the notebook

namütenahi
*Acunay ukdesi

Klişe bir senaryo; zengiz kız-fakir oğlan ilişkisi olan amma velakin beklentilerin çok çok üzerinde iyi bir film olan, Nick Cassavetes'ın izlediğim ikinci filmidir.

Kendisini John q ile izlemeye başlamıştım; 2009'da illkez izlerken beni çok tatmin etmemişti, daha sonra tekrar tekrar izledikten sonra oyuncuların mükemmel bir iş çıkarttıklarını söylemem gerekiyor.

Ryan gosling gibi bir aktörün Günyüzüne çıkmasını sağlamıştır.

Gitgeller ve hayalkırıklıklarına rağmen, gerçek aşkın peşinde koşanların hikayesidir.

Klişe hikayeleri çok sevmesem de bu filmi gerçekten çok sevdim.

Zira bize aramanın; ömür boyu aramanın önemini anlatıyor.

Ümit yaşar Oğuzcan'ın da dediği gibi;

Aramak... Ömür boyunca aramak... Yanlız seni aramak... Paslı teneke kutularda, küf kokan dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, ağaç diplerinde, sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak. Belki bu şehirde değilsin. Ne çıkar? Seni arıyorum ya. Belki de aynı sokakta evlerimiz, sabahları beni görüyorsun işime giderken. Sonra akşamı bekliyorsun, alacakaranlığı... Beni bekliyorsun ya da bir başkasını, bir başkasını...

Arayan bir adam; aşkın peşinden sonucunu hiç düşünmeden koşan bir adam ve aşkı için her şeyi göze alacak bir kadın.

Rachel McAdams'ı da iyi oyunculuğu için takdir etmek gerekiyor.

İzlemenizi tavsiye ederim.