne televizyon, ne şarkı, ne de telefon ile ilgilenilmesini severim. öyle bir ortam varsa da asla yemek yemem. yemekte telefon ile oynayan ya da televizyon izleyeni de açık açık rencide edebilirim.
- yemek yerken kimseyle konuşmam. kimsenin de konuşmasını istemem.
- yemek yerken kimsenin teması olmasın diye oturma düzenini arada epeu boşluk bırakarak yaparım. yemek yerken birisiyle temasım olunca, bütün midemi masaya boşaltabilirim.
- ağzı açık ya da ağzını şapırdatan insanlardan nefret ederim ve o an özür dileyerek yemeği terk ederim.

sanıyorum ki fazla pimpirikliyim.
ayrıca... yemek öncesi ve sonrasında herkesin elini ve yüzünü yıkadığından emin olmak zorundayım.

vosvos

Acunay
mali değeri epey fazla olabilen araçtır.

mahalleden bir abimizin; evleneceği zaman öyle çok lüks bir arabayı gelin arabası yapmak yerine vosvos'unu gelin arabası yapmıştı.
komşuların çoğu "ay bunlar bir de zengin olacak, şu arabaya bak. cimriler işte, hepsi böyle böyle zengin oluyorlar bunlar." diyorlardı.

bilmiyorlardı ki, iki çift vosvos klübünde tanışmıştı ve onların aşkının en büyük şahidi kendilerinden sonra gelen aşkları vosvos olsun istemişlerdi.
aileye yeni katılan birey ile vosvos'u kullanamamaya başladılar. neden kullanmıyorlar anlamadım ama vosvos aşklarının bittiğini de hiç sanmıyorum.

her ne kadar vosvos sevmesem de bir vosvos görsem ikisinin aşk dolu düğünü gelir aklıma.

alpha wolf

Acunay
geç yettim ama olsun yazarıdır.

hatırlıyor musun alpha wolf?
sana doğum gününün ne zaman olduğunu sormuştum da, sen "13 temmuz kanka." diyince "emin misin kanka?" demiştim ama o mesajı başkasına atayım derken sana atmıştım. sen de bana "neden, ne oldu?" demiştin.
heh... ben o gün o konuşmanın ekran görüntüsünü almıştım.

ad günün kutlu olsun kanka, her daim dirliğin yerinde olsun.

aklıma da gelmişken...
kaç yaşına geldin, evlen artık ya. ben hala olmak istiyorum, cünyır alpha wolflar'a "hadi sizi parka götüreyim len." demek istiyorum.

bu da benden ufak bir şey olsun...

altaysozluk.com/foto

yaz ortasında grip olmak

Acunay
bu sabah itibari ile yakalandığım durum.

gece arkadaşım kınasından gelirken gayet iyiydim ve enerji doluydum ama sabah uyanınca büyük bir baş ağrısı ve burun akıntısı ile uyandım, sesim de hafiften bir kalınlaşmış. kendi kafamı taşıyamıyorum.
duraktan geçen otobüslere aptal gibi bakıyorum, hatta beklediğim numaraya bile binyeme halim olmadığı için yerimden bile kalkmadım.

üşüyorum açıkçası, herkesin serinlemek için çeşitli yollara başvurduğu şu anda ben kollarımı okşuyorum üşümemek için.
yaz ortası böyle bir duruma düşmek çok kötü ve üstüne üstlük iğrenç.

altay sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

Acunay
olmaması gerekiyor ama ben 2 gündür staja geç kalmak için elimden geleni yapıyorum.
hiçbir zaman staja geç gittiğimi hatırlamam. geç gittiysem bile, bile isteye olmamıştır ama bu sefer bile isteye oluyor.

bağıra bağıra anlatmak istiyorum sokaklarda ama sesim çıkmıyor.
üniversitenin ilk günlerinde sınıfımızdan bir çocuk ile konuşuyordum, sonradan en yakın arkadaşım ile çıkmaya başladı. en yakın arkadaşım dediğim insan da bana "biz onunla sabah 5'lere kadar konuşuyorduk, elinde tutmayı bilecektin." demişti.
şimdi o çocukla aynı yerde ve aynı sınıfta staj yapıyoruz. inat olsun diye mi yapıyor bilmiyorum ama ya yakınıma ya da yanıma oturuyor.

staj yeni başladı ama ben tekrardan staj yeri arıyorum ve bu merkezden gitmek istiyorum. bugün müdür ve koordinatörümle konuşacağım, başka bir yere en hızlı geçişi nasıl yapabilirim onu konuşacağım.

umuyorum ki, kurul dilekçemi kabul eder. kabul etmezse, bu yaz burnumda gelecek demektir.

türkçü olmak ama atsızcı olmamak

Acunay
gayet normal ve olası bir şeydir.

he, ben atsızcı'yım ama atsızcı olmayana da lafım yok. hepimiz türkçü'yüz, sadece fikir babası olarak gördüğümüz insanlar farklı.
aydın ve aklı başında bir türkçü; kimi fikir babası edinirse edinsin, türkçü olan herkese karşı hoş ve en iyi şekilde yaklaşmalı.
kendi içimizde "sen türkçüsün ama oncusun." diyip de bir ayrım yaparsak büyük türk devletini, turan'ı, görme olasılığımız düşer.

bütün türkçüler bir olmalı, bir olup dev olmalı. dev olup yeri göğü titremeli.

isim verip rencide etmek istemiyorum

Acunay
hiç mi hiç kullanmadığım cümledir.

lafı evirip çevirmeden direkt söylerim, rencide de ederim gerekirse. hatta kafamı çok attırdıysa adı verilen ama rencide edilmek istenmeyen şahıs, hiç acımadan rezil bile ederim.

bu huyuma fazlası ile tav oluyorum ama bu konuma da getirilmeyi sevmiyorum.

love

Acunay
bir gasper noe başyapıtıdır.

electra rolünde; aomi muyock, murphy rolünde; karl glusman, omi rolünde; klara kristin yer almaktadır.

altaysozluk.com/foto
filmin müzikleri lawrence schulz'a aittir.

ffm ilişki denilen, female female male, ilişkinin insana verdiği haz ile birlikte getirdiği en büyük zararın oluşturduğu bir yıkım...
cinsel yaşamlarında renklilik arayan bir çiftin çok uçuk ilişkilere yönelimine tanık olabileceğiniz bu filmde ffm çok masum kalıyor ama... gelin görün ki, masum olarak nitelendirdiğim bu ilişki bir hayatın yıkımına sebep olurken yeni bir, mutsuz, ailenin oluşumuna sebebiyet veriyor.

electra ve murphy'nin komşuları olan omi; electra'nın, fazlası ile, ilgisini çekmiş ve onun hayalindeki kadın figürüne uymaktadır.
komşuları ile güzel vakit geçiren elecrta ve murphy başlarına gelecek olanlardan habersiz bir şekilde aralarına omi'yi de alarak yeni bir cinsel deneyim yaşamaya başlarlar. electra'nın yokluğunu fırsat nilen murphy, omi ile birlikte olur ve birliktelik esnasında kondom patlar. murphy omi ile olan birlikteliğinden electra'ya bahsetmez ama omi hamile kalınca bahsetmek zorunda kalır.

omi ile evlenme kararı alan murphy, electra'ya aşıktır fakat yediği o boktan ötürü de aşkından uzak durmak zorunda kalır.

electra; hayallerimi süsleyebilecek bir model, biraz daha etine dolgun olsa tam hayalim diyebilirim.
murphy; çirkin bir ucubenin teki. electra nasıl bu sümsüğe aşık oldu onu da hiç anlamıyorum ama gönül bu. ota da konuyor, boka da.
omi; kuru, cılız bir şey. güzel desem güzel değil, çirkin desem çirkin sıfatı yetersiz kalır.

filmin senaryosu yetersizdi elbette fakat... ses, müzik, görüntü kalitesine ve oyunculuklara asla laf edemem.
izlenmesi gereken ve izlenmeye değecek olan bir film. fazlası ile pornografik ve göz yorucu.

filmin epey tartışılan bir posteri var, onu buraya link olarak bırakacağım ama öncesinden sıkı bir uyarıda bulunayım.
bu poster pornografik sözünün içinden geçmiş bir poster, linke tıklamadan önce çok fazla kez düşünün, sonra linç yemek ya da entrym silinsin istemiyorum.

altaysozluk.com/foto
not: ortalık yerde açmayınız, yalnız olduğunuz ve sizi kimsenin görmeyeceği bir ortamda linke tıklayın.
http://img.over-blog-kiwi.com/1/44/39/87/20150425/ob_611fd3_love6.jpg

film bittiğinde ise murphy tek başına kalır, kendi ile hesaplaşır.

altaysozluk.com/foto

atatürk düşmanı değilim ama

Acunay
"... atatürk'ü de sevmem." diye devam eden bir cümledir.

