oğullar ve rencide ruhlar

nene korkut
Depulteron'un teklifiyle, Kut'un çektiği kura sonucu Altay Sözlük Kitap Okuma Seansları kapsamında okunak ilk kitap olarak belirlenmiş Alper Canıgüz romanıdır.

Öncelikle bir itirafta bulunayım, bu kitap önerilince çekilişte çıkacağını hiç düşünmemiştim. Önerilen diğer kitapların (Eylül, Huzur, Canan, Sapiens) yanında basit kaldığını düşünmüştüm. Klişe bir post modern edebiyat ürünü olacağına ilişkin bir öngörüm vardı. Zaten çekiliş sonucunu görünce de "yok artık sayın seyirciler" gibi bir tepki verdim, Kut girisinin sonuna okumayı taahhüt edenler kısmı koyup Nene Korkut yazmasa okumazdım sanırım.

Siz benim gibi yapmayın, çok feci yanılmışım.
Kitap klişe bir post modern ürünü değil; hatta okuduğum kadarıyla öyle çok da post modern unsur yok (bireyin iç mücadelesi post modernizmde daha başat olsa da ona özgülenemez bence)
Bunun yanı sıra yazarın son dönem eserlerinde benzerine az rastlanır kalitede bir dil zevki var. Cümle dizini, kelime seçimi insanı okurken içine çekiyor. Hikayeyi anlatırken kullandığı teknikleri de - özellikle metinlerarasılık- ustaca kullanıyor.
Kitapla ilgili notlarımı bir başka giriyle paylaşacağım ancak spoiller yemeden kitap hakkında genel bir fikir sahibi olmak, geç olmadan seansa katılmak isteyen yazarlar olur diye bu giriyi buraya bırakmak istedim.

Depulteron, zatınıza haksızlık etmişim; bundan sonra önerilerinizi çok daha ciddiye alacağım.
nene korkut
Altay Sözlük Kitap Okuma Seansları kapsamında okunan ilk kitaptır. İlk izlenimim çok da post modern bir eser olmadığı yönündeydi, ancak sonlara yaklaştıkça bu düşüncemden vazgeçtim. Girinin bundan sonrasında kitap incelenecekti, spoiller niteliğinde şeyler olabilir o yüzden okumadan önce bunu göz önünde bulundurun lütfen.

Öncelikle isimlerden başlamak istiyorum; Kitapta isimler bir amaca matuf olarak seçilmişlerdi. Bunun en belirgin örneği; "Mutullah Akçabey"di sanırım. Mutullah ismini ilk defa bu eserde duydum ancak ilk okuduğum andan itibaren bu insanın iyi biri olduğunu , kurtarmaya muktedir olduğunu (soyadından dolayı da olmuş olabilir) düşünmüştüm.
Alev ismi de keza öyle, ismini okur okumaz birilerinin hayatını yaktığı düşünmüştüm.
Hicabi Bey ve hicap duyulması gereken fiilleri
Ruhan Bey'in duygusallığı, vefası.
Yazar isimleri efektif kullanmış.

"Ağlamanın bir kadın için her daim ulaşılmaya çalışır bir ruh durumu olduğuna inancım tamdı. Havaya atılan bir cismin yere düşme eğilimi gibi bir şeydi bu." Bu cümle kadınları ne kadar ifade ediyor bilmiyorum ama bir kadın olarak bu döngüye kapıldığımı bildiğim zamanlar oluyor.
Bununla beraber kurguyu pek sevmedim. Ana karakterin 5 yaşında olması belki Şeker Portakalı'ne hoş bir nazire olarak düşünülmüş ama bunun gerçekçiliği zedelediğini düşünüyorum. Gerçi yazarın çok da gerçeklik ya da gerçekçilik kavgasında olmadığı da aşikar.

Kurgunun yanı sıra dil zevkine diyecek bir şey yok; kelime seçimlerinin çok başarılı olduğunu düşünüyorum.

Kitaptan geriye bende kalan en güzel cümleler ise şunlar;
"Tanrı içineki tahammülfersa boşluğu doldurmak için evreni yaratır."
"Kaaranlık Tanrı'nın ta kendisiydi."
-->