iç düşmanlar

bumin kagan
" Son büyük imparatorluğumuzun çöküş yıllarında ve çöküşünden sonra, eski çağlarda istila edilmiş toprakların mensuplarından olup da içimizde kalanların, yıllardan beri sürüp giden düşmanlıkları da, cemiyetimizin manevi hayatında devamlı olarak yaralar açıp durmaktadır.

Dış ve iç düşmanlarımızın, Türk'ü vurmak için giriştikleri hareketlerde yüzyıllardan beri, ustalıkla kullandıkları bir kozları vardır. Bu, Türk'ün sıfatıdır. Doğru, mert, yiğit ve efendi Türk; hileye gerektiği derecede akıl erdiremediği için, düşmanları tarafından kolayca kandırılıp vurulmaktadır."

---n. sançar
bumin kagan
"tanzimat sonrasının <Osmanlıcılık> ham hayali, devlet adamlarımızda görülen korkunç gafletin en ibret verici örneklerinden biridir.

Son imparatorluğumuzun sınırları içindeki çeşitli soylardan bir <Osmanlı milleti> meydana getirmek fikri, ancak, idaremiz altındaki yabancı milletleri eritmek veya uyutmak siyaseti olmak gerekirdi. Fakat aksine, bu uydurma millet hayali, bizim aydınlarımızı ve dolayısıyla devlet adamlarımızı bir fikri hastalık gibi sarmıştır. Türklüğümüzü reddedip uydurma <Osmanlı milleti> hayaline kapılışımız ve bu korkunç gafleti 1908 sonlarına kadar devam ettirişimiz işte, bunun sonucudur. Bu korkunç gaflet, cumhuriyetten sonra da devam etmiştir. Ve bugün de hala, çeşitli kademelerdeki devlet adamlarımızın kafalarında yaşamaktadır. Bir çok milli meseleler ve hele Türkçülük ülküsü üzerindeki tutum ve davranışlar, bunun reddedilmez delilleridir... Türkçülükten ürkmektedirler.

Bu ürküntü, Türkçülük fikrinin, yurdumuzdaki Türk olmayan vatandaşları kuşkulandıracağı temeline dayandırılmak istenmektedir. Böyle bir düşünce ise; devletin sahibi olan ve Türkiye nüfusunun onda dokuzunu teşkil eden Türklerin, onda bir nispetindekiler için, milli ülkülerinden vazgeçmelerini istemekten başka bir şey değildir. Türkçülükten ürken ve ona sırt çeviren devlet adamı, bu korkunç gafletini, ince ve başarılı bir siyaset sanacak kadar da fikirsizdir. O, Türkiye vatandaşı oldukları halde, başka soyların şuuruna sahip bulunan ve Türklük davasından ayrı dâvâlar ardında olanların bu ince (!) siyaset ile aramızda eriyip zararsız hâle geleceği hayalindedir."
---n. sançar
bumin kagan
osmanlı ve cumhuriyet çağında, ayrılıkçı ve bölücü amaçları için dönem dönem ayaklanan azınlıklar ve türkler dışındaki etnik unsurlardır.

Osmanlı dönemindeki Arnavut, arap, ermeni, rum, kürt ve küçük çaplı olsa da çerkes ayaklanmaları bu kapsamdadır. günümüz türkiyesi'nde ise özellikle kürt ayaklanması Osmanlı'da başlamış olup şiddetlenerek sürmektedir.
Örneğin, Arnavutlar, Mart 1910'da ayaklanmayı başlatmışlardır. oysaki arnavutlar Çoğunluğu Müslüman olduğu için Osmanlı'da kardeş(!) gibi görülmekteydi. ve gerek Osmanlı yönetiminde gerekse de İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) içerisinde önemli pozisyonlarda Arnavutlar'a yer verilmişti. ancak tüm bu gerçeğe rağmen "kardeş ve Müslüman" olan Arnavutlar, türk-osmanlı devletine karşı bölücü-ayrılıkçı bir ayaklanma ile ihanet etmekten çekinmemişti. Meclis'te ve üyesi oldukları Hürriyet ve İtilâf Partisi içinde, gerçek meşrutiyet ve hürriyet prensiplerini ülkenin çıkarına korumak için bulunduklarını ileri süren Arnavut kökenli İsmail Kemal Bey, Hasan Piriştine, Esat Toptani ve Müfit Flora gibi mebusların, gerçekte Meclis'i de muhalefet perdesi altında ayrılık amaçlarını gerçekleştirmek için bir araç olarak kullandıkları bilinmektedir. bugün cumhuriyet dönemi meclisinde de diğer etnik unsurlardan olup, farklı partiler içinde siyaset yaparak, dost görünenler için bu tarihsel gerçekler önemli birer ibret örneğidir.
yine bugün etnik ayrılık peşinde koşup hem dağda, hem şehirde, hem mecliste silahlı ya da sözlü terör estirenlerin yabancı ve dış güçlerle işbirliği yapmalarına tarihsel bir örnek olarak şunu da hatırlamalıyız: Arnavut çeteleri de, Makedonyalı Bulgar ve Rum komiteleriyle birlikte çalışmaktaydılar. Yüzyıllardır sadakatle bağlı bulunduklarını söyledikleri "devlet"i, parçalamak ve yıkmak isteyen yabancı devletlerle işbirliği yap­mak yolunu onlar da tutmuşlardı.

I. Dünya Savaşı başladığında Meclis-i Mebusan'da yer alan Ermeni kökenli Erzurum mebusu Karakin Pastırmacıyan (Garo takma adıyla), Kozan mebusu Hamparsum Boyacıyan ( Murat takma adıyla ), Van mebusu Vahan Papazyan fiilen savaşın içinde ve çetelerinin başında bulunmuşlardı.

Şeyh Sait ve yandaşlarını idama götüren 1925 yılındaki ayaklanma, Peygamberin bayrağını yüceltme bahanesi altında gerçekleşti. Oysa, asıl amacı, Türk vatanının bir kısmını ayırmak ve vatanın bütünlüğünü yok etmekti… Kürt ayaklanmasını çıkartanların sebep ve gayeleri, Suriye ve Filistin'dekilerle de aynıydı… Bazıları bencillikle, diğerleri ecnebi propagandasının etkisiyle veya siyasi hırsla hareket etmişti, Fakat hepsi gerçekte bir nokta üzerinde hemfikirdi: bağımsız bir Kürdistan'ın kurulması.
gerek Şeyh Sait isyanı gerekse bugün pkk adı altında sürdürülen kürt ayaklanması, Osmanlı döneminde meydana gelen ayrılıkçı ayaklanmalar ve düşmanlıklar birbirinin devamıdır ve birebir aynı niyetlerle ve aldatıcı politikaların sinsi perdesi altında derinden derine sürmektedir .