çok böylesi kansız, kafanızı çevirdiğiniz her yerde böylesiyle denk gelirsiniz. bu hiç şaşmaz.

atatürk'e laf etmeye götü yemez ama atatürk'ün adını anmadan olmadık hakaretti ve lafı eder. sonra da "dişmin diğilim imi..." diye zırlar durur etrafta.

bilmez ki ona bu lafları etme hakkını bulması için bir özgürlük bırakan da atatürk.
hey yavrum hey, kimler kimler hâlâ oksijen almaya devam ediyor.

motorsiklet kullanmak

Acunay
dünya genelinde zor ama keyfine değilemeyecek olan eylemdir.

uzun zaman oldu sanırım, ne motosiklete biniyorum ne de sürüyorum.
damağımdaki o hoş tadı da gitmiyor ayrıca. bunu en kısa süre içinde tekrardan hissetmeliyim.

gerekli güvenliği almanız şiddetle tavsiye olunur.

gökyüzü

Acunay
şu an en güzel kıyafetini giymiş ve öylece duruyor tepenizde.
sizin tepenizde duruyor, benim ise karşımda.

yıldızlarını sayamıyorum kıyafetinde, çok kirli etraf. birçok kirli, parlak şey var sokağın koridorlarında. yıldızların güzelliğini esirgiyor benden bu pislikler.

hafif hafif gülümsüyor gökyüzü, bazı parıltılar saçıyor etrafına.

yağmurda yürü saçlarına karışsın gökyüzü

Acunay
bayram balcı'ya ait bir şiirdir.

yağmurda yürü saçlarına karışsın gökyüzü
kurumuş dere yataklarına aksın
yanlış hüzünleri yüzünün
tutuşsun teleklerin telaşlı adımlarında
bir çiğ buğusu kadar
hüzünlü bulut parçası: işte sevgin
avuçiçinde yanmamış kına tazeliği
yağmurda yürü saçların ıslanırken belki beni düşünürsün

danteline işlediğin yanlışlığında yağmurda yürü
bulutlar ve nemin buğusu. toprağın kokusu yaksın yüzünü
kurtulsun ellerin senden.. uçup gitssin rüzgar kuşları
sadece iki kocaman oluk olsun gözlerin
ve şairler yağmurda ağlanmaz deseler de
sen durma akıt kirpiklerini yüzüne

yağmurda yürü saçların ıslanırken belki beni düşünürsün
yaşanmamış bir duygunun burukluğudur bu
mayıs gülüşlü bir çocuğun
ak kağıttan yaptığı yelkenliler
yüzer yüreğinin süzgün göllerinde
ayrılıkların derin anlamıdır yüzündeki çizgiler
yağmurda yürü saçlarına karışsın gökyüzü

bir sigara içimi değil elbet ayrılık
yağmurda yürü açarken dağlarda gelincik
harman yerinde yüreğinin diner özlemi
boğulur bahar çığlıklarında aklını çıldırtan suskunluk
yağmurda yürü saçların ıslanırken beni düşünürsün

altay sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

Acunay
yarın büyük gün, son kontroller yapılacak ve her şey netleşecek.
gecenin bir köründe nefessiz bırakan, gün içinde defalarca kriz geçirip bayılmasına sebep olan o lanet şeye kesin bir ad verilecek.

okuduğum yazı veyahut gördüğüm bir sözcük saatlerce zihnimi meşgul ediyor artık.
sözlükler bu yüzden yormaya başladı. aslında yoran şey sözlük falan da değil hani. gazete olsun, gelen bir mesaj olsun, duyduğum bir söz olsun...

şanışer'in bir şarkısı var; 9 yıl öncesine mektup, orada şöyle bir söz geçiyor;
Selam dostum, 18 güzel bir yaş
Bu sene sürekli cool olmaya çalışacaksın
Ne olur gülümse; 1 yılın var
Seneye majör depresyonla tanışacaksın

.
.
.
işte, nasıl olduysa bu dönemi yaşıyorum. inanın ki hiçbir şey öyle umrumda değil artık.

onun kalbi kırılır mı, bu buna alınır mı, o bunu yanlış anlar mı?.. artık kendi içimde bu soruların cevaplarını aramıyorum. zaten bu soruları da sormuyorum kendime, soracak kadar da umursayan birisi değilim uzun zamandır.
hayat kısa, öylesine de sürpriz dolu ki... neyin ne zaman olacağını bilemiyorsunuz. gene geçecek, buna eminim ama o süre... o geçireceğim süre, beni şimdilik yakıp kavuran da bu.

ikitelli

Acunay
gece son dakikalarının tek odağı(!) olan istanbul ilinin, küçükçekmece ilçesine ait bir semtdir.

olaylar büyük gibi duruyordan öte, olaylar büyük.
vatandaş çileden çıkmış bir durumda. umarım olaylar kötü emellere alet edilip de farklı noktalara çekilmez.

vatandaş sokakta, polis olayları durdurmaya çalışıyor ve yine karşı karşıya gelen kişiler bu ülkenin evlatları.

tez vakitte suriyeli denilen orospu çocuklarından kurtulmamız gerekiyor.

şöyle bir durum var;
biz bu ülkede bu mahlukları istemediğimizi haykırdık, binlerce kez ama kimsenin umrunda olmadı. ya, geçeyim kibar olmayı... kimse bizi sikine bile takmadı.

siyasi ayağı geçelim artık, bu durum bildiğimiz olağan hâl almaya başladı ve türk milletinin sabrı kalmadı.

altay sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

Acunay
hırslarımız ne kadar artarsa o kadar küçülürüz.

azmetmek dediğimiz o şeyi her zaman hırslanmak ile karıştırıyoruz.

hırs; insanın aklını bürür, gözünü sonsuz bir karanlığa sarar. kötüdür elbette, çevresindekilere de zarar verir. hatta en fazla zararı çevresindeki insanlara verir.
azim; kesin bir karardır ve azimde mantık devrededir. kimseye zarar vermez, kişinin kendisine bile.

öyle işte durumlar.

izmir

Acunay
Acilen terk edilmesi gereken cehennem.

Hava tahmininde 36 derece falan deniyor ama yalan o arkadaşlar. Asfaltların eridiği yerlere şahit oldum.
Şu an yeni giyidiğim kıyafetlerim ıslak bir şekilde yürüyorum.
Göldesi bile yakarken teninizi, açık alanını siz düşünün.

Her yanım kıpkırmızı oldu sıcaktan zaten, üstüne nefes de alınmıyor bu sıcakta. Gözlerim yavaş yavaş başka renklerde görmeye başladı, hadi hayırlısı.

altay sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

Acunay
Yazım olmadı.
Olur mu bilmiyorum ama hiç yazı yaşamadığımı biliyorum.

Geceleri derin bir boşluğa düşüyorum. Elimden tutacak birisini bekliyorum, sıcaklığını ve sevgisini hissedebileceğim birisini arıyorum.

Neden geceleri?
Geceleri yaşarım ben. İnsanların dinlenmeye çekildiği saatler benim yaşam ve hayat ile bağ kurduğum zamandır geceler. Kendimi buluyorum karanlıkta, nefesimi hissediyor ve nefsimi dinliyorum.

Gözlerimi kapatınca bir şeyler arıyorum. Neyi aradığımı bir bilseniz, bir bilseniz onu aradığımı...

11.22.63

Acunay
Stephen king'e ait bir roman.
Tabii roman diyip geçmek pek doğru olmaz...

Gelecek kitap okuma seansı için bu kitabın dahil olmasını istiyorum. Hatta kitap çekilişte çıkana kadar dahil edilmesi dileğindeyim.

Kitabın pdfsi elimde mevcut, şöyle ulaşıp da okuyabilirsiniz;
https://yadi.sk/i/KGYhZAYgr4EU5

Edit: ayrıca diziye de çevrilmiş bu roman. Kitabın etkileyici kısımlarından ikisi bir kareye sığdırılmış da.

altaysozluk.com/foto

altay sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

Acunay
Dilime ne kadar hakim olurum bilmiyorum ama hakim olamayacağımı biliyorum, bu da bana yetiyor.

Geleceğime dair planlarım var, bunlar uzun bir zamana yayılmış bir plan ve ben bu sefer başarmaya çalışırken kimsenin bana engel ya da olumsuz etken olmasını istemiyorum. Buna izin vermeyeceğim.

Sadece, artık yaptığım şeylerde art niyet aramayın.
Emin olun ki, bu bana fazla fazla yetecek.

yaz mevsimi

Acunay
"Gelmiş ulan o malum mevsim." Dediğim mevsimdir.

Evet yazar dostlar, cırcır böcekleri ötmeye ve sokakları sesleri ile inletmeye başladı.
Cırcır böceği... bu hayvan ortaya çıkıp da ötmeden yaz mevsimi gelmiş sayılmaz benim için.

Bugün, 5 dakika önce, yaz mevsimi gelmiş bulunmakta.
Genel kitlenin tatil yaptığı bu yaz mevsiminde hem geleceğim için hem de stajım için uğraşacağım ve 2 ayımı da şehrimin bir ucundan bir ucuna gitmek ile harcayacağım.

Hasretle ve hevesle beklediğim yaz mevsimi,
Seni gene yaşayamayacağım. Beni affet...

gecenin şarkısı

Acunay
Birkaç gecenin şarkısıdır aslında.

Burdaysan hep kal benim ol.
Bu evde hazır yerin var.
Korkarsan yine kal benim ol.
İkimiz için yüreğim var.

Sanırım bu seni son defa görüşüm.
Ağustos sırılsıklam.
Eylülü sen nerden bilesin?

korku filmi izlemek

Acunay
Kedimi, bana, tokatlatma ihtiyacı oluşturan eylemdir.

Geçenlerde bir film izlemiştim, adı hayvan mezarlığı. Sırf oradaki kediden korktuğum için kendi kedimden de korkmaya başladım.

Aslında bu filmi izleyeli 1 ay oldu ama ben sürekli tedirginim, zaten ilginç bir kedim var. Bir de bu filmi izlemiş olmak beni deliye çeviriyor.

Uzunca bir süre kedimi görmek istemiyorum.

altay sözlük yönetimi

Acunay
İyi hoş olan ama entry editi esnasında içeriği talan eyleyen yönetimdir.

Entrylerim yanlış ya da hatalı ise jurnale edin ama editlemeyin sayın yönetim.
Bunu sizlerden rica ediyorum.

Genelde kendi entrylerimi kendim editlerim ki, bundan da gocunmam ama siz yapmayın bunu.
Zaten bir önceki entrymi editleyen de yanlış editlemiş ve mahvetmiş linkleri.

Beni bilen bilir yönetim, entrylerim benim için çok değerlidir. Hatta bunu yönetimden de bilenler var. O yüzden entrymde bir hata veya editlik bir şey var ise özel mesaj ile bana iletiniz. Ben gerekeni yaparım.
2

bir insan ne kadar sevebilir

Acunay
Günlerdir cevabını bulmak için heder olduğum soru.

Ne kadar sevebilir bir insan?
Bir şeyi geride bırakacak kadar mı, hayatını sonsuza kadar ona adayacak kadar mı ya da ömrüne son verecek kadar mı?

Sevgi için bir şeyi geride bırakmak;
Bu fedakarlık benim gözümde. Kişi buna değse de değmese de fedakarlık ve yüce bir erdem.

Sevgi için hayatın sonuna kadar birisine adanmak;
Bu karşılık bulduğu zaman değerlidir, karşılığı yoksa eğer acıdan ve ziyan olmaktan başka bir şey değildir.

Sevgi için ömrüne son vermek;
Bu sevgi için değil, bu sebebini bilmediğim bir şey içindir ve ben buna yazacak bir şeyim olduğunu sanmıyorum.

ekşi sözlük arca nickli yazarın entrysi

Acunay
Bir twitte gördüm aslında bu yazının devamını, sayfa sahibi olan kişi şunu yazmış; "belki trolldür diye yazan kişinin profilini inceleyeyim dedim..." ben de ilk başta bu entrynin sahte olduğunu düşünmüştüm ama sonra bu twitt ile denk geldim.

altaysozluk.com/foto
Hemen hemen insanın içini sızlatan bir hikayeye tanık oldum bu sayede.

Arca'nın profilini ben de inceledim, sanırım bu adam gerçek sevginin vücut bulmuş hali.
Üzerinde durduğum entry 2011 yılında yazılmış, aradan 3 yıl geçmiş ve o hâlâ eşinin yası ile yaşıyor. Bu da bana şu soruyu sorduruyor; bir insan ne kadar sevebilir?

Arca'nın acılarına bir dermanım yok ama onun için güzel dileklerim var. Umarım ki, hayatının geri kalanında mutlu olmayı başarırsın. Her ne olursa olsun mutlu ol dostum, eminim ki o da senin mutlu olmanı isterdi.

Söz konusu olan entry şudur;

altaysozluk.com/foto

Tabii bu entryden sonra en fazla iki entry yazılmış ve ikisi de bu entrye değinen entrylerdir.

Nowember rain şarkısı artık eskisi kadar sıradan bir şarkı olamayacak benim için ya da how i met your mother dizisi...

https://www.eksisozluk.com/entry/40708708
https://www.eksisozluk.com/entry/41737450

Edit: evlendiği ve mutlu olduğuna dair bir yazıya denk geldim. Umarım cidden mutludur.

huzur veren kokular

Acunay
Şimdilik belli başlı kokulardır.
Gelecek zamanlarda içlerine bir yenisinin ve en önemlisinin eklenmesini diliyorum ayrıca.

Yeni doğmuş bebek kokusu
Kabak yemeği(hangi yemek olduğu fark etmez, pişmiş kabak olsun yeter)
Yağmur kokusu
Yağmurun ıslatmış olduğu toprak kokusu

arapça tabelalar değiştirilecek

Acunay
"Bu karar alınmadan önce o kadar fırsat tanımayacaktınız." dedim bu karara.

Her türlü fırsatı sun, hatta senin ülkende kafa kesecek konuma getir sonra da tabela değişecek de. Sen önce o ikili oynayan karakterini değiştir derler adama da, laftan anlayana tabii.

altay sözlük yazarlarının itirafları

Acunay
Çok garip hissediyorum.

Her sorunumu yoluna koyuyorum ama bir yerde mutlaka açık kalıyor.
Alttan almayı öğreniyorum. Uzunca ve zorlu çabalarım karşılık veriyor benim için.
Sinirlenme oranım mı? O şu an sıfıra indi diyebilirim. Zaten bunun için çok çabaladım.

Ve... birçok şeyi kulak ardı etmeyi öğrendim. Söylenilen her şeyi duymuyorum ve bu o kadar iyi ki, bunu hep yapacağım.

Of... yazacak bir şey de gelmiyor içimden.
Uzunca bir süre buralarda pek olmayacağım, hedeflerim doğrultusunda ilerleyeceğim. Öyle çok vaktim de yok artık. Tek korkum, bu tempoya ayak uyduramamak ama başaracağım. Ben, kendime güveniyorum.

gecenin şiiri

Acunay
Cemal süreyya'nın fotoğraf şiiridir.

Bu şiiri okurken biraz düşünmek gerek; dizelerde bir hayat, bir ömür gizli olduğunu bilmek gerek.

Durakta üç kişi
Adam, kadın ve çocuk

Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elini tutmuş

Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel

Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel

kimse bizim sabrımızı sınamasın

Acunay
Bir siyasi söylemdi yanlış hatırlamıyorsam.

Gelin ve görün ki dostlar, ben bu lafı çok kullanmaya başladım ve harbiden sabrımın sınandığını sanıyorum. Sanmaktam öte, öyle zaten.

Birkaç haftadır çok sakin ve ılımlıyım, tabii bir de yapıcıyım.
Küfür de etmiyorum üstüne, öyle de düzgün konuşuyorum ki... beni tanıyan herkes "acunay, sana ne oldu kuzum? Eski halinden eser yok, başına bir şey geldiğinden şüpheleniyoruz. Eğer seni bu hale getiren bir madde kullanıyorsan bilelim." Diyorlar, yani eski halim ile yeni halim arasındaki bu farkı bir maddeye bağladılar.

Onlar da haklı, bu kadar sakin kalmam biraz zordu ama imkansız değildi.
En son sınavdan çıkarken kendimi tutup "kimse bizim sabrımız sınamasın ha!.." Demiştim, anlatmak istedim birden, çünkü, sınav cidden çok zordu ama benim ilk sınavım 100'dü ve sadece bunu diyip sustum.

Kimse bizim sabrımızı sınamasın ha!.. yoksa hiç hoş olmaz

aşkın kimyası

Acunay
Çözülemez bir bulmacadır.

Bırakın, çözülmesin de zaten. Aşk; kimyası çözülemeyince güzel ve özel.
Daha önce bir yerde okumuştum, bizlere aşkın kimyasını en iyi açıklayabilecek kişiler nörologlarmış.

Aman diyeyim ha, bu fikri nörologların aklına falan sokmayın da...
Çünkü; aşk kimyası çözülemeyince güzel.

Aşkın kimyasının çözülemeyince güzel olduğunu yazmış mıydım?

babalar günü

Acunay
Babalar günüdür işte.

Haziran ayının üçüncü pazarı kutlanıyormuş sanırım, umarım bu bilgi doğrudur.

"Benim için pek anlamı yok bu günün." diyordum, aslında öyle ama öyle de değil.
Nasıl anlatılır bilmem ki, yani garip bir duygu.

Geçen yıl, amcama bir hediye alıp babalar gününü kutladım. Annem neden bunu yaptığımı sorduğunda bana baba sevgisini yaşatan kişinin amcam olduğunu söyledim, öyle de. Benim saçımı bu güne kadar bir kişi okşayıp bana kızım diye sarıldı, o kişi de amcam.
Sanırım, bu yıl ona gitmeye cesaret edemiyorum. İnanır mısınız, bunları yazarken bile boğazım ağrıyor ve kendimi çok dolu hissediyorum.

Sizi seven ve yanınızda olan bir babanız varsa; ona sıkı sıkı sarılın ve kokusunu ciğerlerinize doldurun.

Gerçek babaların babalar günü kutlu olsun.

yks 2019

Acunay
Bitmiş olan sınavdır.

Evet yazar dostlar,
Sınav umduğumdan çok daha basit ve umduğum kadar da uzun sorular ile benzenmişti.

Eğer ki, geçen sınavda çalışmış olduğum kadar bu sınava da çalışmış olsaydım; ilk oturum için diyorum, fullemiştim. Gelin görün ki, acunay bu sınava hiç çalışmadan girdi ve ona rağmen sınav güzel geçti.

Tercih yapmayacağım tabii, sadece soruları görmek istedim ve sınav heyecanımı atlatıp atlatamadığımı anlamak istedim ki, biraz da olsa atlatabilmişim.

Umuyorum ki, herkesin hakkında hayırlısı olacak ve emek veren karşılığını alacak.

Editli not: hayatı kıtlama şekerli çay gibi yaşayın dostlarım. Anlayanların gözü yaşlı...

yks 2019

Acunay
Yaklaşmayı geçtim, geldi gelmekte olan diyor ve çanları çalıyorum...

Bir şey olacağından değilim hani. Maksat; soruları görmek. Yoksa öyle değil mi? Öyle öyle.

Hadi bakalım, mini ve diğer rakiplerime başarılar. Umarım hepsi hakkında hayırlısı olur.
Olmazda da sıkmayın canınızı, sizden bir tane var arkadaşlarım. Hayırlı sınavlar...

diktatörlerin en büyük ortak özelliği

Acunay
Türk Dil Kurumu'na göre diktatör, bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış kimseye denir.
Diktatör; dictatura sözcüğünden türemiş, yönetimde mutlak güç ve egemenliğin sahibi olan lider anlamına gelmektedir. Latince "emir veren" manasına gelir.

Bütün güç ve bütün yetki kimde ise o kişi diktatördür.
Tabii bir diktatör elindeki gücü iyi kullanamlıdır ki bir insana diktatör dendiği zaman akla "vahşi ve cani insan" sıfatı gelmesin.

Genel olarak diktatörler güç delisidir.
Bu değişmez bir gerçektir.

Oynamayı çok ama çok iyi bilirler.
(bkz:#56300) nolu girdideki gibidir durum. Bir oyundur aslında o söylenenler. Liderler asla bu türden laflar etmezler, onların jargonunda insanları korkutarak hüküm sürmek yoktur ama diktatörlerin hepsinde bu vardır.

Ben şimdilik bu kadarını yazayım, başlık boş kalırsa damlar damlar dururum artık.

Heee... benim kanımca diktatör ve liderler bir değildir. Buna imkan yoktur, çünkü; aralarında fark vardır. Herkes lider olamaz.

Suriyelilerin tsk'ya alınması

Acunay
Türk ordusuna yapılabilecek kötülüklerden sadece birisidir.

Türk ordusunun oyuncak olup olmadığını düşündürtüyor bu durumlar insana. Zamanında fetö'nün bütün adamlarını aldılar türk ordusunun içine de bütün ülkeyi askere düşman ediyorlardı.
Şimdi de suriyeli denilen itleri mi alacaklarmış?

Alsınlar tabii, kimi alacaklar başka. Siz yeterince siktiniz ülkeyi zaten, biraz da suriyeliler... hey ya, şu geldiğimiz günlere, düştüğümüz durumlara bak.

e-devlet soyağacı sorgulama

Acunay
İnanmadığım fakat sonrasında bilgilerinden emin olduğum sorgulamadır.

Aslında anne tarafımdan şüpheliydim, arap kökenli yahut kürt kökenli olduklarını düşünüyordum ama gelin görün ki... bizim dedeler öyle cengavermiş ki, kırım türk'ü mü dersiniz, tatar türk'ü mü dersiniz bilemem ama türk olan bütün devletlerden bir eş edinmişler ve genlerinin temellerini sağlam atmışlar.
Hatta bir nenemin kedisi öylesine güzelmiş ki, yıllar geçmiş olmasına rağmen köy o kediyi anlatır ve çok sevdiklerini belirtirler.

Asıl olay baba tarafımda imiş... rum bir nenemiz olduğu söylenirdi her zaman ama sorgulamada çıkmadı bu. biraz olsun içim rahatladı derken köyümüzün büyükleri, koca çınarları bu durumu onayladı ve dünyam başıma yıkıldı.
Resmi olarak görünen bir nenem var ki, çerkes imiş. Asıl şaşılan konu da bu ya, kimsenin çerkes bir neneden haberi yok. Bu bizim çerkes nenenin rum olduğunu ama kütüğe çerkes diye geçirildiği kanısındayız, çünkü; bizim, baba tarafındaki, kadınlarımızdan hiç ufak tefek olanımız yok. Hepimiz yarma gibiyiz. Dalyan gibi derler ya hani, öyleyiz. En ufak olanımız bile genele oranla dalyan.

Yani kesin doğru olmayabilir bu soy sorgulaması ama bazı konularda koca çınarlara danışıp bilgi alınınca gerçekliğine emin olabileceğiniz bazı durumlar olabilir.

altay sözlük yazarlarının itirafları

Acunay
Geçen seferki kitap okuma seansına katılamadım ya hani... aslında katılamadım değil, katılmadım.

Elektronik ortamdan kitap okumayı sevmiyorum, o yüzden de kitabı okumadım. Yani oğullar ve rencide ruhlar kitabını bilerek okumadım ama şöyle bir şey yaptım...
Gidip kitabı aldım ve şu anda kitabı okumaya başladım.

Gece kitap okumayı çok severdim, öylesine severdim ki... çoğu zaman o lezzeti alabilmek için uykumdan olup okula geç kaldığım ya da gidemediğim bile oldu.

Üniversite sınavına hazırlanmak ayağına kitap okumayı sadece okuldaki ders aralarına ve öğle arasına indirmiştim. Ne evdeyken, ne gece uyumadan önce kitap okudum. Gelin görün ki ben kitap okumayı bıraktıktan sonra akademik başarımda bir düşüş gözlemledim.
Bu gece birden kanım kaynadı ve koşa koşa odama gidip kitabı aldım ve okumaya başladım.

Şu an öyle garip hissediyorum ki, sanki hayatın en güzel lezzetine varmışım gibi mutluyum. Aslında öyle de. Kitap okumak bir var oluş belirtisi, her kitap yeni bir başlangıç ve hepsi de güzel başlangıçlar.

Biraz farklı bir kitap oğullar ve rencide ruhlar ama okumaya değer cinsten bir kitap.

Edit:

altaysozluk.com/foto
4

itfaiye lisesi

Acunay
İtfaiyecilik mesleğinin öğretilmesi için açılmış olan, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren, itfaiye teşkilatlarıyla protokol dahilinde çalışma yapan teknik liselerdir.

Liseye, itfaiye lisesinde okumaya, başladım.
460 puanla meslek lisesi okumaya karar verdim ve sağlık lisesinden itfaiye lisesine geçtim. 2 ay kalabildim orada, 2 ay sonra oraya ait olmadığımı savunan müdürümün yardımı ile naklimi başka bir liseye aldırdım

En sevdiğim ve her daim derse katıldığım ders motor meslek dersiydi.
Murat hoca bir kızın bu derste nasıl bu kadar başarılı olabileceğini anlamıyordu.

Tabii gittiğim yeni lisede meslek lisesinden geldiğim için biraz dışlandım ama sonrasında her şey yoluna girdi.

altay sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

Acunay
Gene geldim kapına başlık... Gene dökeceğim içimi.

neden içimi buraya döküyorum?
Beni dinleyen insanlara güvenmiyorum, onlara içimden geçeni bu kadar rahat anlatamam ama sana güveniyorum sözlük.

Sanıyorum ki, geçmeyecek olan acı yok.
Her acı elbet geçiyor ve biz o acıyı yaşarken "bu acı geçmez, ben geçerim bu hayattan ama bu acı geçmez." Diyoruz ama geçiyor be.
Mesela ben, "efsanevi bir aşk acısı" çekiyordum ve onu unutmak için kendime bir söz vermiştim. ben sözünü tutmaya fırsat kalmadan... her neyse.

Sanırım ayran gönüllüyüm.
Bu beni çok üzüyor sözlük.

altaysozluk.com/foto

1. sınıf emniyet müdürü

Acunay
2. Sınıf Emniyet Müdürünün üst rütbesidir ve şu görevlerde bulunabilir;
Daire Başkanı, Birinci Hukuk Müşaviri, İl Emniyet Müdürü, Polis Başmüfettişi, Öğretim Görevlisi, Merkez Emniyet Müdürü, Polis Moral Eğitim Merkezi Müdürü, Polis Akademisi Başkan Yardımcısı, Polis Amirleri Eğitimi Merkezi Müdürü, Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı, Teftiş Kurulu Grup Amiri, Emniyet Müşaviri, Polis Meslek Yüksek Okulu Müdürü, Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürü, Polis Eğitim Merkezi Müdürü, Uçuş Kıymetlendirme Kurulu Üyesi, Pilot.

2. sınıf emniyet müdürü

Acunay
3. Sınıf Emniyet Müdürünün üst rütbesidir ve şu görevlerde bulunabilir;
Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürü, Daire Başkan Yardımcısı, İl Emniyet Müdür Yardımcısı, Polis Müfettişi, Hukuk Müşaviri, İlçe Emniyet Müdürü, Polis Akademisi Bölüm Başkanı, Polis Amirleri Eğitimi Merkezi Müdür Yardımcısı, Polis Meslek Yüksek Okulu Müdür Yardımcısı, Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdür Yardımcısı, Polis Eğitim Merkezi Müdür Yardımcısı, Enstitü Sekreteri, Öğretim Görevlisi, Uçuş Kıymetlendirme Kurulu Üyesi, Havacılık Müdürü, Pilot.

polis memuru

Acunay
Emniyet Teşkilatında polisin en ast rütbesi “Polis Memuru” dur.

Polis Memurları “Polis Meslek Yüksek Okulu” undan veya Polis Meslek Eğitim Merkezinden mezun olurlar.
İlerleyen süreçlerde açılan sınavlar ile bir üst rütbeye aktarılabilirler.

Polis Memurları şu görevlerde bulunabilirler;
Büro Memuru, Ekip Memuru, Tim Memuru, Karakol Memuru, Nokta Memuru, Devriye Memuru, Koruma Memuru, Trafik Memuru, Telsiz Memuru, Memur.

emniyet genel müdürlüğü rütbe ve işaretleri

Acunay
Emniyet Genel Müdürlüğü resmi bir kurum olması nedeniyle kurum içerisinde hiyerarşi mevcuttur ve bu hiyerarşi kurumda rütbeler ile sağlanmaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 12 adet rütbe bulunmaktadır. Bu rütbeler şu şekildedir; Polis Memuru, Başpolis Memuru, Kıdemli Başpolis Memuru, Komiser Yardımcısı, Komiser, Başkomiser, Emniyet Amiri, 4. Sınıf Emniyet Müdürü, 3. Sınıf Emniyet Müdürü, 2. Sınıf Emniyet Müdürü, 1. Sınıf Emniyet Müdürü ve Emniyet Genel Müdürü'dür.

Rütbeler en alt kademeden en üst kademeye kadar belli kural ve kaidelere göre alınmaktadır. Bu rütbelerin kendine özgü bir yönetmeliği bulunmakta ve ona göre verilmektedir.

(bkz:Polis Memuru)
(bkz:Başpolis Memuru)
(bkz:Kıdemli Başpolis Memuru)
(bkz:Komiser Yardımcısı)
(bkz:Komiser)
(bkz:Başkomiser)
(bkz:Emniyet Amiri)
(bkz:4. Sınıf Emniyet Müdürü)
(bkz:3. Sınıf Emniyet Müdürü)
(bkz:2. Sınıf Emniyet Müdürü)
(bkz:1. Sınıf Emniyet Müdürü)
(bkz:Emniyet Genel Müdürü)

https://polisnoktasi.com/emniyet-genel-mudurlugu-rutbeler/

kaygı

Acunay
Birkaç gecedir yoğunluğunu arttıran ve beni kendime sığdıramayan duygudur.

Uzun zamandır kaygılarım vardı, tabii bunlar o zaman az ve pek umursanmayacak cinstendi.
Dediğim gibi; birkaç gecedir, duygu yoğunluğundan sanırım, kaygılarım daha da artıyor ve ben bir şekilde kendimi kontrol edemiyorum. Buna en sonunda bir çözüm buldum.

Koşmak.
Gecenin kaçı olursa olsun, farketmez bana, çıkar sokakta koşarım. Herkesin kaygı duyduğu o karanlık caddeleri ben koşarak geçerim ki, bunu atlatabileyim.
Atlatabiliyor muyum?
Sanırım, biraz, atlatıyorum.

İçimdeki kaygıdan kaçarcasına koşuyorum fakat o kaygı benim içimde, benimle beraber koşuyor. Ne oluyor bilmiyorum ama en sonunda yok oluyor.

Şimdilik her şey yolunda ama gelecekte ne olur bilemem.

kıpçak bey

Acunay
"Paşam, senin ad günün mü ulan?" Dediğim, paşam olan yazar.

Eğer ki öyle ve ad günün ise ad günün kut bula tombik kurtun paşası.

İyi ki senin gibi bir paşam var, yoksa kime çatar bulaşır da vakit geçirirdim ben.
2

boztorgay

Acunay
Saygı sınırlarını aşan ve diline mukayet olamayan bir yazar-ımsı idi.

Geriye gelir de yazar mı?
Hiç sanmam, sonuçta sözlüğü alıp başımıza çalışacağımız için... kendisi de kendi mefkuresi ile haşır neşir.

Sanıyorum ki, benim bunları dememde ve canımı sıkan birkaç durumun yaşanmasında payı fazlaca büyük. Umuyorum ki bu konuda yanılıyorumdur...

Geriye gelse de kendisi hakkındaki fikirlerim pek değişmeyecek, çünkü; kendisi artık benim neznimde çatışmaya yol açan birisi.
3

günün şiiri

Acunay
Şükrü erbaş'ın ÖMÜR HANIMLA GÜZ KONUŞMALARI şiiri tabii.

Evet, ömür hanım...
İçimddeki bu duyguyu nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum. Bilmemektem öte farklı hissediyorum.

Sanırım değişiyor her şey ömür hanım...

...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn-
cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir
keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür
hanım?


Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı
görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi gör-
meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz dü-
şünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir
anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa
başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tut-
mak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların
sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
olur tükenmek değil de?


Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gi-
diyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar ka-
tından?


Dönelim...Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü
kabuklarına sığınmaktır...Olsun dönelim biz yine de. Bi-
lincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın
görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dö-
nelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım.
Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük
avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
binlerce engeli yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik
bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi
öğrendik böylece.

Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür hanım.
Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
yükler aldığı zamanın derin denizlerine. Bakıyorum umut
karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka
ne ki? Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi
içine alan kocaman bir yanılsama... Değil mi yoksa?


Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim,
özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni
oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım
eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi
avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir
yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice
eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va-
rolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...


Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...Bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir
Ömür hanım?


Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni
konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben,
kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...Yalnızım
Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi ka-
ranlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...Sularım
toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş
saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem
hangi gözle?


Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok ko-
nuşuyorlar ki...Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden
mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini
bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü
yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...Kimsenin kimseyi
anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri ko-
nuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor
muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya...



Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. Kurşun
aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. Sessizlik
sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü,
iç zenginliği verir insana. Dünyanın usul usul ağaran o
puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin
akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. Anlık
izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü,
kalıcı ömürlüdür...Alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi,
bizi değişmek çirkinleştirir de.


Kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir
adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz
olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. İstemenin kuralı
yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek ya-
şamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız,
ne yerinde ne yersiz...


Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir par-
çamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hü-
nerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı
kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...Kıyılarımız duy-
gularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir;
ufuklarımızsa sisler içinde...O kıyısız gökyüzü nasıl sığar
küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pen-
cereye...Nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? Ve nedir
ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir
içimize. Çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
bu ezbere yaşamla.


Dünya bir testidir, de, Ömür hanım, ömür bir su...Sızar
iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir
yudum mutluluk için. Ve bir gün ölümün balkonundan...
dökülür toprağa el içi kadar bir su. Yerde birkaç damla
nem, bir avuç ıslaklık...Ölümü bilerek nasıl yaşar insan,
geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
acıların anasıdır, de...


Sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. Değişik şeyler
söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. Yıldım ömrümün ka-
lıplarından. Beni duy ve anla.


Yağmur dindi Ömür hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi
yine. Doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. Umudun
ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi
atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi-beyaz mıdır,
kurşuni-külrengi mi yoksa?


Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım, gözlerimle değil
dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşı-
maktan. Delilik mi dedin? Kim bilir...Belki de yerde sü-
rünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir
aykırı olmak duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim
değil mi? Kim ne diyebilir ki?


Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kı-
rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
ve dağınıklığı ile... Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.


Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak
yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir
at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın so-
kaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk,
yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş
umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım?

Ankara, Güz/1983

yaz mevsiminin kötü yanları

Acunay
"Bakın, ben bu başlığa gelip yaz mevsimini yerenleri yerecek ve yaz mevsimini övecektim ama işler umduğumdan çok daha ters gitti." Başlığıdır.

Finaller geldi çattı, birçok kişi tatile giderken ben finallerime yetişmeye çalışıyorum.
Ulan! hangi akıl buna hizmet eder, hangi akıl kalkar da kuş uçmaz kervan geçmez bir yere bina diker ve oraya öğrencilerini final için yollar?
Hadi yolladın. Neden üniversite içindeki ring sistemini oraya da dahil etmezsin?

Onca yolu yürüdüğüme pişman oluşumu bırakın, evden çıktığıma pişman oldum.
Güzelce giyindim, saçlarımı yaptım ve çıktım evden. İki adım belki attım, belki atmadım, bilemiyorum. Ter kulağımı arkasından enseme doğru indi. "Hadi..." dedim ettim ama şu an o güzelim acunay'dan geriye kalan tek şey 'ekşi ekşi kokan bir acunay' kaldı.

Yaz mevsiminin en kötü yanı da bu sanırım, havanın dehşet sıcak olması.

hava astsubay meslek yüksek okulu

Acunay
Hava Astsubay Meslek Yüksek Okulundaki Askeri Eğitimlerde; Askeri Liderlik Eğitimi, Emniyet Eğitimi ile Atış Eğitimleri verilmektedir.

Askeri Eğitimler kapsamında;

- Yanaşık düzen eğitimi,

- Muharebe eğitimi,

- Bireysel ve askeri güvenlik konuları,

- Hayatta kalma eğitimleri,

- Askeri ve genel kültür konuları,

- Senaryoya dayalı eğitimler verilmektedir.


Atış Eğitimi
Mekanik nişancılık Atış ve Bakım ünite başlığı altında, öğrencilere birinci sınıfta tüfekli atış, ikinci sınıfta ise tabanca atışı eğitimleri verilmektedir. Atış eğitimleri süresince öğrencilere, önce silaha ait mekanik bilgiler verilerek silahın tanınması sağlanır, emniyet kuralları anlatılır, ardından nişancılık eğitimleri verilerek simulator atışları ve eğitim mermisi atışları yapılır ve son olarak da canlı mermi atışları yapılarak eğitimler tamamlanır.

http://www.havamyo.edu.tr/Default.aspx

bando astsubay meslek yüksek okulu

Acunay
MSÜ Bando Astsubay Meslek Yüksekokulunda ön lisans düzeyinde eğitim öğretim yapılmaktadır.

Bando Astsubay Meslek Yüksekokulunu başarıyla bitiren öğrenciler Bando Astsubayı olarak mezun olmaktadır.
Ayrıca her yıl MYO 1'inci sınıfını bitiren öğrencilerden, başarı durumuna göre kontenjan dâhilinde iki aşamalı müzik yetenek sınavında başarılı olanlar Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı öğrencisi olurlar ve Bando Şefliği Bölümünden lisans eğitimi aldıktan sonra Bando Subayı olarak ilgili kuvvetlerin bando komutanlıklarına atanırlar.

http://www.kkk.tsk.tr/Okullar/Bando_Okullari/index.html

türk hava kurumu üniversitesi

Acunay
Belli bir süre önce eğitim almak için gitmeyi düşündüğüm, havacılık ve uzay bilimleri, üniversitedir.

Türkiye'de havacılık ve uzay bilimleri alanında ilk ve tek ihtisas üniversitedir.
2 şehirde olmak üzere, toplamda 3 yerleşkesi vardır.

Vizyonlarının "vizyonumuz, Atatürk'ün attığı çağdaş temel üzerinde, “Havacılık ve Uzay” alanında bilimselliğe dayalı ve nitelikli eğitim ve araştırma programlarına sahip, yarattığı fark ile geleceğe yön veren bölge ve dünyada sayılı bir araştırma üniversitesi olmaktır." olduğunu söylüyorlar ve eğitimlerine son hız devam ediyorlar.

Türk hava kurumu'nun kurduğu bir üniveristedir.
Türk sivil havacılık'a dair yapılan bütün hareketlerin destekçisiyim.

hiç televizyon izlemeyen insan

Acunay
"Bu benim ulan." Dediğim başlıktır.

Televizyon izlemek dert benim için, o ekrana bakınca başım efsanevi derecede ağrıyor. Sesini duymak, o iğrenç ses sistemleri varya...

Anca bir haber izlemek için açardım eskiden, sonra o da değişti. Artık gazete okuyorum ya da güncel haber sitelerini sıkı sıkıya takip ediyorum.

Televizyon ekranında bir sorun var, telefonda o olmuyor ama.
Televizyonda safi dizi var, hepsi de saçma sapan aşk konularını ele alıyor. Hem, medyanın bile yandaş olduğu habercilikte beni televizyona bağlayan pek bir şey olmuyor.

olay yeri inceleme polisi

Acunay
Olay yeri inceleme polisleri, teşkilatın gözüdür diyebiliriz.
Yaşanan olayların detayını ve analizini yapan ekiptir.

Üstün araştırma, analiz, sentez, gözlem ve merak yeteneğine sahip polisler bu alanı tercih etmektedirler.

polis özel harekat

Acunay
(bkz:Pöh)

Polis özel harekat, bilindiği üzere emniyet teşkilatının göz bebeği olan bir operasyon birimidir.

Polis özel harekat gerek şehir içi gerekse kırsal alanda bölücü ve yıkıcı tüm faaliyetlere karşı görev almaktadır.

sivil polis

Acunay
Resmi üniformalı polis ile sivil çalışan polisin herhangi bir farkı bulunmamaktadır. 

Sivil polis nasıl olunur sorusuna gelecek olursak arkadaşlar sivil polis olmak ayrı bir kavram değildir.
Emniyet teşkilatı içerisinde bazı şubeler ilgilendikleri olaylar nedeniyle sivil olarak görevlendirilirler.

telegram

Acunay
Bir zamanlar hunharca ve sadistçe kullandığım uygulamadır.

Anonimlik söz konusu, tam da insanların ihtiyacı olduğu bir şey. Hele ki uygulamanın özellikleri efsane...

Sunucusu almanya'da olan bir şirkettir.
Mobil ve pc versiyonları, tabii ki web olanı da, mevcuttur.
Bulut'dan ve şirketinin bulunduğu ülkeden dolayı güvenilirliğinden şüpheliyim.

şenay aybüke yalçın

Acunay
Tam, 2 yıl önce, bugün şehadete ulaşmış olan melek yüzlü öğretmenimizdir.

Güvenlik güçlerince durdurulmaya çalışılan araç dur ihtarına uymayıp infilak etmişti, o sırada şehit düşmüştü şenay aybüke öğretmen.
Hemen hemen, 1 yıl sonra da onu şehit eden bombayı hazırlayan kişi ile 2 terörist etkisiz hale getirilmiş.

Kut'lu tini şad ola.

altay sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

Acunay
Şu son zamanlar maddi açıdan epey sıkışık durumdayım ve uzun zamandır kitap alamıyorum. Çevre kütüphanelerden temin etmeye çalıştığım bazı kitaplar oldu, gelin görün ki dileğimdeki kitaplar mevcut değilmiş. Can sağlığı...

Bugün kırdım bütün zincirlerimi, cebimde en fazla 80 lira para ve ben bütün hırsımla girdim kitabevine.
Yabancı bir yazarın kitabını sordum, 45 lira dedi, bir başka kitabı sordum ona da 85 lira, bir başkasına 70, bir başkasına 50... . Her seferinde Eyvallah deyip kitabı yerine bırakıyorum. Gezindim biraz kitabevinde, biraz dediysem bir yarım saat. Sahip olmak için can attığım kitaplardan en fazla 2 tane alabilirdim ve bir seçim yapmak zorundaydım. Ya paramın hemen hepsini 1 kitaba verecektim ya da 2 kitap alıp çıkacaktım.
Düşündüm biraz ve kararımı verdim, 2 kitap aldım. Aldım almasına da... cebimde en son 20 lira mı ne kalmış. 15 lirasını karta attırdım, geriye 5 lira kaldı.

Ayın 10'unda da kredim yatacak, Planım da bu aydan 100 lira arttırmaktı.
Haziran ayından da 100 lira alıp kendim için bir şey yapmak istemiştim.

Ne mi demeye çalışıyorum sözlük?

Ne demek istediğimi ben de bilmiyorum ama bir şeyler demek istedim.
Heh... şimdi geldi aklıma.

Bu kitaplar neden bu kadar pahalı? para yetirememekten de değilim artık, sadece kitaba o kadar para vermek yavaş yavaş zoruma gitmeye başladı.

altay sözlük yazarlarının dertleri

Acunay
Tanrım kimseye vermesin denilecek olan dertlerdir.
İleride değerlenir, ben önceden gelip de başlığı açayım dedim. Tutar hani diyorum.

Ulan, benim derdim elalemle kıyaslanıyor olmam.

Lisedeki, eski, arkadaşım ikinci çocuğuna hamileymiş. Bunu yolda karşılaştığım ortak arkadaşımız söyledi ve o esnada annem de yanımdaydı.
Eve gelince yüzünü asıp, bana, arkasını dönerek oturdu. Anladım tabii bir durum olduğunu. "Ne oldu anne?" Demeye kalmadan, "arkadaşların ikinci çocuğunu yapmış sen hâlâ sap sap geçin emi salak." Dedi. Elimdem geldiğince sakin kaldım ve hiçbir şey demedim.

Komşumuzun kızları nişanlanmış ve geçenlerde birer hafta ara ile çeyizleri gitmiş.
"Kazılardan bir senden 1 yaş küçük, biri de 2 yaş büyük ama hepsi çeyiz düzmüş. Sen ne yaptın annecim?" Hay amk diyorum tabii bu mevzular açılınca.

En son da... Bir akraba cenazesindeydim, annemin halası da oradaymış. Stajdan çıkıp cenazeye gittim, üstümde scrubs ve ben o sırada herkese peçete dağıtıyorum. Kadının birisi elimi tutup "adın acunay mı kızım senin? Sen bizim ...'nın kızısın he? Hay maşallah." Deyip sorguya başladı.

Meğerse kadın annemin halası imiş.
Akşama bana bir haber geldi; "Seni bir avukata isteyeceklermiş acunay." Üniformamda da adım soyadım işli, bu olaydan sonra da stajlarıma scrubs ile gitmemek için kurum müdürüne yalvardım ve bir daha giymedim.
En nefret ettiğim şeydir bu mevzular ama gelin görün ki ben bu mevzuya her gün maruz kalıyorum, annem sağ olsun.

Dün, daha fazla dayanamayıp "yeter ulan yeter. Beni evlendirince ne geçecek eline? Senin de, evliliğinin de..." Deyip güzelce kavga ettik annemle.
Yahu, bir insan neden kızını evlendirmeye bu kadar meraklı olur ki?

"Tüm derdin bu olsun acunay." deyin bana ama ben her gün bu muhabbeti çekmekten çok sıkıldım ve evlilikten tiksinmeye başladım.

biseksüellik

Acunay
Biseksüellik, her iki cinsiyetten olan insanlara karşı cinsel olarak ilgi duyma, ve onlarla duygusal veya cinsel bir ilişki içine girme potansiyelidir. Biseksüel bir kimse her iki cinse de aynı ölçüde ilgi duymayabilir, ve bu ilginin derecesi zaman içinde değişebilir.
http://lgbti.org/biseksuellik-nedir/

Bir kadın; bir kadına daha çok ilgi duyabilir yahut bir erkeğe daha çok ilgi duyabilir.
Bir erkek; bir kadına daha çok ilgi duyabilir yahut bir erkeğe daha çok ilgi duyabilir.
Bu kişinin kendisine özel olan bir durumdur.

Yani herkesin fazladan ilgi duyduğu cinsiyet kendisine hastır.
Bir kadın bir kadına daha çok ilgi duyuyorsa lezbiyen olmaz, bir erkek bir erkeğe daha çok ilgi duyuyorsa gey olmaz.

İsteyen istediği cinsiyet ile uzun süreli bir ilişki yaşayabilir ve bu ilişkiye üçüncü ve daha fazlası olan kişiler dahil olmak zorunda değildir.

eksi oylanma bildirimi

Acunay
Artı, fav, yorum, ukde, başlığınıza eklenen entry, silinen entry, takip... Gibi birçok bildirim ile aynı olan bildirim.

"Ben eksilenince üzülüyorum ağbee..." diyen yalancıdır.
Şahsen ben bildirim panelimde "... başlığındaki ... numaralı giriniz ... kez eksi oylandı" bildirimini okuyunca "hayt yavrum be... gene kime battı yazdıklarım?" diyorum.

(bkz:Ağlamayan bebeğe süt vermezler)

Edit: hayt yavrum be... gene kime battı yazdıklarım?

ifşa

Acunay
Afişe etme.

Bu gece kendimi ifşalama gibi bir fikrim var, az sıkı durun.

Eğer güzel bir foto çekilirsem ifşa edeceğim kendimi. Yoksa yok...

Edit: vazgeçtim.

erbium yag lazer

Acunay
Erbium Yag Lazer ya da Er:Yag Lazer olarak adlandırılan erbium doped yttrium aluminium garnet lazer sistemleri ülkemizde ve dünyada güvenle kullanılmaktadır.

Erbium Yag Lazerler 2940 Nm dalga boyuna sahip lazer ışığı üretmektedir.
Er:Yag lazer sistemlerince üretilen 2940 Nm dalga boyu kapasitesine sahip lazer ışığı orta infrared ya da bir diğer adıyla kızıl ötesi ışık sınıfına girmektedir ve kızıl ötesi ışınlar gözle görülememektedir.

yara izleri, doğum ve diğer nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan çatlaklar, dermal lezyonlar, epidermal lezyonlar, sivilce ve akne izleri, ciltteki çeşitli yüzeysel pigmentasyonlar (lekeler), gözler ve dudakların çevresinde oluşmuş kırışıklar, ciltteki aşırı yağlanma, yaşlanmaya bağlı olarak ciltte meydana gelen kırışıklık ve çatlaklar, cerrahi operasyonlara bağlı olarak ciltte meydana gelen izler, hasar görmüş ve yıpranmış ciltler için kullanılan bir tedavidir.
-alıntı

Er:Yag lazerin sahip olduğu dalga boyundaki lazer ışınları uygulandığı alandaki dokular içerisinde ve dokuların arasında bulunan su moleküllerince oldukça hızlı ve güçlü bir biçimde emilmektedir. Bu nedenden dolayı hastanın cildinde uygulama esnasında belirli bir doku tabakasını son derece hızlı ve ani bir şekilde buharlaştırır. Cilde gönderilen lazer ışığının bu alandaki dokularda bulunan su tarafından hızlı ve ani bir şekilde emilmesine bağlı olarak uygulamanın gerçekleştirildiği cilt yüzeyinde ve cilt dokusunda kontrollü ve seçici bir derinlikte ani bir soyulma gerçekleşir. Erbium Yag lazer ile lazer tedavisi uygulanan alanda ciltte doğal olarak bulunan kollajen doku uyarılarak cildin kendini yenilemesi ve toparlaması sağlanır ve buna bağlı olarak hastanın cilt tonunda düzelme, ciltte gerilme ve elastikiyet artışı elde edilir.

Er:Yag lazer sistemlerin cilt dokuları üzerinde meydana getirdiği bu ani ve hızlı etki ile sınırları net bir biçimde çizilmiş olan hedeflenen alana komşu çevre dokulara herhangi bir etki bırakılmadan tedavi gerçekleştirilmiş olur.
-alıntı


Etkili ve acılı bir lazer tedavi yöntemi.
Genellikle göze hoş gelmeyen iz ve lekeler için kullanılıyor. Bu tedaviyi aldığım zamanlar gül hastalığı yani rozasede de kullanıldığını gördüm.

İzmir'de bu tedaviyi birçok klinik yapıyor, devlet hastanesinde ise bir tek ege üniversitesi deri ve zührevi hastalıkları polikliniği, kozmetoloji ana bilim dalında uygulanmaktaydı.
Anlaşmalı oldukları bioderma; marka tanıtımı karşılığında faiş bir fiyata hastaneye 2 adet makine teslim etmiş ve gelen her hastadan alınan ücretin yarısını talep etmiştir. Üniversite gerekli ücreti firmaya yatırmayınca makineler firma tarafından alınmış ve tedavimi yarıda bırakmak zorunda kalmıştım.

Bu tedavi süresince 3 adet krem kullanmak zorunda kaldım ve kremler cildimi epey bir değiştirdi.
Bioderma cicabio creme, bioderma photoderm senaitive spf 50+, contractubex işte bu kremler tedaviyi en az hasarla atlatmamı sağladı ve ne yalan söyleyeyim kremlerden ve tedaviden memnundum.

Memnum olamadığım birkaç şey vardı. Tedaviye gittiğim gün boğazım efsane bir şekilde ağrıyordu ve kremler cildimi hassaslaştırdı.
Bunun haricinde krem fiyatları epey güzel(!), tedavi için seans başı ücret de...

salata ve ayranla gün geçirmek

Acunay
Eğer geçirilen gün sürekli hareket etmenize sebep ise zordur.

Durum şöyle başladı;
Bayram günü güzelce bir zehirlenme yaşadım ve çok kötü bir gün geçirdim, tabii son zamanlarda biraz kilo da aldım... bu da hali ile hem beni hem de ailemi rahatsız etti.
Evde ne kadar abur cubur, kalori değeri yüksek şey varsa hepsi çöpe atıldı ve buzdolabı sebze ile dolduruldu.

Salata ve ayran ile günü atlatmaya çalışıyorum ama midem bana "ey acunay! Sen ki, salata ve ayran ile gün geçirecek adam mısın? Senin et, pilav, makarna, börek yemen lazım. Titre ve kendine gel!" Diyor.
Midem benim kötülüğümu istiyor, onu tez vakitte susturmam gerek.

O yüzden gidip biraz ayran içeyim.

konuşurken tükürmek

Acunay
Oldum olası nefret ettiğim bir şeydir.

Birkaç defa başıma geldi de olayın olduğu ortamda kim varsa hepsiyle muhabbeti kestim.

Çok iğrenç buluyorum bu durumu ama bazen insanın elinde olmayan sebepler ile olabiliyor böyle şeyler.

Mesela, bazı insanlar tükürüklerini yutmuyor ve konuşurken hepsi ağzından etrafına saçılıyor. İşte o zaman deli oluyorum.

Bazen de şey oluyor, doktor olan arkadaşlar açıklasın bunu; konuşurken aniden ağızdan tükürük, kendiliğinden, su tabancasından su sıkar gibi fışkırıyor. Ulan, en çok da buna deli oluyorum işte. O an tiksiniyorum kendimden.
Evet, kendimden. Daha önce başıma gelen buydu ve çok rezilce bir durumdu.
O an kendimi, ağzının yanından köpüklü tükürükler akan bir köpek gibi hissettim.

Yüce Tanrım kimseyi böyle bir olay ile sınamasın.

girsan mc 28 sa

Acunay
Girsan silah firmasına ait bir model olan Girsan MC 28 SA, 2016 yılında yapılan ihale neticesinde ihaleyi kazanan firma olmuştur.

Polis teşkilatına 35 bin adet silah satışı yapmıştır.
İğne emniyet bloğu, hazne dolu göstergesi, tetik emniyeti, iğne kurulu göstergesi gibi güvenlik ve emniyet açısından önemli özelliklere sahiptir.
Kırlangıç geçme arpacık ve kırlangıç geçme yarıklı gez gibi nişan düzeni özellikleri vardır. 50.000 namlu atış ömrü bulunmaktadır.

Kısa geri tepmeli olarak çalışan silah, yarı otomatik ateşlemeye sahiptir.

İhaleyi kazandıktan sonra emniyet mensubu birçok polis memuru bu silahlardan edinmiştir. Ülkemiz emniyet güçlerindeki en popüler silahlardan biri olma özelliğini taşır.

altaysozluk.com/foto

canik tp9

Acunay
Ülkemizdeki kolluk kuvvetleri için en iyisini ve en kalitelisini üretmeyi, bunun yanında yerli savuna sanayini geliştirip bu konuda özgüven kazanılmasını kendine misyon edindiğini belirten Canik firması tarafından üretilen bir üründür.

Yine polisler tarafından çok tercih edilen ürünlerdendir. Polimer gövdeye sahip olan ürün, değişebilen 2 ebat kabzeye de sahiptir.
Çift taraflı şarjör kilidi mevcuttur. Askeri standartlara uygun pikatiny ray sistemi vardır. Sağ ve sol elle kullanılabilir şekilde üretilmiştir. Poligon atışlarına ve uzun kullanıma yeterli olacak şekilde tasarlanmıştır.
60.000 atım namlu ömrüne sahiptir. Silah için çeşitli sitelerde kampanyalar düzenlenmektedir. Emniyet mensupları için silahta ciddi indirimler mevcuttur.

Normalde 3650 TL civarında bir fiyatı olan ürün, emniyet mensupları ve bu mensubun emeklileri için 2150 TL civarı bir fiyata satılmaktadır. Bu fiyat avantajı da Canik TP9'un popüler olma sebeplerinden biridir.

altaysozluk.com/foto

sarsılmaz st9

Acunay
Polis memurları tarafından sıklıkla tercih edilen silahlardan biridir.

Sarsılmaz firmasının ürettiği silah modellerinden biridir.
Bu firma 1880 yılından beri silah üretimi yapan 136 yıllık köklü bir firmadır. CAD/CAM ve PDS sistemlerine sahip 11 eksenli CNC tezgahlarda ürünlerini üretmektedir. Bu sayede ortaya kaliteli silahlar çıkmaktadır. Sarsılmaz ST9 da firmanın en çok satan silahlarından biridir.

Universal çalışmak için uygun olan patentli kapağa sahiptir.
Yalnızca üst kapak değiştirilerek aynı gövdede üç kalibre uygulanabilir şekilde tasarlanmıştır. Değişebilen ergonomik bir kabzeye sahiptir. Hem sağ hem de sol el kullanımı için uygun bir silahtır.

Aynı zamanda lazer ve fener gibi silah aksesuarlarının kullanımı için uygundur.

Polisler tarfından sıkça tercih edilen silahlardan biridir.

altaysozluk.com/foto

yalan

Acunay
Başlayalım...

Ben acunay.

Birçoğunuzun kardeşi, bazılarınızın ise çocuğu olacak bir yaştayım. Şu dünyada en nefret ettiğim şey yalan söylemek.
Şimdi bana diyeceksiniz ki, "acunay, sen hiç yalan söylemedin mi?" Ve ben de buna "Söyledim." Diye cevap vereceğim. Hem de en alâsından yalan söyledim.

Adalete ve savcının temsilcilerine en büyük yalanları söyledim. Ben öyle güzel yalan söylüyorum ki... Suçu işleyenden çok daha suçluyum.

Hayatımı alt ve üst eden o iğrenç kazanın sebepkarı; can bildiğim ama 1 aydır tek laf edemediğim, bana sırtını dönen öz abim.

Sen abi, hayatımı mahvettin. İnsanların çoğunun bana tiksinerek baktığını biliyorsun ve bu benim ciğerimin her bir köşesini deliyor. Ama gel gelelim ki ben senin için yalan, yalanlar söyledim. Hayalime bile ulaşamayacağımı bildiğim halde söyledim bu yalanları.

İkimizin de en büyük hayaliydi asker olmak. Sen sadece asker olmak istiyordun, ben ise bir kurmay subay...
Benim hayalim çok daha başkaydı ama tam da hayalime yakışan birisiydim. Kusursuz bir yapı ve güzellikteydim. Kimse kalkıp da "bu tiple nasıl asker olmuş bu?" Diyemezdi. Hatta birçok defa "sana da çok yakışır askerlik. Hem zekisin, hem güçlü, hem de güzel." Dendiğini bile işitmiştin...

Nasıl olduğunu hiç anlamadığım bir gece, aniden hayatım değişti ve ben saatlerce bir hastaneden bir diğer hastaneye gitmek zorunda kaldım. Bütün izmir'i dolaştım, bir tane bile doktor bulamadım. En son olarak doktorun birisini evinden çağırmak zorunda kaldık ve adam uykusundan uyanıp geldi bana. Ona da yalan söyledim ama doktor o, o haltın bahsettiğim şeyler ile olmayacağını polisten çok daha iyi biliyor.

İyileştim ama fiziki olarak, psikolojik olarak hala sorunlar yaşıyorum ve kendime her baktığımda "bu benim başıma nasıl geldi?" Diyorum. O izi taşımaktan nefret ediyorum.

Aylarca tedavi oldum, anestezi almadan derimi yüzdüler ama hiç sesim çıkmadı. Tedavi cevap verdi mi? Hayır. ama ben hâlâ bir tedavi daha olmak istiyorum ve bundan korkuyorum. Sadece hayalime ulaşmak için tedavi olmak istiyorum.

Sen abi, şimdi hayaline ulaştın ve bana sırtını döndün. Askeri okullara başvuru yaptığım gün "boşuna uğraşma, seni almazlar harp okullarına. Bu tiple kim sana asker diyebilir ki." Demiştin. O laf tam da içime oturdu.

Sen; benim yalanım sayesinde hayaline kavuştun.
Ben; senin hatan yüzünden hayalimden ve hayatımdan oldum.

İşte, yalandan bu yüzden nefret ediyorum.
Yalan, benim hayatımın temel taşı. Eğer yalanım ortaya çıkarsa tek suçlu ben olacağım. O yüzden susmaya devam etmem gerek.

evrene mesaj yollamak

Acunay
Evrene mesaj yollamak denilen şeyin ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. O yüzden ona yollayacak tek bir mesajım dahi yok.
Belki buraya yazarken bir şeyler diyebilirim evrene, mesaj olur mu bilmiyorum ama.

Birçok şeyi deneyimleme şansı sundun bana çarkına tükürdüğüm evren.
Düzenine binlerce defa küfürler ettim ki, bilirsin, ağzım haddinden fazlası ile bozuktur. Kadın/kız halimle bile sana yapamayacağım küfürler saydırdım, hâlâ da saydırıyorum.

Sen; insanları iğrenç hırslar yüzünden birbirine düşman ediyorsun. Dur bir dakika! Sen değil de senin hırsından insanlar mı düşüyor birbirine. Öyleyse eğer ben o hırsların bir tarafına koyayım.

Sana da şöyle bir mesaj yollayayım;
Senin malın için kalp kıranın ta anasına koyayım.

06 haziran 2019 hakkari askeri araç kazası

Acunay
Hakkari'deki askeri aracın devrilmesi sonucu ile 1 şehidimiz 1 de yaralımız var-mış.

Son bir ayda kaçıncı kaza, kaçıncı şehit artık sayamıyorum ama zaten bizim söylediğimiz de kimsenin umrunda değil.

Bizler askeri işleyişi bilmiyoruz, anlamıyoruz değil mi?
O kadar da aptal olduğumuzu sanmıyorum ama neden bu şeye bir dur dural veremiyoruz onu da bilmiyorum.

Aaa... bakın, şuraya da şehidimizin adını yazayım da, kimse onu unutmasın.

Piyade Uzman Onbaşı Fatih Öz

depulteron

Acunay
Gönlümde çiçekler açtırdığını yazarken şaka yapmadığım yazar.

Özleyeceğim seni depulteron, bunu tekrar ediyorum.

Bana giderken bıraktığın şarkıları, inan ki, her gün dinleyeceğim.
Benim en büyük huyum da budur; sevdiğim ve değer verdiğim birisi bana şarkı bırakırsa her gün dinlerim.

Ne desem bilemiyorum ama gene bilemiyorum. "Ağzım yandı, yapmam." Dediğim şeye düştüm ya gene, en çok da buna yanıyorum.

Gidişin kötü oldu, biliyorsun değil mi?

altay sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

Acunay
Artık kabuğuma çekiliyorum, sahil kasabasında yaşayan bir beyaz gömlekli ıssız adam rolüne bürünüp ıssız kadın oluyorum.

Neden böyle bir karar aldım?

Artık sözlük ortamında eskisi gibi olmayacağım. Gerçekteki ciddiyetim ile yazacağım ve biraz daha düsturlu olacağım.

Uzun uzun yazacağım gene ama bu sefer gülerek okumayacaksınız bunları.
Kaşlarınızı çatacak ve beyninizin her bir yanını faal hale getireceksiniz.
Belki bazılarınız yazdıklarım yüzünden bana kin güdecek ve "bu bizim acunay kesin hesabını birisine bıraktı da gitti he..." bile diyeceksiniz ama bilin ki, mesaj atarsanız eğer, bir diğer uçta gene acunay olacak ama eskisi olmayacak.

dağa taşa yürümek

Acunay
Bu genelde benim yaptığım bir eylem-di.

Evet sevgili yazarlar, dağa taşa yürümeyi bırakıyorum ve müzmin bir bekar olarak yoluma devam ediyorum.

bayram değil seyran değil, acunay niye dağa taşa yürümeyi bıraktı?
Nasıl anlatılır pek bilmem ama ben biraz kendimi birisine kapatırdım ve bu da damağımda efsane güzel bir tat bıraktı. Ama ben elimdeki son canı da kaybedince...

game over.

binali yıldırım ve acunay buluşması

Acunay
Değer verdiğim ve bende yeri çok yükseklerde olan yazarlarımızın isteği doğrultusunda açıyorum bu başlığı ve anlatıyorum.

benim canım annem akpli ve bu yüzden birçok sorun yaşıyoruz kendisi ile.

bir gün, çalıştığı yere binali bey gelmiş. o zaman da izmir'e aday olmuştu kendisi. annem de kendisi ile konuşma fırsatı yakalayınca cep numaramı binali bey'e verip "kızım acunay sizin hayranınız." demiş ki, ben hiçbir siyasiyi sevmem.

bu olaydan iki gün kadar sonra telefonum çaldı ve yabancı bir numara arıyordu. sert bir ses ile açtım telefonu, "ben binali yıldırım bey'in özel kalemi..." diye bir ses işittim ve olduğum yerde öylece kala kaldım. içimden geçen tek şey, "kim bilir ne bok yedim ben, yoksa bunlar neden beni arasın. yani numaram ne arar ki bunlarda?" sonra "telefonu binali bey'e teslim ediyorum efendim." lafını işittim.

Sonra tanıdık bir ses "acunay hanım ile mi görüşüyorum?" Diye bir sualde bulundu. "Evet, benim binali bey. Buyrun?" Diyerek karşılık verdim kendisine. "Ben ... gününde izmir'de ... mitinginde olacağım, seninle buluşmak istiyorum ve sana ufak bir hediye vermek istiyorum." Demişti. Tabii hemen kabul ettim, günü gelince de buluşmaya gittim. Hatta kendisi izmir'e gelince "acunaycım, saat ... da şurada ol ve ... korumayı sor. Seni yanıma o getirecek." Dedi.

Bahsedilen yere gittim ve bahsi geçen korumanın adını verip beklemeye başladım. Koruma yanıma geldi ve kendisi ile tanış olduktan sonra elimin sıkı sıkıya tutulması ile koruma bey ile yürümeye başladık.
Sanırım o gün kalbimi heyecandan attıran tek şey o koruma ile el ele tutuşmaktı.

Tabii birkaç dakikalık koruma ile el ele tutuşma faslı binali bey'in arabasına yaklaşmadan son buldu. Binali bey bana güzel mi güzel bir parfüm seti hediye etti ve bolca da sohbet ettik. Aramızda kalsın ama binali bey dışarıda yürürken beni yanına aldı ve elimi tutup benimle yürüdü.

Yüce Tanrım, sen beni affet ama gençlik çağımdı ve ben her heyecanı yaşamaya açtım. Yoksa binali bey'in elini tutup yürümek ne demek?

binali yıldırım

Acunay
Biraz biraz komik anılarımın olduğu siyasetçi.

Benim canım annem akpli ve bu yüzden birçok sorun yaşıyoruz kendisi ile.

Bir gün, çalıştığı yere binali bey gelmiş. O zaman da izmir'e aday olmuştu kendisi. Annem de kendisi ile konuşma fırsatı yakalayınca cep numaramı binali bey'e verip "kızım acunay sizin hayranınız." Demiş.

Bu olaydan iki gün kadar sonra telefonum çaldı ve yabancı bir numara arıyor. Sert bir ses ile açtım telefonu, "ben binali yıldırım bey'in özel kalemi....." diye bir ses işittim ve olduğum yerde öylece kala kaldım. İçimden geçen tek şey, "kim bilir ne bok yedim ben, yoksa bunlar neden beni arasın. Yani numaram ne arar ki bunlarda?" Sonra "telefonu binali bey'e teslim ediyorum efendim." Lafını işittim.

Sohbetin devamını merak edenler fav ve yoruma çökün. Eğer yorum falan gelmezse bileyim ki yazdıklarım okunmuyor.

Edit: seni sevmiyorum binali bey. O ponçik cebinizi, ayhh... kalbinizi kırmak istemem ama sevmiyorum sizi.
3
0 /